ANAOKULU YOLUNDA EVDEN İLK AYRILIŞ

 

 

Hep çocukların okula alışmasındaki zorluktan bahsedilip durulur, ya ebeveynlerin arkalarını dönüp gitmeleri kolay mıdır?

Evden ayrılan evladın arkasından bakmak hangi yaşta acıtmamıştır ki anne baba yüreğini…

 Düğün dernek gibi acıyı geçiştirme ritüellerinin olmadığı, çalıştı kazandı iyi mesleği olacak, büyük okulda okuyacak avuntuları ile teselli olunmayan bir ayrılış bu…

Evden ayrılışın ilkinden, belki de en zorundan bahsediyorum.

Sürekli olarak memnun edilmeyecekleri, tüm isteklerinin karşılanmayacağı yabancı bir ortama evladını salıvermek hangi anne için kolay olabilir ki…

 

Eylül ayının ilk pazartesi günü önceki yıllarda olduğu gibi, okul öncesi kurumların otoparkları, arabalarını çalıştırıp işe yönelmekte zorlanan ebeveynlerle dolu olacak.

 

Çocuklarının sosyal, duygusal ve mental gelişimi için hayati önem taşıyan bu dönemi fırsat olarak gören birçok ebeveyn okulun ilk haftasında kafalarında beliren ‘’henüz erken mi yoksa’’ şüphesi ile baş etmek zorunda kalacaklar.

Bu ebeveynlerin bir kısmı duygusal yükün altında kalıp bu fırsatı tepecek, bir kısmı ise yüreğine taş basıp sürece uyum göstermek için çaba sarf etmeye çalışacak.

Nerden bakılırsa bakılsın süreç her aile için duygusal ve kendi içinde zorlukları barındırmakta.

Her ayrılışta olduğu gibi…

 

Rutine Alışmak Her Yaş İçin Zor

Rutin olarak yıllardır yaptığımız kendi mesleğimize, izinden döndüğümüz ilk günkü huzursuzluğumuzu, bir önceki geceki iç sıkıntısını uykuya dalamamayı hatırlayın…

Bizim gibi koca koca insanların bile günlük işleyişi bozulup rutine tekrar alışma zamanlarında böyle sıkışmış ve gergin hissederken, her ihtiyacı ebeveynleri tarafından belirli bir düzen içerisinde karşılanan okulöncesi çocuklarımızın, ilk kez karşılaştıkları ve ev rutinlerinin yerine yeni bir düzene uyumun istendiği okul ortamında endişe duymaları doğal değil midir?

 

‘Kesinlikle evet’ olarak yanıtlanması gereken bu sorunun ardından onların bu dönemde aile ve öğretmenlerinden en çok ihtiyaç duyacakları yaklaşımı belirtmek gerekir.

Sabır, anlayış ve bu döneme karşı farkındalık.

 

Okula Gitmekte İsteksizlik Profesyonel Yardım Gerektirmeyen Her Çocukta Görülebilen Bir Durumdur

 

Özellikle ilk gün yoğun olmak üzere, okul açıldıktan sonraki yaklaşık 2 hafta süresince her çocuk okula giderken korku ile karışık heyecan ve huzursuzluk hissedip, akşamında ertesi gün okula gitmemek için ağlayabilir. Dolayısıyla okul korkusu bu zaman dilimleri arasında normal bir tepki olarak kabul edilir.

 

Çocuğun, yaşıtları ile etkinlikler gerçekleştireceği kendisi için uygun ortam ve materyallerin olduğu bir ortama en geç yaklaşık iki hafta içerisinde alışır, alınan haz; endişe ve kaygıya üstün gelir ve artık ebeveynine ihtiyaç duymadan keyifli zaman geçirmeye başlar. Dolayısıyla ilk 2 hafta süresince çocuğun huzursuzluk göstermesi profesyonel yardım almayı gerekli kılan bir durum değildir. Öğretmen ve ebeveynlerin göstereceği sabır, anlayış ve doğru yaklaşımlar (diğer çocuklarla kıyaslamamak, ayıplamamak gibi) ile çoğu çocuk bu süreçte istenilen uyumu rahatlıkla gösterir.

 

Ancak çocuğun okula gitme konusunda isteksiz olması veya okula gitmeyi tamamen reddetmesi durumu zaman içerisinde azalmaz, korku, ağlama isteksizlik durumu iki haftayı aşan bulantı, kusma, karın ağrısı uykularda bozulma sinirlilik eklenirse mevcut durum okul fobisi olarak adlandırılır.

Bu durumda çocuk okula gitmesi için kesinlikle zorlanmamalı ve nedenin tespitine yönelik profesyonel yardım alınmalıdır.

 

Okul öncesi dönem baştaolmak üzere öğretim hayatının her döneminde okula gitmek, orada bulunmak; sıkıntı veren ve kaçınılan bir durum olabilmektedir. Her yaş döneminde farklı nedenler okula alışamamanın nedeni olabilmekle birlikte okul öncesi dönemde okul reddinin en sık nedeni Seperasyon Anksiyetesi denilen tıbbi bir bozukluktur.

 

Korku Okul Veya Öğretmene Yönelik Ama Kaynağı Daha Derinlerde

Okul korkusu olan çocukların korkuları okulun kendisine yönelik olmaktan çok,  bağlı oldukları kişiyi, kaybetmekle, bir daha görememekle, ondan ayrılamamakla ya da güven duydukları ortamdan uzak kalmaya tahammül edememekle ilgilidir.

Seperasyon Anksiyetesi olarak adlandırılan bu durum, okul öncesi dönemde aşırı özenle büyütülme, tüm gereksinimleri eksiksiz karşılanma, sürekli korunma ve bu şekilde memnun edilerek çocuğun sevgisini kazanma çabasına girişen aşırı koruyucu annelerin çocuklarında daha sık görülür.

Bu tür bir korku geliştiren çocukların anneleri ile ilişkisinde, normalin çok ötesinde, karşılıklı aşırı bağımlılık söz konusudur. Bu patolojik karşılıklı aşırı bağlanma çocuğu, annesinin gözünün önünde olmaması durumunda, annesinin veya kendisinin başına bir şey gelmesinden endişe eder hale getirir. Yaşadığı güvensizlik çocuğun evden ve annesinden uzaklaşmasına izin vermez. Çocuğu korkutan şey okulun nesnel olarak varlığından çok, anneden ayrılmak ile ilgilidir. Bu bağın temeli hiç kuşkusuz ki annenin anksöyöz mizacı ve kişilik özellikleri tarafından atılır.

 

Çocuğun okul öncesi bir kuruma başlamaya hazır mı?

  • Çocuk öz bakımını kendisi yapabiliyor mu?
  • Anne kendi giyinmesine, yemesine müsaade etmiş mi?
  • Uyku ve yemek saatleri evde düzenli mi?
  • Ev dışında da yakın akrabalarında kalmayı daha önce denemiş mi?
  • Arkadaşlarının evin oynaması için gönderilmiş mi?

Yukarıdaki sorulara verilen yanıtlar çoğunlukla evet ise çocuğun okula alışmakta çok daha az problem yaşayacağı söylenebilir.

 

Okula Kolay Adaptasyon İçin Öncesinde Ailelerin Yapabilecekleri

2-3 yaşına kadar anneye yapışık olma eğilimindeki çocuğun bu yaştan itibaren ebeveyn tarafından yavaş yavaş bağımsızlık davranışları desteklenmelidir. Eğer ebeveyn çocuğun yapışık davranış eğilimlerini besler, onlar da çocuğa yapışık davranırlarsa, yetişkin kimliğinde dahi bireylerin anneye bağımlı oldukları gözlemlenebilir.

Özellikle 2-3 yaş arası dönemde çocuğun kendi başına yaptığı denemeleri engelleyen, kaygı ile yaklaşan ebeveynler, çocukta bu sürecin sağlıklı geçirilmesini engellemiş oluyorlar.

 

Annenin, çocuğun her isteğini yerine getirmesi, onun yapabileceği şeyleri kendisinin yapması, çocuğu dış çevre gerçekliğinden yalıtıp sokakta gördüğü her şeyi (yabancı insan, kedi, köpek, canlı, cansız, vs.) tehlike kaynağı olarak değerlendirerek bunu çocuğa aşılaması, çocukta bu tür bir fobi oluşumunu tetikleyebilir.

Dolayısıyla çocukların öz bakım becerilerini kedi başlarına yapabilmelerinin desteklenmesi, kendi yemeğini yemesi, kendi başına giyinmesi ve bazı ev içi sorumluluk verilmesinin sağlanması (oyuncaklarını toplamak, odasını düzenli tutmak vs.) ile okula başlamaya daha hazır hale gelirler.

Çocuğun kreş ve anaokuluna alışması sağlanamayıp sorun çözülmediği takdirde aynı sorunun ilkokula başlarken de yaşanabileceği unutulmamalıdır. Okul öncesi kuruma alışamama nedeni mutlaka tespit edilmeli sonraki yıllar için tedbirler alınmalıdır.

 

Okulun ilk günlerinde sınıfa girmeyen, annesini bırakmayan ve sürekli ağlayan çocuğun davranışlarına karşı;

  • ‘’Şımarıklık, naz yapıyor’’ gibi uygunsuz etiketlemeler getirilmemelidir.
  • Daha rahat alışan çocuklarla kıyaslanıp, utandırılamamalıdır.
  • Çocuğun hissettiği korkuya karşılık ebeveyn ve öğretmen öfke ve kızgınlık ile yanıt verdiği takdirde çocuğun huzursuzluğunun artacağı unutmamalıdır.
  • Sınıfa girmediği takdirde şunu almayacağım, bundan sonra sana şu yok gibi çocuğun keyif aldığı şeylerden mahrum bırakmak ile ilgili tehdit edilmemeli.
  • Çocuğun kontrol edemediği bu süreç duygularına karşı aceleci ve tez canlı davranmak yerine anlayışlı ve sabırlı olunmalı.

 

SONUÇ

Okula başlanılan ilk günlerde “ağlasın, siz gidin o alışır, yaklaşımı’’ çoğu öğretmen tarafından benimsenen, normal bağlanma ve gelişimsel özellikleri olan bir çocuk için çoğu zaman işe yarayan ancak bir o kadar da riskli bir yaklaşımdır.

Okul fobisi gelişimi için riskleri olan bir çocuk için bu zorlayıcı yaklaşım başta panik atak olmak üzere çeşitli anksiyete bozuklukları için ciddi bir tetikleyici olabilir. Dolayısıyla çocukların okula alışma sürecinde her çocuk kendi özeli ve dinamiğinde değerlendirilmeli, okul fobisi geliştirme riski olan çocuklar öncesinde belirlenerek profesyonel destek alınmalıdır.

 

 

Beğene bileceğinizi düşündüklerimiz...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir