Bir Fotoğrafçının Merceğinden; Betül Altay

Küçüklüğümden beri avuç içlerimde biriktirdiğim şehirden gitmek üzere başladı benim filmim. Kızım bizim bir fotoğrafımızı çek bakalım derdi babam en mutlu anlarımızda. Ben de karşılarına geçip ellerimi fotoğraf makinesi gibi tutar kendime saklardım gülümsemelerini. Sonra İstanbul’da Gastronomi bölümünü kazandığım yıl hazırlanan o devasa valizin ön gözüne evdeki perdesi yırtık eski analog makineleri ve objektifleri tıkıştırdım. Aslında odamda kitapların arasında güzel bir dekor olurlar diye düşünüyordum. Hiç bilmediğim bu şehrin sokaklarında kaybolduğum her gün, hızlı adımların arasında kimsenin farketmediği anların benim olmasını istedim. Next Station Sirkeci dedim ve Hayyam Pasajı oldu ilk durağım oradan da film almak üzere tarif edilen yere gönderildim. Kime sorsan gösteriyormuş pamuk ticareti. Şehabettin Amca adı, bir daha unutamazsın senin o heyecanlı haline yarım gülümsemeyle bakan gözleri. İlk filmimi içine o yerleştiriyor. Sonrası kendimi bulmaya başladığım sokaklar… Sokaklara da sığamayınca seyyah fotoğrafçılık yolunda hem film sarma kolunu hem de bisikletimin pedalını çevirmeye başlıyorum. “Bir şehir Bir Yemek İki Teker” diyorum ve yemek fotoğrafçılığına el atıyorum elimin hamuruyla. Yöresel lezzetleri öğrenmek adına beş şehir ve bir sürü fotoğrafla birlikte yoluma devam ediyorum. Daha yolun başındayım biliyorum.

 

 

 

 

Beğene bileceğinizi düşündüklerimiz...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir