Deniz Gökçer, Türk oyunculuk Tarihine Altın Harflerle Kazınmış Usta Oyuncu

Deniz Gökçer

Türk oyunculuk Tarihine Altın Harflerle Kazınmış Usta Oyuncu
İki usta oyuncunun kızı olarak dünyaya gelir Deniz Gökçer. Mediha ve Cüneyt Gökçer çiftinin. Küçük yaşlarda izlediği “Kırmızı Papuçlar”ın büyüsüne kapılır Gökçer ve balerin olmak hayallerini süsler o günden sonra. Ailesi balerin olması taraftarı olmasa da derslere başlar. Taa ki o talihsiz teşhis ‘lumbargo’ ile karşılaşana kadar. İki sene baleden uzaklaşmak adeta dünyasını yıkar Gökçer’in. “Acaba ne yapabilirim?” diye düşünürken, Juliet’in zehir içme sahnesi belirir aklında, o sahneye çalışır durmadan… Azmi ona konservatuvarın ve tiyatro yüksek bölümünden mezun olmanın kapılarını açar. Sonrası mı?… Sonrası Türk oyunculuk tarihine altın harflerle kazınmış yarım asırlık serüven…

HABERHAYAT: İlkokuldayken izlediğiniz “Bale Papuçları” filminden sonra balerin olmak için çok heveslenmişsiniz. Uzun süre eğitim almışsınız ama sonra bir hastalık nedeniyle uzaklaşmak zorunda kalmışsınız baleden. Bu dönemi sizden dinleyebilir miyiz?

DENİZ GÖKÇER: Tiyatronun içinde doğdum diyebilirim. Çok küçük yaşlardan beri annemi ve babamı rollerini çalışırlarken izlerdim. Bir yaşam biçimiydi tiyatro bizim için. Ama babam, çok yorucu bir meslek olduğunu söyleyerek beni bu düşünceden uzak tutmaya çalışırdı hep. İlkokul 3. sınıftayken “Kırmızı Pabuçlar” diye bir bale filmi izledikten sonra ‘ille de bale’ diye tutturdum. Öylesine ısrarcıydım ki annemle babam istemeyerek kabullenmek zorunda kaldı. Ankara Devlet Konservatuvarı’nda 6 yıl bale eğitimi aldıktan sonra, lumbago teşhisiyle ve doktorumun “2 yıl bale yapamaz” demesiyle baleyi bırakmak zorunda kaldım. “Acaba ne yapabilirim?” diye düşünüyordum hep. Yatakta geçirmek zorunda kaldığım o günlerde, hep okudum. Ben tiyatrocu olacağım, dedim kendi kendime. Gizlice, Juliet’in zehir içme sahnesini ezberledim, çalıştım. Babama istemese de sınava gireceğimi söyledim. Çok iyi bir notla sınavı kazandım ve tiyatro yüksek bölümünden mezun oldum.

HABERHAYAT: Anne ve babanız tiyatronun önde gelen isimlerinden. Tiyatronun dev ismi Cüneyt Gökçer’in kızı olmak size neler kazandırdı? Babanız tiyatro konusunda size destek oldu mu?

DENİZ GÖKÇER: Böyle bir anne ve babanın evladı olmak tabii ki beni hep onurlandırmıştır. Onlara layık olmak için çok çaba sarf etmek zorunda olduğumu hiç unutmadım. Oynadığım oyunlarda babamın beğenisini almak, benim için her şeyden önemli oldu.

HABERHAYAT: 70’lerin başında mesleki bilgilerinizi ilerletmek üzere devlet tarafından Londra’ya gönderilmişsiniz. Nasıl bir dönemdi, neler yaşadınız o dönemde?

DENİZ GÖKÇER: 1973 yılında, mesleki bilgimi arttırmak amacıyla devlet tarafından Londra’ya gönderildim. İngilizcemi ilerletmek için gittiğim dil okulunun yanı sıra çok önemli sanatçıları sahnede izlemek şansına eriştim. John Gilgut, Sir Lawence Olivier, Sir Anthony Hopkins, Ingrid Bergman, Peter O’Toole bunlardan sadece birkaçı.

HABERHAYAT: İstanbul Devlet Konservatuarı’nda ve bazı özel okullarda eğitim verdiniz. Oyuncu olmak isteyenlere neler tavsiye edersiniz?

DENİZ GÖKÇER: Evet, bir süre İstanbul Devlet Konservatuarı’nda sahne ve mimik dersleri, bazı özel dershanelerde ise diksiyon dersleri verdim. Tiyatro bir aşktır bana göre. Eğer bu gerçek bir aşksa, her türlü özveriyi seve seve yaparsınız. Tiyatrodan para kazanmayı düşünüyorsanız ‘çok zor vazgeçin bu işten’ derim.

HABERHAYAT: Tiyatro oyunculuğunun yanı sıra sinema ve dizilerde de yer aldınız. Sinema mı, dizi mi, tiyatro oyunculuğu mu?

DENİZ GÖKÇER: Tiyatro, sinema, televizyon… Oyunculuk oyunculuktur. Ancak Müjdat Gezen’in dediği gibi oyunculuğun arenası tiyatrodur. Bu söze bütün kalbimle katılıyorum.  O heyecan, seyirciyle alışveriş bambaşka bir haz veriyor oyuncuya. Yalnız ne yazık ki tiyatro,  buz üstüne yazmak gibi. Film gibi kalıcı değil.

HABERHAYAT: Türkiye’deki tiyatrolar hakkında neler düşünüyorsunuz?

DENİZ GÖKÇER: Günümüzde tiyatro sayısı çok arttı.  Bu tabii ki çok sevindirici. Ancak ne yazık ki kalite açısından aynı şeyi söyleyemeyeceğim. Tiyatro bir konuşma sanatıdır. Ben bir seyirci olarak konuşulanı anlamalıyım. Son zamanlarda Türkçe’nin çok bozulduğunu görüyorum ve bu beni endişelendiriyor. Özellikle, genç oyuncuların büyük bir kısmının diksiyon sorunu var.

HABERHAYAT: Oyuncu olmasaydınız ne yapardınız?

DENİZ GÖKÇER: Balerin olmak istedim, oyuncu oldum. “Her şeyde bir hayır vardır” derler. Bel rahatsızlığım balerin olmama izin vermedi. Balenin ömrü kısadır, orta yaşlara geldiğinde bu iş biter. Oyunculuk uzun ömürlüdür. Oyuncu olduğum için mutluyum, başka bir meslek düşünmedim.

HABERHAYAT: Genç oyunculardan beğendikleriniz var mı?

DENİZ GÖKÇER: Çok yetenekli gençlerimiz var. Birçoğunu hayranlıkla izliyorum. Yalnız, ne yazık ki bu çok yetenekli çocukların bazılarının diksiyon sorunları var. İzlerken, “Bu yetenekli çocuk, keşke diksiyonuna da özen gösterseydi” diyorum. Avaz avaz bağırmak değil, önemli olan sözlerin anlaşılır olmasıdır. Rol gereği fısıltıyla konuşursun ama temiz doğru bir artiküle ile en arkadaki seyirci ne söylediğini hiç zorlanmadan anlar. Önemli olan budur.

HABERHAYAT: Birlikte çalışmayı, oynamayı istediğiniz isimler var mı?

DENİZ GÖKÇER: Tabii ki beğendiğim genç oyuncular var. Ancak isim verirken atlayacaklarım olabilir, haksızlık etmek istemem. Çok önemli oyuncularla oynadım. Şimdi ‘şununla da oynamak isterdim’ diyemeyeceğim.

HABERHAYAT: Son olarak neler söylemek istersiniz?

DENİZ GÖKÇER: Çok keyifli bir röportaj oldu. Umarım okuyanlar da keyif alır. Herkese sevgiler…

Beğene bileceğinizi düşündüklerimiz...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir