Emine Karaçuha Yılmaz; Sünger Şehirler…

 SÜNGER ŞEHİRLER…

Görünen o ki kuraklık önümüzdeki yaşamların en büyük problemi…Flora, fauna, denizin altı, yerin üstü derken hoyratça kullandığımız dünyamızda tüm canlılar için zor günler gelecek. Küresel ısınma deyince sadece güneş ısısını artıracak diye algılanıyor. Fazla su da bir kuraklık göstergesidir. Yaşanan seller ve orantısız yaşanan ısı –yağmur olayları da bunun en yakın örneği. Artık dünya nüfusu ve kentleşmenin durdurulamaz olduğu 2000’li yıllar için sürdürülebilir hayat önemli. Sürdürülebilir bir yaşam için mutlaka suyun da sürdürülebilir kullanımı gerekiyor. Herkes biliyor ki; dünyada çok ciddi bir su problemi var. İnsanlığı çok ciddi bir kuraklık bekliyor. Bunun karşısında da insanoğlu zekâsını kullanıp bir önlem almak zorunda. Özellikle 2010’lardan sonra Avrupa ve Uzak Doğu’da bu sorunu çözmek için yeni sistemler araştırıp oluşturmaya başlamışlar. Bu sistemler, sellerden ve aşırı yağıştan kirlenerek akıp giden suların tekrar kullanılabilmesi için geliştirilmiş. Bunun adına da ‘Sünger Şehirler’ deniliyor.

Susuzluk bizi bekleyen güncel tehlike…

Hızla gelişen kentleşme ve betonlaşma sonucunda suyun döngüsü de doğa da sürekli bozuluyor. Normalde yağmur direkt toprakla buluşurken, günümüz şehirlerinde toprakla buluşamıyor. Bazı yerlerde ise 100 kilometre sonra buluşabiliyor. Bu da yüzey sularının tehlikeli hale gelmesine yol açıyor. Toprakla buluşmayan su, sellere dönüşüyor ve tanık olduğumuz gibi felaketlere yol açıyor. Ülkemizde fazla uzak olmayan bir gelecekte muhtemel bir kuraklıkla karşı karşıya kalacak. Bu nedenle bugün Türkiye’de ‘Sünger Şehirler’ kurulmalı derken, bu su yönetim konseptini anlatmaya çalışmak gerek. En azından geleceğe yatırım yapıyoruz diyebiliriz.

‘Sünger şehir’ ne demek?

Bu konuya kafayı takıp meselenin çözümünü bulanlar, bizim geçmişte çok önemli kaynak oluşturan su sarnıçları kelime karşılığı olarak tam olmasa da bir çeşit su depolama sistemini gündeme almışlar. Ve ellerindeki en makul teknolojiyle pratik çözümler üretmişler. İçme suyunda kullanılan PPRC’ den yapılan Q-Bic Plus dedikleri tutma ve taşıma işini yapabilen, kolayca lego gibi kurulabilen bir ürün geliştirmişler. Bu ürünle, uygulama alanında hedeflediğiniz büyüklüğü, teknik standartlar dahilinde belirleyip uygulamaya geçiriyorsunuz. Su sarnıçları iki işe yarıyor. Birincisi beton yüzeylerden sel olarak akıp giden yağmur sularını biriktirip zaman içinde yavaş salınımla tekrar toprağa vererek toprak altı suyunu besleyebiliyorsunuz. İkincisi ise, biriktirdiğiniz suyu bitki ve yeşil alanların sulamasında kullanabiliyorsunuz. Örneğin; borularla sular taşımak yerine oluşturulan sarnıçtan çevresini sulayabiliyorsunuz. Bir de üçüncü olarak, gri su denilen çamaşır makinelerinden çıkan suları tekrar kullanılabilir hale getirerek park bahçe sulamada ya da şehir şebeke tuvaletlerinde tekrar kullanılabiliyor. Bu sistemler Avrupa’da var ve dünya bu sistemleri kullanıyor.

 

Peki, bu sarnıçların beton havuzlardan farkı nedir?

Kolay kurulum ile öne çıkan Q-Bic Plus gibi ürünlerin ham maddesi, sıhhi tesisat borularında kullanılan ham maddenin aynısıdır. İnsan sağlığı açısından herhangi bir zararı yoktur. İçme suyu borularında kullanılanın aynısıdır. Bir günde 600 tonluk bir havuz yapabilirsiniz. Çok hızlı bir şey… Tabii ki malzemeleri önceden temin ettiğiniz sürece. Ama 600 tonluk bir havuzu betonla 4 ayda zor yaparsınız. Tekrar sökülüp kullanılıyor olması ve çok hızlı olması, istediğiniz büyüklükte olması büyük avantaj. Bir de bu sarnıçların üzerinde her türlü faaliyeti sürdürebiliyorsunuz. İşlevi bittiğinde de çıkartıp başka bir yere kurabilirsiniz.

Peki, nereden başlamalı?

“Günümüzde kentsel alanların plansız artmasının bir sonucu olarak geçirimsiz yüzeylerin artması ciddi yağmur suyu kaynaklı sorunlar yaşamamıza neden olmaktadır. Yağmur suyunun yüzeysel akışa geçen miktarının artması, yağmur suyu geçiş süresinin kısalması, yer altı su tabakasına ulaşan su miktarının azalması, yağmur suyu drenaj altyapılarına ait yatırım maliyetlerinin artması, yağmur suyu drenajı için bütüncül stratejiler oluşturmayı bir zorunluluk haline getirmiştir. Geleneksel olarak, yağmur suyu yönetimi sadece nakil ve deşarjı sağlayan bir kentsel drenaj çözümü seçilmesi anlamına gelmektedir. Tüm dünyada kabul gören ‘Sünger Şehir’ yaklaşımı ve uygulamalarının ülkemizde yaşanan bu soruna çözüm olacağı. Sünger Şehir kavramı suyun doğal bir şekilde tutulmasını, temizlenmesini ve boşaltılmasını sağlayan ekolojik bir yaklaşımdır. Sünger Şehir, yağmur suyunu uzaklaştırmak yerine, kendi sınırları içinde kendi kullanımı için korur, depolar ve yeniden kullanıma sunar. Çatılardan ve geçirimsiz yüzeylerden toplanan yağmur suyunun, evlerde ve kamusal alanlarda yeşil alanların, site bahçelerinin sulanması, tuvalet ve banyolarda kullanılması, hatta içme suyu olarak kullanılabilecek kadar temiz olabilmesi için işlenmesi mümkündür. Kullanım miktarının fazlasını, kanalizasyon sistemine yönlendirmek yerine toprağa vererek yeraltı kaynaklarına kazandırmış olur. Doğru tasarlanmış ve uygulanmış bir Sünger Şehir, sellerin sıklığını ve şiddetini azaltır, su kalitesini artırır ve şehirlerde kişi başına düşen su kullanım miktarının azalmasını sağlar.

 

Yağmur sularını biriktirmenin devlet politikası olması çok önemli… Belediyeler imar planlarına bunu kesinlikle koyması lazım. Çünkü belediyelerin en büyük sorunlarından birisi kanalizasyondur ve yağıştan dolayı kanalizasyonlar yağmur sularıyla dolar ve problemler başlar. Sayısız AVM, fabrikalar, siteler yapılıyor. Artık bu yapılaşmalarda en azından yağmur suyunu sızma şeklinde bertaraf edecek ya da depolayacak sistemlere geçmeli. Bu uygulamayı yapanlara atık su ve diğer atık vergilerinden muaf tutulma gibi özendirmeler verilmeli. Hatta zorunlu olması lazım… Örneğin; beton zemini yüz dekar olan büyük bir AVM’nin yağmur suyunun toplanıp da belediyenin yeşil alanlarda kullandığını düşünebiliyor musunuz? Bütün büyük şehirlerimizde bunun gibi çok büyük beton ve asfalt yüzeyler var. Yerel yönetimlerin ve devletin diğer kurumlarının bunun ciddi bir sorun olduğunu görüp, bununla ilgili çıkardıkları yönetmelikleri uygulamaya almaları lazım. Aslında bu kadar basit… Özellikle büyükşehirlerdeki çevre yollarındaki büyük asfalt zeminler yeşil sulaması ve yer altı su beslemesi için mutlaka gündeme alınmalı. Zira Türkiye’de ‘Yağmur Suları Kullanma Yönetmeliği’ 23 Haziran 2017’ de çıktı. Türkiye’de yönetmelikler çıkıyor ama sorun uygulamalarda. Umarım çok geç demeden önlem alır sürdürülebilir uygulamalar ile geleceğe yatırım yaparız.

Sevgiyle kalın…..

 

Beğene bileceğinizi düşündüklerimiz...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir