Futbolumuz Dip Yaptı

FUTBOLUMUZ  DİP YAPTI

Turizm için kullanılan “bacasız sanayi” sözünü futbola da uyarlamak mümkün.

Hiçbir şey üretmemekle birlikte ortada dolaşan paralar, milyar dolarlarla ifade ediliyor.

Artık amatörde bile uçuk rakamların döndüğünü görmek mümkün.

Kısacası topa, parayı görmeden, cebine indirmeden kimse tekme atmıyor.

Futbol sektörünün unsurları sadece futbolcular ya da çalıştırıcıları değil elbet.

Sağlık, inşaat, bankacılık, enerji, eğitim başta olmak üzere; pek çok iş kolu futbolun içinde.

Buna sponsorların çeşitliliğini de katarsanız, inanılmaz bir tablo ortaya çıkar.

Ülkemizde futbol sevilen, büyük kitleleri peşinde koşturan, hayatın en önemli ana konusu, milyonlarca insan için yaşam biçimi.

Renklerin ve armanın peşinde koşanlar, canları yansa da bu tutkudan asla vazgeçmiyor.

1959 yılında, iller bazında gerçekleştirilen futbol müsabakaları, lig statüsüne dönüştürüldü.

Önce 1.Lig kuruldu, 5 yıl sonra da iki ayrı grupta 2. Lig kuruldu.

Dünyanın pek çok ülkesinde olduğu gibi amatörlüğün bittiği, profesyonelliğin başladığı, kısaca paranın işin içine dahil olduğu bir organizasyon oluşturuldu.

Başlı başına bir sektör haline gelen futbol, pastasından pay almak, nemalanmak için yeni meslekler türedi.

Menajerlik, futbolcu temsilciliği, profesyonel kulüp yöneticiliği gibi…

Kanarya Sevenler Derneği statüsü ile yönetilen kulüplerin bazıları şirketleşmeye gitti.

Pek çoğu da aynı yapıda kaldı.

Bugün gelinen noktada futbolun sorunları, memleketin en büyük derdi olarak ortada duruyor.

Futbolu yöneten kurumdan tutun da en alt kademedeki bir mahalle kulübünün sorunları hemen hemen aynı.

“Kötü yönetim”

Bütün kulüpler kurumsallaşamamanın sancısını çekiyor.

Anlık başarılara endekslenen bir mantalite, örümcek ağı gibi sarmış sarmalamış tüm bedeni.

Türkiye’deki kulüplerin hemen hepsi inanılmaz bir borç batağına saplanmış durumda.

Gelir-gider terazisinin bir kesesi, sürekli aşağıda duruyor.

Yüzlerce kulüp içerisinde sistemli ve akıllı yönetilen, bu sebeple borcu olmayan, hatta futboldan para kazanan kulüp sayısı bir elin parmaklarını aşmıyor.

Mevcut yönetmelikler yenilenmedikçe, ciddi radikal kararlar alınmadıkça, bu sorun artmaya devam edecektir.

Kulüpleri borçlandıran yöneticilerin “benden sonrası tufan”  anlayışıyla yaptıklarından, sorumlu tutulmamaları sorunun ana kaynağını oluşturuyor.

Futbolcu pazarlayıcılarının uyguladığı tekniklere kanan ve bilerek ya da bilmeyerek onların tuzağına düşen yöneticilerin, sportif başarısızlıkta boş bir kağıda düştüğü iki kelimeden oluşan “istifa ediyorum” yazısı, kendilerini tereyağından kıl gibi çekip alabiliyor.

Olan kulübe oluyor.

Borç defteri kabardıkça kabarıyor.

Vergi ve SSK borçları listenin ilk sırasını işgal ediyor.

Bankalardan alınan kredilerin geri ödenememesine bağlı olarak artan faizler, kulübe kendi kasasından para veren yöneticilerin, Türk lirası olan alacaklarının geri ödemelerini hemen her gün artış gösteren döviz kuruna bağlamaları,

Yayıncı kuruluş, spor toto, iddia gibi akıcı gelirlere konan temlikler, beraberinde idari  sıkıntıyı, sportif başarısızlığa çeviriyor.

Gidişatı düzenleyemeyenler çırpına çırpına hızlı bir şekilde düşüş yaşıyor.

Daha düne kadar ülkemizi Avrupa’da gururla temsil eden takımları örnek gösterebiliriz.

Gaziantepspor, Orduspor, Altay, Sakaryaspor, Kayseri Erciyesspor, Kocaelispor, Mersin İdmanyurdu bu isimlerden bazıları…

Dip yaparken yaşadıkları, yaşattıkları rezalet de çabası.

Mersin takımı 120’yi aşkın golü kalesinde gördü.

Kayseri Erciyesspor -6 puan ve 5 gol ortalamasıyla amatör kümeye düştü.

Orduspor da benzer sonuçlar aldı.

Onların da TFF’ye puan borcu var.

Bu üç takım, süper ligden her sene bir alt lige giden yolu, azami süratle kullandılar.

Her sezon sonunda benzer durumlarda kalan birkaç takımı görmek mümkün.

Ne yazıktır ki, üst akıl yönettiği zannettiği bu sistemin çöküşünü sadece izliyor.

Hastalığın teşhisi ve tedavisi konusunda elini kıpırdatma yolunda en ufak bir hamle yok.

Herkes günü kurtarmanın, koltuğu korumanın, bu dev pastadan daha büyük pay kopararak nemalanmanın peşinde.

Uluslararası arenada kayıplardayız.

Dünya kupalarına katılma hakkını elde edebilmek, Kaf Dağı’nın arkasında gizli.

Avrupa Şampiyonası’na gidemeyecek kapasitede olduğumuzdan, şark kurnazlığı yaparcasına organizasyonu düzenleme peşindeyiz.

Böylelikle ev sahibi ülke statüsünü kullanmak istiyoruz.

Çıkarılan, hala da birileri tarafından ısrarla değiştirilmesinin önünde set oluşturduğu yabancı futbolcu sayının çokluğu nedeniyle futbol kalitesi bir adım öne gitmiyor.

Ülkelerinde iş imkanı bulamayıp Türkiye sokaklarında saat satan, benzinliklerde pompacılık yapanlara bile lisans çıkartıp forma giydirir olduk.

Altyapılar çöktü, yetişen azınlıkların isimlerini maçlarda takım esame listelerinin 11. sırasından itibaren “laf olsun torba dolsun” diye yazıyoruz.

Ülkeyi yabancı oyuncu çöplüğüne dönüştürenlerin saltanatları sürüyor….

Üçü kuruşluk adamlara milyarlar verilerek, kulüplerin dibine adeta dinamit koyuyoruz.

Sonuçta neler olacağını bu mantalite devam ettiği sürece uzak değil, çok yakında hep birlikte göreceğiz.

UEFA’nın Finansal Fair-Play uygulaması, artık ‘Demoklesin Kılıcı’ gibi kulüplerin tepesinde duruyor.

Kötü yönetilen Türk kulüplerine Avrupalı para cezası, puan silme cezası veriyor.

Sorunu çözecek, çözmesi gereken tek yetkili olan Türkiye Futbol Federasyonu’nun yapmadığını Avrupalı yapıyor.

Onlar sadece işin katipliğini üstleniyor.

Beğene bileceğinizi düşündüklerimiz...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir