İlkay Mavili Yılmaz: Davranışlarımızın, kelimelerimizden daha yüksek sesle konuştuğu dünyadan merhaba!

Farkında mısınız? Beden diliniz kelimelerinizden önce konuşmaya başlıyor ve düşündüğünüzden çok daha fazlasını söylüyor! Nasıl mı? Bu ay ki buluşmamızda köprümüzü bu sorunun cevabını oluşturan kelimelerle inşa ettim.

Beden gözle görülen ruhtur. Ve ruh gözle görülen beden. Ruhumuzun kıyafetidir de diyebiliriz bedenimize. Bedenlerimiz tam anlamıyla bir şaheser. Varoluşun en yakınına yaklaştığımız yerdir beden. Üstadın dediği gibi; “Bedende okyanusun suları var. Yıldızların ve güneşin ateşi var. Hava var; bedenin topraktan yoğrulmuş. Beden tüm yaratılışların en büyük gizemi… Bedenin gizeminde, bilincin tapınağı yer alır. İnsan bir kez içindeki bilince kavuştu mu; o insan sonsuzluğun anahtarını elde etti demektir.’

İletişim kavramını ‘varoluşumuzu yansıttığımız aracımız’ olarak tanımlamıştım daha önceki yazılarımda. Ve varoluşta kendimizi ifade ettiğimiz kadarız. Kendimizi etkin ifade edebilmemiz yaşamımızın her alanına yansır. Bu sayede daha heyecanlı kariyer fırsatlarının, güven veren tutarlı dostlukların, huzur veren ilişkilerin, daha kazançlı işlerin tadını çıkarırız. Bir kere geldiğimiz bu dünyada her birimiz alametifarikamızla birer markayız. Her birimizin hakkıdır; marka olduğumuz hatırlamak… Neden bu hakkı kendimizden esirgeyelim ki? Asıl doğum kendi potansiyelimize hizmet etmeyi seçmekle başlıyor ve bu potansiyelimizi iletişim becerimizle yansıtmakla devam ediyor.

İletişim süreci içinde kelimeler dedik ve sonrasında sözsüz iletişim süreci içinde sesimizin tonu ve susma sanatı üzerine buluştuk daha önceki yazılarımızda. Marvin Karlins ‘’Ne düşündüğünü görüyorum’’ diyor. Düşüncelerimiz ve duygularımız konuşmaya dökülmeden, beden onları gösteriyor. Ve şimdi görünen düşünce; beden dilimiz üzerine kelimelerim, gözlerinizle buluşuyor. Bu nokta da gözlerinize ‘’Kelimelerime, hoş geldiniz’’ diyerek sesleniyorum.

Görünen düşünce genel bir kavramdır. Bilgi iletiminin görülen ve hissedilen yoludur. Bu kavramın içine davranış bilgileri, dokunma, beden donatıları (mücevher-kıyafet-aksesuar, mücevher, dövme), hijyen-koku, mekan kullanımı, zaman yönetimi, nezaket ve görgü kurallarını koyabiliriz. Sözel olmayan davranışlar kişilerarası iletişimin takriben % 97’lik bölümü oluşturmaktadır. Bazı özel durumlarda %100’e kadar ulaşmaktadır.

Sözel olmayan davranışlar, çoğu zaman ifadeler olarak geçer. Çünkü bize kişinin gerçek ve duygu ve düşüncelerini ifade eder. Sözel olmayan iletişimimiz kendimizle veya karşımızdakiyle her an devam etmektedir. Ne kadar farkındayız bu sürekliliğin? Bu sessiz yönetimde ne kadar ustayız?

İLK İZLENİMİ BEDEN DİLİ VERİYOR

El sıkma tarzınız kendinize olan güveni yansıtıyor olabilir mi? İnsanların sizinle bağlantıya girmesi için teşvik ediyor veya bağlantıdan alıkoyuyor olabilir mi? Beden diliniz kelimelerinizi destekliyor mu? Yüz ifadeniz nasıl bir duygu yansıtıyor çevrenize? El hareketlerinizin karşı tarafa ne söylediğini duyuyor musunuz? Duruşunuzun sizi depresyona soktuğunu veya depresyondan çıkarabileceğini biliyor musunuz? İnsanların sadece ne söylediklerine değil, nasıl söyledikleri daha çok etkilemez mi sizi? Gözlerinizle kulaklarınızın duyduğundan daha fazla hakikati keşfettiğinizi düşündünüz mü? İnsanlar istediklerini söyler, ama sadece istedikleri gibi görünemezler. Bedenimizin ‘Doğrucu Davut’ olduğu aklınıza geliyor mu? Sözlerin hesaplanarak saklanabildiği halde; beden dilinin hiçbir şekilde saklanamadığını, sürekli seslendiğini duydunuz mu? Beden dilimizin karşı tarafa sinyal vermeden önce kendimize sinyal verdiğini, öncelikle kendi düşünce ve duygu durumumuzu inşa ettiğinin farkında mıyız? Bir daha belki de yakalayamayacağımız o ilk karşılaşmamızdaki ilk izlenimde beden dilimizin %97 etkili olduğunu biliyor muyuz?

Bu soruların ışığında ilerlerken; öncelikle mutluluğumuzu ve hüznümüzü kendi ellerimizle hazırladığımızı unutmamamız gerekiyor. Sözümüz, sesimiz ve görünümümüzle çevremizdeki insanların ruh halini etkileriz. Tabi öncelikle kendi ruh halimizi etkiyoruz. İletişimde bulunduğumuz kişiler, kendilerinde bırakmış olduğumuz etkiye göre bize karşılık verirler. Bumerang etkisi gereği olumlu etki bırakırsak olumlu; olumsuz etki bırakırsak olumsuz karşılık görüyoruz. Dolayısıyla insanların tavrı bizden menkuldür. Bu arada Çiçero’nun sözü “Kötü huyları fethetmek istiyorsanız nezakette ısrarlı olunuz’’ cümlesinin önemine değinmek istiyorum. Kabalığın nezakete eninde sonunda yenileceğine inanmaktayım. Herhangi minik bir davranışımızın tüm kültürümüzün; yaşantımızın sözcüsü olduğunu hatırlamak gerekiyor. Herkes kendine yakışan gibi davranır, kendi yaşamını yansıtır. Aksi takdirde kurban rolüne geçmiş oluruz. Duygularımız, düşüncelerimiz, bilincimiz karşı tarafın yönetimi altına geçmiş olur.Ne söylediğimiz mi; nasıl söylediğimiz mi? Dikkat ederseniz bizi etkileyen karşımızda kişinin ne söylediğinden çok; nasıl söylediği, bakışı, enerjisi, duruşu, bedenini kullanma şekli. Düşündüklerimiz bedenimize; bedenimize yaptıklarımız da düşüncelerimize dönüşür. Hissettiğimiz gibi davranmaktan çok, davrandığımız gibi hissederiz. Bu sonuca da o durum ve kişi hakkındaki düşüncelerimiz sebep olur. Yani bir anlamda beden dilimiz, zihnimizden geçen düşüncelerimizdir. Beden dilimiz nerede, kiminle ve hangi ruh halinde olduğumuza göre anlam taşır. Bu sebeple beden dilinde tek bir hareketten yola çıkarak o hareketi anlamlandırmaya çalışmak yanlış olur. Bir davranışa anlam yüklemek için diğer beden mesajlarını da değerlendirmemiz yerinde olur. Özgün ve etkin beden dili, parçalarının toplamından çok daha fazlasını ifade etmektedir.

Beden dilimiz ile ilgili söylemek istediğim önemli bir ayrıntı da; ‘Doğrucu Davut’ olduğudur. Hislerimizi kelimelere dökerken zihin saklayıp dilden çıkartmadığı halde, bedenimiz hisleri saklamaz. Hatta bas bas bağırır. Yalan konuşuyor diye. Beden dilini çözmüş insanlar, karşı tarafı daha etkin tanırlar ve bu şifreleri ilişkilerinin yönetiminde kullanabilirler. Bir başka önemli ayrıntı ise beden dilimizin karşı tarafın duygularını yönetmeden önce; kendi duygu ve düşüncelerimizi yönettiği gerçeğidir. Beden dili benliğini şekillendiriyor. Vücut dili başkalarının bizi nasıl gördüğünü etkilemesinin yanında kendimizi nasıl gördüğümüzü de şekillendirir.

Atalarımız “Kişiler görüntüleriyle karşılanır ve bilgileriyle uğurlanır” derler. Bu cümle bize ilk intibaının ne kadar önemli olduğunu anlatır. İlk intiba ön yargılara gebedir. İlk izlenimde %97 etkili olan sözsüz iletişimimizi ne kadar etkin yönetiyoruz? Sonrasında bu önyargıları değiştirmek çok zaman alabiliyor. Evet, davranışlarımız; göz temasımız, içten gülümseyişimiz, el sıkışma tarzımız, bedenimizin yönü ve duruşu, kıyafet tarzımız, nasıl koktuğumuz; kültürel birikimimizi, öz saygımızı, özgüvenimizi, kim olduğumuzu, varoluşa saygımızı karşı tarafa yansıtmaktadır.

UNUTULMAZ ETKİNİN YOLLARI

Kendinizi unutulmaz kılmanın yollarının 1. maddesi: Karşınızdakinin gözlerinin içine bakarak, gövdeniz karşınızdakine dönük ve adınızı söylerken anlaşılır ve net bir şekilde konuşmak. İlk izlenimler 10 saniye ve 4 dakika gibi kısa bir zamanda oluşmakta. Ne yazık ki, çoğu zaman ilk izlenim için ikinci bir şansımız olmayabiliyor. Sürekli farklı insanlarla karşılaşabileceğimiz bu dünyada; ne dersiniz her an ilk izlenime hazırlıklı olmaya? Walters diyor ki; “Hayatınızda birkaç kez, kaderinizin bıraktığınız izlenime bağlı olduğunu söylemek melodramatik olmaz”.

Kaderimiz, iyi bir izlenim bırakabilme yeteneğimize bağlı dediğimizde belki baskı içinde hissedeceksiniz kendinizi; lakin bir düşünelim, insanlar üzerinde bıraktığımız etkiyi nasıl yönettiğimizi! Ve bu etkinin bize geri dönüşünü!

Yüzümüz ile başlarsak; söz konusu duygular ve düşünceler olduğunda, yüzümüzü zihnimizin tuvali olarak görebiliriz. Hissettiklerimiz bir gülümseme, kaş çatışı ya da ikisi arasında kalan sınırsız mimikle tam olarak iletilebilir. Yüz ifadelerimiz her şeyden önce evrensel dil olarak hizmetimizdedir. İnsan yüzü çok geniş bir ifade yelpazesine sahiptir (mutluluk, neşe, üzüntü, şaşkınlık, acı, kıskançlık, korku, tiksinti, öfke, utanç, ilgi, ilgisizlik vb. evrensel olarak tanımlanmış ifadelerdir.) İnsanların yüzünde on binden fazla ifade görülebildiği tahmin edilmektedir (Ekman,2003,14-15)

Ve bakışlar; ‘Dikkat sessiz iltifattır.’ Bir anlık göz teması sizin mizacınızı karşı tarafa hissettirir. Güzel, içten bir yürekten sinyal alan göz, içindeki parıltıyla, kalbi neşe içinde dans ettirir. Emerson’un dediği gibi “Doğadaki en harikulade şeylerden biri, bir bakıştır. Bakış konuşmadan üstündür; kimliğinizin bedensel sembolüdür”. Eğitim sunumlarımda biriyle konuşurken onun gözlerinin içine bakarak konuşarak konuşmanın ne kadar hayati bir önem taşıdığın üzerinde sıklıkla duruyorum. Gözlerine bakarak konuştuğumuzda bakışımız “Sen varsın, senin farkındayım, değerlisin” diyor. Karşınızdakinin gözlerine bakarak konuşmadığınızda sözleriniz havada kalır, inandırıcılığını kaybeder. Bakışlarını kaçıran, sizinle konuşurken etrafına bakınan insanlar güven uyandırmazlar. Lafın üçte ikisini göz dinler. Konuşurken karşınızdakinin gözlerine bakmak onu dinlediğinizin, onu kimlik bazında kabul ettiğinizin, saygınızın ifadesidir. Göz temasından kaçınırsanız; karşı tarafa “Kendime güvenim yok, tedirginim veya sakladığım şeyler var” ifadesi verirsiniz. Olumlu bir iletişim için sürenin üçte ikisi kadar göz göze gelinmesi gerekir. Ve bu süreçte öncelikle ölü balık gibi bakmamak gerekir. Bakışlar karşımızdakine iç dünyamızdan mesajlar aktarır. Her zaman öncelikle var olmanın şükrüyle dünyaya ve insanlara bakmak gerekir. Konuşurken gözlerinizi yukarı kaldırmanız düşündüğünüz anlamına gelir. Gözleri aşağı doğru yöneltmek korku, suçluluk veya boyun eğme mesajları içerir. Büyüyen gözler merak ve konu ile ilgi olduğunuz anlamına gelir. Bakışlarda içtenlik olmalıdır. İnsanlara küçümser bakışla bakan şahısların eğitimsiz ve görgüsüz olduğu düşünülür. Gözü dikip ayırmadan bakmak da agresif ve baskınlık kurma ifadesi verir.

EN GÜZEL AKSESUARIMIZ; GÜLÜMSEME

Gülümsemek; evrensel selamlamaktır. Evrensel olarak ‘hoş geldin’ demektir. Gülümsemek, birine kendini evde hissettirecek şekilde yüzünüze yansıyan ışıktır. İnsanların günlerini bir tebessümle aydınlatırsanız; siz de nereye giderseniz gidin evinizde hissedeceksiniz. Siz gülümserseniz insanlar size cevap vermekte zorlanmazlar. Gülümsemek, iyi bir ilk izlenim bırakmak ve gittiğiniz her yerde hoşça karşılanmanız için gerekli ilk beş adımın kısaltmasıdır. Çekici, etkin ve yetkin yapar. Güven verir, insan ilişkilerini kolaylaştırır, saldırganlığı yatıştırır, özgüveninizi gösterir. Unutmamak gerekir ki; en güzel aksesuarımız gülümsememizdir. ‘Her şey sizinle başlar’ sloganımın ışığı ile yapıyorum tüm sunumlarımı. Siz gülümserseniz insanlara size gülümseyecekler. Gülümsemek bulaşıcıdır. Biz karşımızdakini gördüğümüze memnun hissi vermiyorsak; onların da bizi gördüğüne memnun olmalarını bekleyemeyiz. Memnuniyetin muhteşem bir yansımasıdır gülümsemek. Gülümseyerek öncelikle kendi ruh halinizi iyiye doğru değiştirir; sonra karşınızdakiler istemsiz de olsa aynı şekilde karşılık verirler. Pozitif bir iletişim kurma yolunda kalpten gülümsemek ilk adımdır. Addison der ki; “Güneş ışığı çiçekler için ne ise, gülümsemek de insanlık için odur” Gülümseyerek insanları ısıtmaya ne dersiniz. Tabi ki; önce kendi içimiz ısınıyor gülümserken. Tüm bunlar gerçek gülümseme içindir. Gerçek bir gülümseme esas olarak iki kasın harekete geçmesi ile olur. Ağızımın köşelerinden elmacık kemine kadar uzanan zygomaticus majör ve gözleri çevreleyen orbicularis oculi. Bu kaslar çift taraflı olarak harekete geçtiğinde, ağızımın köşelerinden yükselmesini, göz kenarlarımızın buruşmasını ve bunun sonucunda sıcak bir gülümsemenin oluştuğu görülür. Sahte gülümsemede ise dudak köşeleri risorious olarak bilinen kas sayesinde yanaklara doğru gerilir. Duygu yoksunluğu içindeyken gerçek bir gülümseme gerçekleştiremeyiz. “Mış” gibi olur. Önce içtenlik ve duygu diyoruz. O muhteşem gülümsemeyi tamamlayan diğer iki madde ise; beyaz ve temiz dişler ile ferah bir ağız kokusu diyoruz.

Ve ‘Ben buyum’ diyen ah o ellerimiz! Bütün bilinçaltı malzemeyi ortaya koyarlar. Ellerimizin yüze bedene dokunuşu kaygılı olduğumuzu gösterir. Eller tüm gerçeğimizi ihbar eder. Dikkat edelim; kaygılı insanların eli yüzüne gider. Ellerin cepte olması büyük saygısızlık, vurdumduymazlık veya serkeşlik olarak kabul edilir. Yine iş dünyasında da üst makamların yanında elin cebe girmesi, sunum yaparken elin cepte olması uygun davranışlar değildir. Ellerin huzursuz bir şekilde devamlı bir şeylerle meşgul olması, saçla oynaması, gözlük düzeltmek, bıyık veya sakal sıvazlamak, yüzle oynamak, yüzdeki ve eldeki yaralarla uğraşmak, tırnak yemek, kulak ve yüzdeki herhangi bir yeri kaşımak uygun davranışlar değildir.

Elleriniz hep görünür olmalı. Konuşurken avuç içlerinizi gösterin. Bu durum şeffaf, açık, samimi, uzlaşmacı olduğunuzu, anlattıklarınıza güvendiğinizi gösterir. Ellerin yumulmuş olması kişinin sinirli ve kavga etmeye hazır olduğunu gösterir. Ellerin belde tutulması, saldırı, meydan okuma, üstünlük taslama olarak algılanabilir. Olumsuz bir harekettir.

El sıkışmak ya da sıkışmamak! Nasıl tokalaşmak? Neden tokalaşıyoruz? El sıkışmak karşı tarafla aramıza köprü kurar. Dokunmak, konuşarak elde edemeyeceğimiz, tanışmamızı sağlamlaştıran fiziksel bir bağ yaratır. Birbirimize bağlanmanın somut yoludur.

Acemiliğimizi yok ediyor. Diğer insanın ne yapacağı ile ilgili tereddüt etmek yerine, iyi bir başlangıç için girişi siz yapın.

Eli sıkıca kavrayarak karşı tarafın gözlerinin içine bakmak, samimi ve özgüvenimizin sağlam olduğunu karşı tarafa hissettirir. Eğer karşıda ki adını söylediğinde gözlerinin içine bakmıyorsak adını hatırlayamayız. Çünkü yüzüyle ismi arasında bağlantı kurmadık. Dahası çevremize bakınıyorsak samimi olmadığımızı, onu geçiştirdiğimizi düşünür ve güven oluşturmaz.

Tokalaşmak mecazen tam anlamıyla karşımızdakine ulaşmamızı sağlar. Öne doğru eğilmek bedenimizin “Sana odaklanıyorum, şu an tüm dikkatim sende” demesidir.

Tokalaşmak bir yarış değildir, bitmek bilmeyen ölümcül kavrama da değildir. Tek ve güçlü bir tutuş yeterlidir. Tokalaşmak elin ucundan olmamalıdır. Bu tokalaşmaya ölü balık tokalaşması diyoruz. Bireyin kendine güvenmediğini veya karşı tarafı önemsemediği gibi hisler uyandırır. El sıkışırken kaşınızdakinin elini yukarı çevirin. Bu hareketin anlamını bilsin veya bilmesin karşınızdaki sizin için değerli olduğunu hissedecektir. Tokalaşırken kendi eliniz üstte veya karşı tarafın eli üste olduğunda güç kavramı ortaya girebiliyor. Ve asla otururken tokalaşmayın. İnsanların ellerini sıkarken lütfen gözlerinin içine bakın. Kendisiyle tanıştığınıza gerçekten memnun olduğunuza inanacaklardır.

Avucun aşağı doğru bakması, avuç içini aşağı doğru bastırma üstünlük sağlama, kontrol etme, otorite olarak algılanabileceği gibi, muhatabında direnç yaratan olumsuz hareket olarak da algılanabilir. El eğer yüzü, ağzı kapatıyorsa; endişe, şüphe, yalan söylemek olarak algılanabilir. Bu hareketi konuyu değiştirme, sesin çatallanması, ellerle buruna dokunma ya da kaşıma, gözün ovuşturulması yalanı desteklemektedir.

Karşımda ki ne diyor?

Kapalı avuç: Ya olacak, ya olacak!

Kenetli eller: Olumsuzluk, hayal kırıklığı

Yukarı kenetli eller: Olumsuzluk artıyor

Bir elle diğer bileği tutma: Olumsuzluk, sıkıldım

Arkada eller: Aşırı özgüven, meydan okuma (elimde silah var)

İki elin parmak uçlarında birleşmesi: Ben her şeyi biliyorum

Ellerin saklanması: Yalan, rahatsızlık, utanma

Yüze dokunan eller ne diyor?

Çeneye dokunursa: Alsam mı acaba?

Eller yanakta, ağız açıkta, işaret parmağı beyni gösteriyor: Anlattıkları mantıklı galiba..

Tüm eller yanakta: Off, ne zaman kesecek?

Sadece işaret parmağı dudakta: Bir şeyler söyleyeceğim ama söylesem mi?

Tüm el ağzı kapatıyor, başparmak yukarı: Kesinlikle katılmıyorum.

Ellerin birbirine yavaşça sürtünmesi: Olumsuz düşüncelerim var bu konuda…

Başın konumu

Hafif yana yatık: Ama lütfeeennnn!

Gıdığını gösterme: Ben üstünüm

Baş öne eğik: Ben sana gösteririm veya diğer vücut hareketlerine göre değerlendirildiğinde utanma olarak da algılanabilir

Gözler dudaklar arasına bakıldığında: İletişim

Dudaklar boyun arasına bakıldığında: Flört

Dudaklar ağzın içinde kaybolmuş: stres, endişe

Yukarıda ifade ettiğim tüm hareketlere yönelik anlamlar için tekrar altını çizmek istediğim konu her şey bir bütün olarak sergilenirse karşı tarafa o etkiyi bırakır. Bu arada kültürlerarası yaklaşım dediğimiz sürecin içinde tokalaşma kuralları değişebilmektedir.

Bedenimizde milyonlarca hücre varken ifadeler bu kadar sınırlı olabilir mi? Bir sonraki buluşmamızda bedenimizi başka ifadeler hissettiren davranışlarıyla ve beden donatılarıyla devam edeceğiz. Beden dilinin yani insanların tek sözcük etmeden düşüncelerinin nasıl ilettiklerinin gizemlerini keşfetmek herhangi bir sosyal durumu ve kendini yönetmenin en güçlü adımlarından biridir. İnsan düşünceleri, hissettikleridir. Düşünceler ve duygular görmeye değer. Tüm bu fark edişlerin etrafımızda ki dünyaya bakışımızda; çok derin ve anlamlı bir boyut katacağına inanıyorum.

Hanımeli çiçeğini parçaladığımız da; onu oluşturan tüm kimyasalları tespit edebiliriz. Lakin ne canlılığı, ne güzelliği, ne kokusu kalır. Sadece parçalarının toplamından ibaret değildir çünkü. Bütün her zaman parçalarının toplamından daha fazlasıdır. Parçaları ifade eder, ama daha fazlasıdır. Ruhu vardır. Bedenimiz her bir hücremizin yaydığı frekansların bütününün toplamından fazlasıdır. Bedenimiz sadece bir hücre, bir organ, bir davranış değildir. Ruhu vardır. Ve anahtar; her bir parçamızın, eylemimizin ve birbirleriyle etkileşimlerinin farkında olarak; ruhumuzla bağlantıda olmak…

Farkında ve bağlantıda; dostça kalın…

Beğene bileceğinizi düşündüklerimiz...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir