İlker Mutlu; Fenerin Büyüsü

FENERİN BÜYÜSÜ

Başlarken…

 

 

Başlığı gören Galatasaray ya da Beşiktaş taraftarı arkadaşlar yazıya burun kıvırmadan yazının başlığını açıklamalı. Gerçi ben Fenerliyim, ancak öncelikle Samsunsporluyum. Çünkü burada doğdum, büyüdüm, üniversite haricinde tahsil hayatımı burada tamamladım, burada aşık oldum, evlendim ve buranın ekmeğini yiyorum.

Hayır, yazı serimin başlığı futbolla değil, sinemayla ilgili. Büyülü Fener, günümüzdeki projeksiyon cihazlarının atası olan, 1870’te Henry R. Heyl’in patentini aldığı, sinema makinesine giden yolu açan bir alettir. Usta yönetmen Igmar Bergman’ın otobiyografik kitabına Büyülü Fener adını vermesi boşuna değildir.

Bu yazı dizisinde sizlerle, diğer işimin sinema eleştirmenliği olmasından ötürü, daha çok sinema içerikli olmak üzere, sanat ve Samsun üzerine görüşlerimi paylaşacağım.

Geçenlerde Canik’te oturan bir arkadaşım, yaşadığım ilçe olan Atakum’da bir vesileyle buluşmamız gündeme geldiğinde, resmen yol hesabı yaptı. Gelecek gelmesine de ne zaman gelecek, nasıl gelecek? Duyan da İstanbul’dayız ve gideceğimiz yol Sultangazi- Kadıköy arası zanneder. Ama bazen ben de diyorum kendi kendime, “Bu kent gerçekten o kadar büyüdü mü?” diye. Gerçekten de Atakum’un sınırları o noktaya vardı ki, bugün ilçe onlarca ilimizden daha büyük bir alana ve nüfusa sahip. Bazı durumlar bu büyümenin şehrin aleyhine olduğu duygusu yaratıyor insanda. Sizin de bazen eski Samsun’u özlediğiniz oluyor mu?

Oturduğum Esenevler’den başımı kaldırıp, dağ tarafına baktığımda, korkutucu yükseklikteki kentin alışılmış silüetini bozan (benim ‘dikine köy’ diye adlandırdığım) gökdelenler, bana sıklıkla sinemanın başlangıcından beri bilimkurgu filmlerinde tasvir edilen o ayrımı hatırlattırıyor.

Evet, kent büyüyor, gelişiyor, zenginleşiyor mu bilmem ama çehresi değişiyor. Fakat bu arada Samsun’u Samsun yapan pek çok özellik de gözlerimizin önünde yitip gidiyor. Neşemiz, turistik cazibe merkezimiz olan, çevre illerden insanların her yaz buraya akmasını sağlayan fuar artık yok; markamız haline gelmiş, dünyanın her yanından gençlerin bir araya geldiği, kültür alışverişinde bulunduğu o son derece renkli Halk Dansları Festivali artık yok; çocukken kafamıza estiğinde kendimizi serinine bıraktığımız, şehrin hemen dibine başlayan kumsallar artık yok; anılar biriktirdiğimiz, sadece film izlemek için gittiğimiz o muhteşem sinema salonları, Konak, Zafer ve diğerleri artık yok. Büyüdük, evet, ama arkadaşımıza gitmeyi bin defa düşünecek kadar birbirimizden uzaklaştık. Samsun o denli küçüktü ki neredeyse herkes birbirini tanırdı; şimdi Suriyelileriyle, Araplarıyla ve diğer kentlerden gelen pek çok yabancıyla kozmopolit, bilmediğimiz bir kent haline geldi. Bu durum Samsunumuza özgü bir durum değil elbette, bütün Türkiye aynı dertten mustarip. Sinema izlemek için alışveriş merkezlerini ufacık salonlarına, pirinç almak için kendimizi kaybettiğimiz kocaman süpermarketlere, temiz bir deniz görmek için ilçelere, hatta komşu şehirlere gitmek durumundayız. Yaşamdan, komşulardan, dostlardan sizi kopartan bir yaşam tarzına mahkumsunuz.

Bu şartlardan geriye dönüş mümkün. Elbette ki kenti yıkıp, eski haline dönüştürecek değiliz. Ama şehrin şimdiki şartlarında daha sosyalleşebilirsiniz; birlikte olmanın koşullarını zorlayabilirsiniz; ayakta kalan sanat, kültür kurumlarının bin bir güçlükle hazır ettikleri etkinlikleri destekleyerek onların hayatlarını idame ettirmelerine yardımcı olabilirsiniz. Kentin merkezinde sinema yok artık belki ama tiyatrolar var. Gittikçe uzaklaşıyor olmayı bahane etmeyip, kendimizi yollara vurmalıyız. Sistemin bizi yalnızlaştırmasının tüm gücümüzle önüne geçmeliyiz.

Bu anlamda Fenerin Büyüsü başlığı anlamlıdır. Büyülü Fener, sinemanın önünü açmıştır bir anlamda. Bizim büyülü fenerimiz de işte yukarıda bahsettiğim sinerjidir. Samsun’un bu hareketliliğe, sanatsal ve sosyal anlamda yeni girişimlere ihtiyacı var.

Benim kafamdaki girişim, yıllardır gerçekleştirmeye çabaladığım, Film Festivali’dir. Samsun, merkezi konumu, jeopolitik avantajları, ekonomisi, her türlü ulaşım imkanı ile bu eyleme yönelik bütün özelliklere sahiptir. Aynen artık geride kalan Halk Dansları Festivali gibi, kentin marka haline gelmesini sağlayacak, kenti kültürel yönden de bir cazibe merkezi haline getirecek bir adımdır. 2019 yılı da, ilk adımın 100’üncü yılı olması hasebiyle böyle bir girişim için kesinlikle en iyi başlangıç yılıdır. Bu festivalin başarısı, Halk Dansları Festivali’nin geri gelmesinin, belki ayrıca bir müzik festivalinin de yolunu açacaktır.

Haber gazetesindeki haftalık köşem Hayat Damarı’nda bunun şartlarını durmaksızın anlatıyorum. Yine orada da defalarca andığım gibi, Samsun pek çok sanatçı çıkarmış bir kent ve sanatla görmezden gelinemeyecek, organik bir bağı var. Bu bağın yok olmasına izin vermeyelim.

Sevgi ve saygılarımla…

 

Beğene bileceğinizi düşündüklerimiz...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir