Kaan Ali Kolcuoğlu: Hiçlerin Varlığında Bir Katil

Sen kimsin?
Varoluş, varolma amacın. Adın, sanın, kimliğin, özün…

Sen kimsin?
Entel köylümü yoksa varoşların çamurlu sokaklarımı yurdun
Dün müsün yoksa daha da mı uzanır ayakların o çağlara…

Gelecek misin?
Yorgun, miadını doldurmuş yarınsızlıklara. Kirli düş, kirlenmiş akıl anlamsız sanrılar

Sen kimsin?
Caddenin karşısından bakarken öte kaldırıma geçmekle kalmak arasında bocalayan
Borçlu kalmamak için duygulara ne varsa içine çektiğin kalabalıkla dolu ıssız bir kent misin?

Sen kimsin?
Kime yazarsın kime kalem kim anlar seni kim kollar acırken, acıtırken

Mezar yolu anlatır onca insanın düşlerini. Bakarsın da görmezden mi gelirsin.
Görmez misin gözü tokların karnı açların yaşamını. Anlar mısın?

Gerçekte nesin?
Hiçlerin varlığında bir katil kadar gerçek
Ya da bir şair, bir hokkabaz belki de bir düzenbaz…
Bir ressam mesela, bir nalbur… Ya duygularında
Olmazların dünyasında olmaz hayallerin peşinde koşan bir maceraperest.

Sen kimsin?
Kimlerin varlığına çıkar sağayan kimlerin yokluğuna çorba sağlayan
Uzun bir yolun hancısı mı? Yoksa yoldan öylesi geçen yörüngesi bile belli olmayan bir daha belki de ayak basmayacağı toprakların adı mısın?
Konusunun bile konuşulmadığı biri geldi geçti adı sanı yoktunun hayali ya da hayal sayıldığı soluk, kırık yalnızlığın sesi mi?

Sen kimsin?
Kırık dökük kelimelerin sahipsiz dizelerin, çalmakla, bakmak arsındaki farksızlığın eser sahibi misin?
Her düşün bir kahramanı, yoksunluğun eksik adamı hep sola yatan hep bekleyen, bekletilen yalanlarına kendisinin de kandığı; kandırdığı acının ayna karşısında acımasızlaştığı çirkinleştiği kişi misin sen?

Sen kimsin?
Gerçekliğin yanılsamasında boğulup ağlayarak annesini arayan duygularını erkekliğe bozduran
Harcayan, harcatan…

Bir masal tadında Kaf dağının ardına bıraktığın ve tacirlere kaptırdığın düşlerin efendisi mi?

Anlatının anlamsızlığından ille de bir anlam çıkartan, hep başkalarının da anladığına inandığın ütopik düşüncelerin gerçekliği misin yoksa?
Sahi sorsak sana kimsin sen ve ne?
Burada ne yapıyoruz bulunma ve var olma amacımız ne
Düzenin bir parçası mıyız yoksa düzenin kendisi mi?
Kime uşaklık ederiz; kimi piyon belleriz Hâkim kim sen mi yoksa susan mı?
 
Çıkarların çıkarımları kaç para? Yönümüz, kıblemiz, adımız, sanımız…
Oysa bir kürek bir kazma alır bizi sevdiklerimizden ve bir lokma muhtaç eder kulu kula
 
İki dirhem bir çekirdek olmak üç paraya farklı kılar mı palyaçodan bizi yoksa kralın soytarısı sarayda asillik simgesi mi? Güldürürken acı acı asalet mi damlar alnından.
 
Büyük kime denir büyüklük nedir?
Söz hakkı ya kul hakkı, emek iş çaba…
 
Kralların bile Tanrısal gücü yokken paranın satın aldığı sahte gülücüklerin kime
Ve kahkahaların kaç aç insanı doyurur?
 
Ardın, tuzun, kuru ya köklerin ne kadar derinde
Çıt diye kırılır mı kalemin yargılayan tarafından?
Hep sana mı hayat
Açlığın çok mu gerilerde kaldı yoksa unutacak kadarda mı umutsuzsun
Seni tanıyorum sende beni… Yeni değil tanışıklığımız dengelerin bu değiştiği yerde dürüstlük yalanlarına boğulmak hangimizin gerçekliği?

Görüyorum arkanı içi boş oysa doluluğuna kapılmışsın pervasızca
Bu günün yarını var dünü olduğu gibi…

Düşmeye görür insan insanı vurur el, vurur kahpeliği
Unutma köklerin derinliğidir var eden ve edecek olan
Dalın kırılır elinde kalır ıssızlığın
Bir başınalığın…
 
Yüzler selamsız kapılar kapalı
Bir o yana bir buyana salınır salınır
İp boyunda nefessiz kalır
Bir yaşam(a)sızlık alır seni
Karanlık, ölüm
Sonrası yok sadece hiç
Hiçlik…
 
Hoşça kalın

 

 

Beğene bileceğinizi düşündüklerimiz...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir