Kaan Ali Kolcuoğlu, Şizofrenik Düşlerim

Bir cellada öykünür bedenim… 
Ruhumun her gece Azrail’le i
şi ne yoksa? 

 

Bir otel odasında sol yanım.

Beynimde tamburalar, buzukiler, bulgariler, çöğürler çalıyor.

 

—Susturun içimdeki sesi… Sesleri…

—Kim var orda?

—Sakın cevap verme…

—Sakın…

—Zaten sormadım sana…

—İçimdeki sesi duy…

—Sesi… Sesleri…

 

Bir otel odasında sol yanım.

 

Hayat saçma farkındalıklar üstüne kurulu

Farkındalığım diz altı

Sanrılar kalıtsal, üstüne döllenmeler

Sevmeler yapay, piyasa seviciler dolu

Aldatmanın tadı olağan isterik

Ruhlar dolaşıyor

Kana aç

Ete aç

Bedene aç

 

—Aç

—Aç gözünü…

 

Göz önü tanımsız düşman

 

—Kör müsün?

 

Bir otel odasında sol yanım

 

Düşler yanıyor üç kuruşluk kandırmalara

Süse, paraya, arabaya!

Buza kesiyor duygular…

Bir yerde birileri için yıldız kayıyor

Bir yerde ise biri beynine silah…!

 

Ölüyor aşk

Öldürüyor aşkı…

 

—Geç oldu yazık

—Oysa erken diyordum

—Acele etme

—Biliyorum anlamıyorsun

—Anlama gerek yok

—Susma!

—Susman içimi acıtıyor

—Lütfen acıtma!

—Sus demen yeter

 

Zaman nadaslıyor duyguları

Az törpülenmeli narsis sevmelerim

Günün azalması

Ölümün umurunda mı?

 

Zamanı kurdum zemberek boşalınca anlatı, anlaşılır bir dile dönecek bilmeniz gereken şu:

 

Üçüncü sayfa haliyim öyle derinden…

 

Melekler gerçek mi anne?

 

Gerçekse neden hep bizimle birlikte değil ve neden hep gülümsediğinde yüzünde hüzün okuyorum. Oysa saçlarına ay ışığı vuruyor güneşe nispetle…

 

Görüyorum rüyamda savruluyor rüzgârdan çınarın yaprakları. Sonra bir kuru dal kalıyor. Şimdi kışta gelir üşür bedeni yokluklarla.

 

Hüzünle okudum yazdıklarımı nedense ve ne çok sevdim satırları dağınık hayatımı buruşturulup atılmış hatıralarımı ve ilk şiirlerimi karikatürlerimi teksas tommiks zagorları mı biraz misket biraz çocukluğuma dair şimdilerde siluet bile etmeyen insan eskilerini…

 

Niye bana deme… Ben ki kaç’lardan kez’lerden geçtim…

 

Yaşam örülü, sakin bir ecel ve ruhaniyeti duygu bedenlerine asılı…

 

Bir sussan diyorum artık…!

 

Kendi kuyruğunu yiyen yılan hikayesi gibi bizim hayatlarımız güzel dostum hep başa sararız…

 

Ne kadar kaçsak da kendimizden varacağımız yer hep yine kendimizin o büyük yalnızlığı…

 

Yalnızlık mı? Sen tercih etmedin mi böyle yaşamayı?

 

Gülme sırasını bekler hüzün insanları belki bir gün niyetine… Birazdan büyükten konuşur adam sonra zeytini katık eder e(k)meğine…!

 

Sonra bulutları anlat dedi adam pencerenin ardından
Kuşlar bilir dedi bir düş(me) anında…

 

Ne çabuk geçiyor değil mi?

Geçmiyor…

Aldığımız yol oysa ne kısa…

Vardığımız yer neresi?

Bugün sen kimsin ben dün neydim şimdi hangi aralıktayım ve nereye sığınırım?

Sen kaç acı gömdün geceye?

Kaç kez, kaç kere sakladın hislerini?

Ya dışarıda bekleyenlerin hayranlığı kaçımızın toplamı?

 

Bence hayat güzel ve havada…!

Gerçekten güzel bir gün mü?

Sende mi inandın.

Yoksa hep güldüğün için seni mutlu mu sandılar dostların… Hangimiz ağrıyan acını aldık bi parça üstümüze…

Hangimiz gecenin dar bir vaktinde duvarları üstüne üstüne gelen bir adama pencere açtı…

Hangimiz elini tutarak kasılmana derman oldu.

Hangimiz aslında hiç iyi değilim berbatım ve sende iyi değilsin biliyorum ve daha iyi olmayacaksın dedi…

 

İyileşebiliriz…

 

Boş ver biliyorum anlamıyorsun

Bende senin beni anlamadığın yerdeyim.

 

Bir türlü büyütemediğimiz anılarımız
Bu yüzden mi hep çocuk kalışımız…!

Panik yapmadan çıkmalıyız bu dünyadan…

 

Ölmekten mi bahsediyorsun?

 

 

Hayır gitmekten…

Ne diyordum;

Bir otel odasında sol yanım

 

Artık

Söz bitti, yolda bitti

Yolun sonu bak…

Gidilecek bir yol kalmadı

Ne de uğruna ölünecek bir kadın!

 

Ölmek kolay bir yaşama sırasında, unutma…

 

Belki…

Duvarda bana bakan şekil

Bir mil boyu

Asırlık yaşam

Anlık nefes

 

Bir otel odasında sol yanım

Sol yanım yalnızlığa tok

Sol yanım, yalnız

Sol yanım

 

—Vurma beni…

 

Hoşça kalın…

 

 

Beğene bileceğinizi düşündüklerimiz...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir