Mahmut Çakır; Çalışan Anneler ve Çocuk

ÇALIŞAN ANNELER VE ÇOCUK

Dünyanın bugün geldiği nokta, ekonomik olarak kadınların da iş gücünün içinde yer almasını gerekli kılmaktadır. Değişen yaşam ve tüketim anlayışı, çağın getirdiği yeni ihtiyaçlar bir yandan kadının ekonomik yaşamdaki rolünü arttırırken diğer yandan annelik kimliğini daha zorlu bir hale sokmaktadır. Kadınların iş yaşamı içinde daha etkin yer almaları çocuklu kadınlar için kimi zaman bazı problemleri de beraberinde getirmektedir.  Bu nedenle ‘çalışan kadın’ olarak annenin annelik, gereklerini yerine getirmede karşılaşacağı sorunların altını çizmeyi ve bu durumu çocuk için daha sağlıklı bir hale getirme yönünde çözüm önerileri sunmayı düşündük.

Çocuğa bakım verenin nasıl olduğu çok önemli

Çocuklar gelişim basamaklarında ‘temel güven’in oluştuğu yaşamın ilk bir yılında, temel ihtiyaçları karşılamak yanında uygun duygusal karşılık ve güven veren, optimum bir anne-bebek ilişkisi sağlayan temel bağlanma nesnesi anneye gereksinim gösterir. Bu dönemde rahat ulaşılabilen, tutarlı, aynı kişi olarak ve sürekli bir şekilde bir annenin varlığı bebek için olmazsa olmazdır. Özellikle iki yaşından sonra sembolik düşünme ve özerk-bağımsız davranma süreci başlamaktadır ki, bu süreçte çocuk kendisine karışılmasını istemediği gibi her şeyi özgürce merak edip keşfetme yönünde davranış örüntüleri sergilemektedir.  Ayrıca annenin bedeni yanında olmasa bile annenin güven veren varlığını zihninde simgeleştirmek ve duygularında hissetmek kendisinin rahat ve kaygısız olması için yeterlidir. Diğer taraftan anne ile örtüşen tutarlılık ve paralellikte yaklaşım ve duyguları aynalayıp yansıtabilen, annenin çalıştığı saatlerde temel bakım veren ve bağlanma nesnesi rolünü üstlenen bakıcı bayanlar çocuklar tarafından tıpatıp ‘annenin aynısı’ gibi algılanmaktadır. Buradan hareketle, işin püf noktası annenin çalışıyor olması ve çocuğundan ayrı kalması değil, anne olmadığında onun yerini belirtilen anlamda doldurabilecek, anne ile her yönden örtüşebilen, duygusal ve davranış örüntülerinin sürekliliğini sağlayan ve bu nedenle çocuk tarafında ‘aynı ve sürekli yanımda olan annem’ olarak sembolize edilebilen bir ‘’temel bakım veren varlığı’’dır. Bu noktada anne ve bakım verenin birbirinden haberdar olmaları, aynı ve ortak sinerji ile hareket etmeleri öncelikli ve olması gereken şeydir. Bunlar sağlandıktan annenin çalışmasının (özellikle çocuk iki yaşına geldiğinde) çocuğu olumsuz yönde etkilemesi riski yok denecek kadar azdır.

Anne çalışma stresini eve taşımamalı

Annenin çalışma yoğunluğu, çalışma ortamındaki şartların, iletişim, paylaşım ve desteğin nasıl olduğu, evde anne-çocuk iletişiminin hatırı sayılır bir şekilde belirleyicisidir aslında. Çalışma ortamının yoğun ve sıkıntılı olması nedeniyle bazı anneler huzursuz oldukları için bazı olumsuz duyguları olasılıkla eve taşıyabilir. Bu durum annenin çocuğuna kendisini ve duygularını vermesini, çocuğunun kendisiyle yapmak istediklerini ve davranışlarıyla vermek istediği mesajları uygun ve doğru algılamasını olumsuz etkileyebilir. Çünkü annede olumsuz çalışma şartları ve yoğun iş yükünün getirdiği tükenmişlik, huzursuzluk, kaygı, yılgınlık ve bunların sonucunda oluşan depresif ruh hali onu tahammülsüz ve hemen reaksiyon gösteren ‘uyarılmış ve aşırı duyarlı’ bir kişi haline getirmiştir bile. Böyle olsa da anne eve gelirken ‘çalışan kadın’ maskesini çıkarıp ‘iyi bir anne’ maskesini takma becerisi gösterebilmelidir. Eğer bu yapılamıyorsa anne çocuk ilişkisi olumsuz etkilenecek, temel bağlanma nesnesi olan annedeki huzursuzluk duygusu ve uyarılmış ruh hali aynen çocuğa geçecek, anneyi daha çok yıpratan ve enerjisiz bırakan, çatışma ve tartışma şeklinde kısır döngüye giren iletişim biçimi kaçınılmaz olacaktır. Sonuçta anneye ceza vermek istercesine agresif davranan, inatlaşan, her şeye kızar hale gelen ve öfke patlaması yaşayan bir ‘mutsuz çocuk’ karşımıza çıkabilecektir.

Annede ihmal ve suçluluk duygusu

Bazen anneler tamda çocuklarıyla ilgilenecekleri ve onların bakımını yapacakları sırada çalışma zorunda kalmaları için bunları yapamamanın getirdiği ‘ihmal ettim’ ve ilgilenmedim duygusu ile suçluluk duyabilirler. Bu nedenle anneler daha duygusal, koruyucu, kaygılı ve girici olabilirler ve anne-çocuk ilişkileri güvensiz ve kaygılı hale gelebilir. Bunun sonucunda çocuk anneye bağımlı, huzursuz ve bireyselleşmeyi gerçekleştirememiş hale gelebilir. Dahası çok yüz-göz olma ve çocuğa sınır konulmaması sonucu çocukta inatlaşma, anne-baba rolüne geçip onları yönlendirme ve her dediğini yaptırmayı öğrenilmiş davranış olarak alışkanlık haline getirme davranışları görülebilir. Diğer taraftan evde bunları yapan çocuklar annenin babanın olmadığı kreş ya da okul ortamında büyük olasılıkla içine kapalı, pasif, kaygılı, ürkek, iletişim kumada ve strateji geliştirmede yetersiz olabilirler. Yine bu çocuklar okul döneminde ve ileriki yaşam dönemlerinde ‘toplumsal kaygı bozukluğu’, anne-baba gibi bakım verenden ayrı kaldığında oluşan ‘ayrılık kaygısı bozukluğu’, ‘panik bozukluk’, ‘düşük benlik saygısı’ ve ‘çekingen ve kendine güvenmeyen kişilik’ belirtileri ve özellikleri gösterebilirler.

Sevgili anneler, sizin çalışmanızdan dolayı, ihmal ve suçluluk duygusunun getirdiği farkında olmadan oluşturduğunuz davranış ve yaklaşımlarınız sonucunda çocuğunuzda bunların olması olasılığı maalesef yüksektir. Tam tersi çalıştığınız için suçluluk duymayınız, çalışarak en iyisini yapıyorsunuz. Eğer ikinci bağlanma nesnesi olarak uygun ve yeterli baba desteği varsa ve en önemlisi sizin çalıştığınız saatlerde sizinle örtüşen anne rol modeli olabilecek bir ‘bakım veren’ bulabilirseniz (ki bu asla anneanne veya babaanne olmamalı) büyük olasılıkla hiç sorun yaşanmayacaktır. Bireyselleşmiş, bağımsız-kendi kendine yetebilen, anneye bağımlı ve ürkek olmayan bir çocuk isteniyorsa (ki olması gereken budur) annenin tüm hayatı çocuk olmamalı ve hayatının merkezinde çocuk bulunmamalıdır. Bunun olması için de anne çalışmayı bir fırsat olarak görmelidir.

Babanın katkısı vazgeçilmez ve çok önemli

Baba çocuk için ikinci bağlanma nesnesidir, ayrıca çocuğun özerk-bağımsız davranmasında özdeşim aracı, güven-destek ve dozunda otoritedir. Çalışan annenin iş yükünü özellikte evde paylaşıp azaltan, anne öfkelendiğinde bile onun verdiği mesajı doğru anlayan, çatışmak yerine destek veren, empatik ve motivasyonel yaklaşan ve bu duyguyu anneye verebilen baba iyi bir baba ve her şeyden önce ideal bir eştir. Baba bunları yaparak anne iş yükünü, sorumluğunu azaltmakta, huzursuzluk ve stres döngüsünü kırmaktadır, aslında dolaylı yönden anne-çocuk ilişkisini de olumlu ve optimum yapmaktadır. Ancak bu yeterli değildir, baba aynı zamanda çocuk ile amaca uygun, kaliteli ve ona değerli olduğunu hissettiren oyunlar, sohbetler ve etkinlikler yapmalı, bunun planlı zaman ayırmalıdır. En önemlisi davranışları ile uygun rol model olmalıdır. Baba bunları yaptığı oranda çocukta kendilik değeri ve öz saygı yeterince gelişecek, ayrıca iş yükü ve stresi olasılıkla azalacağı için duygusal ve reaktif annenin yerine; akılcı, çocuğuna uygun duygusal karşılık veren ve öz denetimi iyi olan bir anne profili gelecektir.

Son olarak; Evdeki bakım verenin ve çocuk yuvada ise yuvada eğitim ve bakım verenin sık değişmemesi, mümkün olduğunca değişmemesi en uygun olandır.  Çocukla sürekli farklı bakım veren ilgilendiği zaman çocuğun duygu alış verişi yapacağı, teke tek ilişki kuracağı birisi olamamaktadır. Olması gereken nesne sürekliliği ve aynılığı olumsuz etkilendiği için çocukta güvenli bağlanma yetersiz kalmaktadır.

 

 

Beğene bileceğinizi düşündüklerimiz...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir