Osman Kara; Samsun ve MUSTAFA KEMAL ATATÜRK

Dokuzuncu Ordu ve Mülhakatı Müfettişi Mirliva Mustafa Kemal Paşa’nın 19 Mayıs 1919’da Samsun’a çıkışından değil, Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Gazi Mustafa Kemal Paşa’nın 20-24 Eylül 1924’deki Samsun’u ziyaretlerinden bir anıdır burada anlatacağım.

Milli Mücadele için Anadolu topraklarına ilk adımını Samsun’da atan Mustafa Kemal Paşa Cumhurbaşkanı olarak Cumhuriyet’in ilk milli sermayeli yatırımının temelini de 21 Eylül 1924’de Samsun’da atar. Atılan temel Samsun-Çarşamba demiryoludur.
Gazi Mustafa Kemal Paşa ve eşi Latife Hanıma 22 Eylül akşamı İstiklâl Ticaret Mektebi’nde Samsun Öğretmenler Birliği tarafından bir çay partisi verilir. Mustafa Kemal Atatürk o “En hakiki mürşit ilimdir” sözünü burada söyler. Bu söz bu kadarıyla pek bilinir de önü ve arkası, bir başka ifadeyle tamamı ve hikâyesi hemen hiç bilinmez. Bu konuşmanın tamamını değilse de önemli bölümlerini ve hikâyesini bilmekte büyük yarar var. Ben bu partiyi, bu konuşmayı ve hikâyesini 1924’de Çankaya Köşküne “mutemet” olarak adım attıktan sonra “Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreterliği’ne” kadar yükselen ve ölümüne kadar Atatürk’ün yanında bulunan Hasan Rıza Soyak’ın anılarından özetleyerek aktarmaya çalışacağım.

Partide birkaç kadın ve erkek öğretmen, arkadaşları adına söz almış ve “çok içli, çok ateşli nutuklar vererek kendisine karşı besledikleri sevgi, hayranlık ve bağlılık duygularını pek heyecanlı ve şairane sözlerle belirtirmişler, Onun işaret ettiği yenilik ve ilerleme yolunun şaşmaz yolcuları olduklarını vatan yavrularını buna göre yetiştirmeye çalışacaklarını söylemişler.”

Hasan Rıza Soyak’ın anlattığına göre “Bu sözleri dinlerken, muzaffer Başkomutanın gözleri sevinç içinde parlıyor fakat şahsına yönelik sözler söylenirken de gözlerini indiriyor, yüzü kızarıyor, sıkıldığını belli ediyor.”
Konuşmacılar arasında Hamdi Bey adında bir ilköğretim müfettişi de var. Hasan Rıza Soyak, ”aşırı övgülere örnek” olsun diye onun konuşmasından bir bölüm veriyor. Şu satırlar o bölümden: “Ulu Gazi; bundan 5 yıl önceydi; 600 yıldan beri büyük bir tarih yaşayan büyük bir milletin son günleriydi. Bütün yaratıklar, bütün tabiat, bu milletin matemini paylaşıyordu. Ufuklar parçalanmış, güneş kararmış, yıldızların nuru sönmüş veya biz göz nurundan mahrum kalmıştık. Her taraf cehennemi bir sükût içindeydi. Bülbüller susmuş, baykuşların matemli sedaları kulaklarımızda uğulduyordu. Kartalların leş didikleyen gagaları beynimizde, gözlerimizde dolaşıyordu. Artık her şey bitmişti; esen rüzgâr, sahile çarpan dalgalar, bu milletin matemini hıçkırıyor, haykırıyordu. İşte o anda, o elemli kara günlerde siz Ulu Gazi, siz ey zafer nuru, siz ey Türk diyarının kıymetli ve unutulmaz kurtarıcısı, siz yetiştiniz.”

Konuşmaların sonunda Atatürk söz alır ve “çay ziyafetini hazırlayanlara teşekkür ederek” şunları söyler: “Efendiler, dünyada her şey için, maddiyat için, maneviyat için, hayat için, başarı için, hayatta en hakiki mürşit ilimdir, fendir. İlim ve fennin dışında mürşit aramak gaflettir, cehalettir, dalalettir, yalnız, ilmin ve fennin yaşadığımız her dakikadaki gelişmesini kavramak, ilerlemeleri zamanında takip etmek şarttır. 1000-2000 hatta binlerce yıl önceki ilim, fen ve lisanın çizdiği düsturları şu kadar bin yıl sonra bugün aynıyla uygulamaya çalışmak, elbette ilmin ve fennin içinde bulunmak değildir.”

Burada üzerinde önemle durulması gereken hususlardan birisi Mustafa Kemal Paşa’nın sadece ilmi değil, aynı zamanda fenni de mürşit olarak belirtmesi ve bu mürşitliği sadece “maddi sahada değil aynı zamanda manevi sahada da” vurgulamasıdır. Niyeyse, bu son derece önemli ifade başı ve sonu atılarak ve adeta kuşa çevrilerek bugünlere sadece “En hakiki mürşit ilimdir” şeklinde taşınmıştır.

Gazi Mustafa Kemal Paşa, daha sonra konuyu kendisi hakkındaki sözlere getirir ve şunları söyler: “Samimi yüreklerden taşması itibariyle bunlardan, şüphesiz, çok memnunum, mütehassısım ve müteşekkirim. Yalnız sizden olan bir kişiye sizden fazla önem vermek, her şeyi bir millet ferdinin benliğinde toplamak, yüksek bir topluluğun geçmişe, hale, geleceğe ait bütün meselelerini açıklamayı, o topluluğun bir tek şahsiyetinden beklemek elbette layık değildir, elbette lazım değildir.”

“Vatandaşlar, vatanınızda herhangi bir kimseyi, istediğinizi sevebilirsiniz, kardeşiniz gibi, arkadaşınız gibi, babanız gibi sevebilirsiniz; fakat bu sevgi ulusal varlığınızı herhangi bir kimseye, herhangi bir sevdiğinize vermek yoluna götürmemelidir.”

“Efendiler ilham ve kuvvet kaynağı milletin kendisidir. Milletin müşterek arzusu, gerçek temayülüdür. Varlığımızı, istiklalimizi kurtaran bütün teşebbüs ve hareketler milletin müşterek fikrinin, arzusunun, azminin yüksek tecellisinden başka bir şey değildir.”
*Hasan Rıza Soyak-Atatürk’ten Hatıralar-YKY-Say:53 ve devamı

 

Beğene bileceğinizi düşündüklerimiz...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir