TULUHAN TEKELİOĞLU    
Kalemi Kırılan 10 Bin Gazeteciden Biri…
Tuluhan Tekelioğlu


Gazeteci, yazar, televizyon programcısı, sunucu, belgeselci, aktivist, direnişçi, insana değen işler yaparak mutlu olan girişimci bir kadın…Tuluhan Tekelioğlu. Toplumsal yaralarımıza ışık tutan çalışmaları ile büyük takdir toplayan Tekelioğlu, kalemi kırılan 10 bin gazeteciden biri. Ama o “Hayatta siz varsanız ve kendinize değer verirseniz, mutlaka insanlar da size değer verir” diyerek ümidini kaybetmeden yoluna devam ediyor. Yeni Hayat belgeseli ile organ bağışına farkındalık yaratmak için Türkiye turnesine çıkan Tekelioğlu ile yolculuğunun Samsun durağında bir araya geldik ve biraz eserlerine, biraz hayata, biraz projelerine yani bolca insana dair konuştuk.

HABERHAYAT: Samsun’a hoş geldiniz. Daha önce Samsun’a gelmiş miydiniz, nasıl buldunuz Samsun’u?
TULUHAN TEKELİOĞLU:
Samsun’da olmak çok güzel. Kendimi Karadeniz’e değil de Akdeniz’e gelmiş gibi hissediyorum. Samsun’da palmiyeler karşıladı bizleri. İki sene önce bu şehre bir tabu ile ilgili gelmiştim. O tabu ile ilgili Yeni Hayat adında bir belgesel çektim. Yeni Hayat ile beraber bir organ bağışı kampanyası başlatmıştım. Samsun üçüncü durağımdı. Samsun’dan yaklaşık 150 kişi, Yeni Hayat’ı izledikten sonra organlarını bağışladı. Bu, bugüne kadar gittiğim şehirlerarasında bir rekordu. Samsunluların iyiliğinden çok etkilendim. Bu şehrin benim için çok özel bir yeri var.

HABERHAYAT: Tuluhan Tekelioğlu kimdir, neler yapar? Sizi, biraz kendinizden dinleyebilir miyiz?
TULUHAN TEKELİOĞLU:
Başkaları için iyilikler yapmaya gayret eden, insana değen şeyler yaparken mutlu olan biriyim. 23 yıllık gazeteciyim. Meslek hayatımın 15 yılı Ana Akım Medya’da canlı yayınlar yaparak geçti. Gazeteci olarak ilk Hürriyet Gazetesi’nde çalışmaya başladım. Ardından pek çok televizyon kanalında programlar hazırladım ve sundum. Mehmet Ali Birand en büyük idolümdü. Kendisi ile 2 yıl çalışma fırsatı bularak en büyük hayalimi gerçekleştirdim. Gazeteciliğin her alanında var olmayı seçtim. Gazeteciliğe tutku ile bağlıyım, iyi ki de gazeteci olmuşum. Yakında emekli olacağım ama bizim meslekte ölene kadar gazetecisindir. Yani bu işin hiçbir zaman emekliliği yoktur. Şimdi belgeseller yaparak gazeteciliğe devam ediyorum, insanlara belgesellerimle değiyorum.

HABERHAYAT: Organ bağışı ve nakil sürecini anlattığınız Yeni Hayat belgeselini seyirci ile buluşturuyorsunuz. Yeni Hayat’ı çekmeye nasıl karar verdiniz, bu süreçte neler yaşadınız?
TULUHAN TEKELİOĞLU:
Bana “Senin organ nakliyle işin ne?” diyorlar. Aslında doğru. Hayatımda organ naklini tanımıyor ve bilmiyordum. Yeni Hayat belgeseline Allah’ın eli değdi. Babam hastalandı, ölümden döndü. “Ben hastalandığım yerde iyileşmek isterim” deyince, tedavisini Antalya’da gerçekleştirdik. Özel bir hastanede yapılan baypas ameliyatı ile üç damarı değişti. Babama refakatçilik yaparken, hastanenin dördüncü katındaki bütün olup bitenler beni çok etkiledi. “Babamı iyileştireceğim, ekibimi getirip burada bir organ nakli belgeseli çekeceğiz” dedim ve 2014 yılında Yeni Hayat belgeselini çektim. Belgeselimizin kahramanı üç yaşındaydı, şimdi altı buçuk yaşında dünyanın en tatlı çocuğu. Böbreğini babaannesinden aldı, şu an çok sağlıklı. O büyürken biz, Yeni Hayat belgeseli ile organ bağışları topladık ve 500 kişiye ulaştık. Türkiye totalinde bu yılı “Organ Bağışı Yılı” ilan etti ve beni de Yeni Hayat’la bu sosyal projenin yüzü seçti. Şimdi onlarla beraber Türkiye’nin her kentine giderek bu filmi gösterip, insanlara hayatta yapabilecekleri en doğru ve en güzel şeyin bir ‘Yeni Hayat’ hediye etmek olduğunu anlatıyorum. Yeni Hayat bugüne kadar yaptığım en güzel proje.

HABERHAYAT: Türkiye’nin organ nakline bakış açısı nasıl, toplumu bu konuda bilinçlendirmek için neler yapılmalı?
TULUHAN TEKELİOĞLU:
Türkiye’de organ bağışı konusunda bir bilinç eksikliği olduğunu düşünüyorum. Aslında çok duyarlı bir milletiz, fakat ülkemizde organ bağışı oranı çok düşük. Yeni Hayat’ı çektiğim yıl organlarını bağışlayanların sayısı milyonda üçtü, bu belgeselle beraber bu oranı milyonda beşe çıkardık. Yani milyon kişide sadece beş kişi organlarını bağışlıyor. Ama bir yakını, eşi, çocuğu, annesi organ nakli olmak zorunda olanlar, böyle bir durumla karşılaştığında en yakını için canından can vermeye hazır. Canlı vericilerden organ nakli oranında dünyada ikinci sıradayız, ama ölümden sonra organımızın birine bağışlanmasını arzu etmiyoruz. Öldükten sonra organlarını bağışlamada dünyada en son sıralardayız. Bu paradoksu bir türlü anlayamıyorum. Bu yüzden, insanları organ bağışı konusunda bilinçlendiriyoruz.

Yeni Hayat’ta filmin kahramanlarından biri şunu söylüyor: “Hayatta çok kötü bir insan olabilirsiniz, ama organlarınızı bağışlamak giderayak size bir cennet bileti.” Bu söz her şeyi anlatıyor.

HABERHAYAT: Üvey Evlat, Ya Bizdensin Ya da, Her Şeye Rağmen İkimiz, 40’ında 40 Kadın, 50’sinde 50 Erkek gibi birçok eser kaleme aldınız. Kitaplarınızla ilgili genel bir değerlendirme yapar mısınız? Tuluhan Tekelioğlu tüm bu çalışmaları ile okuyucularına ne mesaj vermek istiyor?
TULUHAN TEKELİOĞLU:
Biraz önce Armağan isminde çok tatlı bir hanım geldi. “İki gün önce Üvey Evlat kitabınızı aldım, okudum ve çok etkilendim. Şu an sizi karşımda görünce çok şaşırdım. Bu akşam evleniyorum, sizin gelmeniz bana güzel bir düğün hediyesi olacak.” dedi. O kadar mutlu oldum ki. Demek ki yaptığımız işler insanlara değiyor. Yaptığım her işte toplumsal fayda olmasını her zaman gözetirim. Tüm çalışmalarımı toplumsal fayda doğrultusunda hayata geçirdim.

HABERHAYAT: En son bu yıl çektiğiniz Yapabilirsin adlı belgeseliniz çok büyük yankı uyandırdı. Yapabilirsin’den biraz bahseder misiniz?
TULUHAN TEKELİOĞLU:
Yapabilirsin, Anadolu’dan çok farklı yerlerde yaşayan dokuz cesaretli kadının hayatını anlatıyor. Belgeselimiz şunu söylüyor: “Görmek istediğin değişimin kendisi sen ol.” Biz mutluluğu, cesareti, güzelliği… Her şeyi dışarıda arıyoruz. Oysa hepsi bizim içimizde. Yapabilirsin, bunu anlatan bir belgesel. Yapabilirsin ile bu yıl Uçan Süpürge Film Festivali’nde ödül aldık. Bu belgeselle özellikle de şunu söylemek istiyorum: Kadın Türkiye’de güçlü, anne, etken. Ama kadının üzerinde sanki bir şiddet perdesi oluştu, onları şiddet görmeye mahkum ediyoruz. Bu kara perdeyi kaldırmak, kadının gücünü, cesaretini, isterse neler yapabileceğini göstermek istiyorum. Toplum olarak bardağın dolu tarafını değil, boş tarafını görmeye meyilliyiz, kahırdan ve acıdan besleniyoruz. Yaşantı biçimimiz de böyle. Bardağın dolu tarafını görürseniz, kendi içinizdeki yapabilme gücünü keşfederseniz, imkansızı başarabilirsiniz, demek istedim. İmkansızın peşinde koşmayan bir insanın hikayesi yoktur. İşin kolay tarafını hiç görmedim. İmkansızın peşinde koşan insan olmayı tercih ettim. Hep güçlükleri başarmak istedim.

HABERHAYAT: Yüreğinizi katarak yaptığınız, insanlığa dokunan bir projeyle takdir görüp ödül almak size neler hissettirdi?
TULUHAN TEKELİOĞLU:
Ödül bizim için filmi izleyen insanın hayatında yaptığı küçük bir değişikliktir. Yapabilirsin filmi ile şunu göstermek istedim: Sadece kadın değil, bu filmi izleyen her insan için kadınlardan bir umut filmi Türkiye’ye. İş arayan bir üniversite öğrencisi, işsiz bir genç arkadaş ki işsizlik maalesef çok yüksek bu ülkede. Umut arayan insanlar, bu filmi izledikten sonra içlerindeki o kıvılcımı harekete geçirebiliyor. 42 dakika sonra başka bir insan oluyorlar. “İçinizdeki gücü fark edin!” demek istedim. Bunu insanların gözünde görmek yeterli benim için. Ödül almak önemli değil ama tabii ki çok güzel. Yeni bir yer açılıyor kütüphanenizde ödüle. Ama önemli olan bunu insanlarla paylaşabilmek. Çünkü Türkiye’de umudu anlatan, umudun olduğunu gösteren çok az insan var.

HABERHAYAT: Ya Bizdensin Ya da adlı eserinizde sansürü, medyanın kuşatılmışlığını anlatıyor, röportaj üzerinden tarihe not düşüyorsunuz. Türkiye’yi sansür noktasında nasıl değerlendirirsiniz?
TULUHAN TEKELİOĞLU:
Gazetecilik gerçekleri söylemekse, bu ülkede gazeteciliği yapamadığımızı görünce mesleğimizle ilgili bir yüzleşme belgeseli çekmek istedim. Mesleğimiz sadece muhabirlerden ve editörlerden oluşmuyor, patronlar da var. Mesela; Aydın Doğan, kurumsal bir grubun patronu. Bu belgesel Aydın Doğan’ın da konuştuğu bir belgeseldir. Belgeselin adı Persona non Grata’dır. Bu belgeseli Ya Bizdensin Ya da ismiyle kitaplaştırdık. Teslim olursanız, sizi her şekilde sansürlerler. Mesele, bu ülkedeki birçok meslek grubu gibi gazetecilerin de örgütlü olmamasıdır. Sendikalı olsaydık birbirimize sahip çıkmayı öğrenirdik ve bu sansürlerden de etkilenmezdik.

Gazeteci bir futbolcu gibidir. Bizim mesleğimizde biraz narsistlik vardır. “Aman nasıl çıkmışım, aman ben de olayım, aman göstereyim, aman imzam olsun, para vermesinler de imzamı göreyim” gibi bir meslektir, gazetecilik. Türkiye’de ne kalemler vardı kırdılar! Kırıldı o kalemler, gitti! Ama o kalemler bir araya gelseydi, bir demet halinde tutunabilseydi birbirine, o zaman hiçbirimizi kıramazlardı. Sadece gazetecilik mesleğinde değil, her alanda dayanışmanın çok gerekli olduğunu düşünüyorum. İşçi, öğrenci, öğretmen olabilirsiniz. Hangi meslekten olursanız olun eğer dayanışmazsanız, kendi mesleğinize hep birlikte sahip çıkmazsanız, sizi her zaman kırarlar. Suç bizdeydi, Ya Bizdensin Ya da’ da bunu göstermek istedim.

Şu an Türkiye’de işsiz bırakılan 10 bin gazeteci var. Ben onlardan biriyim. Ama arkadaşlarım gibi mesleğe küsmedim ve belgeselcilik yolunda hayatıma devam ediyorum. Aynı zamanda ekibime de iş sağlıyorum. Girişimci bir kadın olarak şunu söylemek istiyorum: Hayatta siz varsanız ve kendinize değer verirseniz mutlaka insanlar size değer verir. Lütfen kendi kimliğinizin, kendi gücünüzün farkında olun!

HABERHAYAT: Üvey Evlat’ta da sanata sansür konusunu ele aldınız. Röportaj yaptığınız sanatçıların anlattıkları okuyanları derin bir hüzne ve acıya sürüklüyor…
TULUHAN TEKELİOĞLU:
Sanat dediğimiz şey bize nefes almayı sağlayan alandır, oksijenimizdir. Atatürk “Sanatsız kalan bir milletin hayat damarlarından biri kopmuş demektir” demiş. Sanat bize bunu sağlar. Sanatı siyasi el gibi düşünmeyen Fazıl Say, Genco Erkal, Müjdat Gezen, Zülfi Livaneli, Levent Üzümcü, Şebnem Dönmez gibi sanatçılar şunu söylüyor: Her dönem iktidar sanatçıları öz evladından farklı gördü. Üvey Evlat olarak gördü. Üvey Evlat bunu anlatıyor. Her belgeselimin açılış cümlesi vardır. Bu belgeselimin de açılış cümlesi Sevgili Neşet Ertaş’ın bir sözüdür: “Nerde türkü söyleyen birisini görürsen korkma, git yanına otur. Çünkü kötü insanların türküleri yoktur.” Üvey Evlat kendini dışlanmış hisseden, bütün acıların kuşattığı ve bize de kendimizi algılamamızı sağlayan bir belgesel oldu. O kadar üzüldüm ki Üvey Evlat’tan sonra bir umut filmi çekeyim, dedim. O yüzden Anadolu’da yürekli, cesur, gülümseyen, neşeli dokuz kadının hikayesini anlatan bir belgesel olan Yapabilirsin’i çektim. Yapabilirsin’den sonra da Türkiye’ye sadece umut getirecek belgeseller çekmeye devam edeceğim.

HABERHAYAT: Peki, neden iktidar sanatçıları ‘Üvey Evlat’ olarak görüyor?
TULUHAN TEKELİOĞLU:
Çünkü sanat başkaldırmaktır. Gördüğün bir şeye karşı yürekli bir şekilde bir acıyı bir esere çevirmektir. Yani mutluluktan sanat çıkmaz. Bu insanlar yaşadıkları acıyı sanat yaptı.

HABERHAYAT: İktidarın eleştiriyi kabul etmeme durumu mu söz konusu?
TULUHAN TEKELİOĞLU:
Fazıl Say, dünyanın şu an yaşayan en büyük piyanistlerinden biri. Fazıl Say’ın Türkiye’deki eserlerinin ki bunlar senfonilerdir, sözleri bile yok, devlet senfoni orkestrası tarafından çalınması yasak. Bunu nasıl açıklarsınız? Bu kişi insan öldürmemiş, hırsızlık yapmamış, başkasının hakkını yememiş. Dünyaca tanınan, çok büyük eserler besteleyen ve konserler yapıp, Türkiye’yi dünyada tanıtan, bir elin beş parmağını geçmeyecek sayıdaki önemli kişilerden biri. Eserlerinde söz yok sadece müzik, bunlar bile yasaklandı. Yani siz bu insanların var oluşlarını, nefes almalarını engelliyorsunuz. Güle rengini veren toprağın rengi değil, bülbülün kanıymış. İşte ‘onlar o kan döken bülbüller’ ve biz onlara bir koza içerisinde saygı ve sevgi göstermemiz gerekirken, kendilerine çok acılar çektirmişiz.

HABERHAYAT: Hayata geçirmeyi planladığınız yeni bir belgesel, kitap veya başka bir proje var mı?
TULUHAN TEKELİOĞLU:
Şu anki motivasyonum ve ilgi alanım gençler. Gençlerin çok güzel bir yüreği var. Onların sesini duymamız gereken bir dönem. Ama bizler seslerini duymamayı tercih ediyoruz. Duyarsak ne olur, bunları göstermek istiyorum. Türkiye’yi ileri taşıyacak olan gençlerdir. Onlarla da ilgili hayatta imkansızı başarabilmiş gençleri bulmak için yola çıktım.

HABERHAYAT: Talk show, spiker, kitap yazarı, belgesel filmler… 10 parmağınızda 10 marifet. Bu yoğunluğun altından nasıl kalkabiliyorsunuz, bu başarınızın sırrı nedir?
TULUHAN TEKELİOĞLU:
Oğlum büyüdü. Artık ilgi alanımı ona değil başka şeylere yönlendirebiliyorum. Çünkü annelik çok fazla zaman alıyor. Çocukluğumdan beri hep zor şeylere meyil ettim. Hep tabulara ve haksızlıklara karşı mücadele ettim ve tutkuyla bir şeyler yapma gayreti içinde oldum. Fabrika gibi çalışan ve üreten bir beynim var. Bu konuda şanslı olduğumu düşünüyorum. Bu gücü içimden alıyorum. En güzel şey de kendimle barışık bir insanım. Kendinizle barışık olduğunuzda yollar zaten açılıyor, kimseyle kavga etmemeye başlıyorsunuz. İnsanlar sizinle kavga edince de bırakıyorsunuz, onlar sizde başka bir şey görmeye başlıyor. O zaman bir aynalık olmuş oluyor, karşılarında sizi görünce yumuşuyorlar.
Yaptığım her çalışmada bir ekip duygusu var. Organ nakli belgeselimizi 500 organ bağışı topladıktan sonra bu sene Rotary’nin projemize sahip çıkıp “Gelin projeyi beraber yürütelim” demesi benim için çok anlamlı. Çünkü tek başıma bir yere kadar gelebilirim. Yola Türkiye’nin en büyük sivil toplum örgütlerinden bir tanesi ile devam etmek çok güzel bir duygu. Her zaman insan gücüne ve ekip olmaya önem verdim. Bireysel başarılarım önemli ama bunların arkasında güzel bir ekip var. Onlardan bir tanesi kardeşim Balkan Tekelioğlu. Çok başarılı bir kreatiftir kendisi. Bütün belgesellerimi beraber montajladık.

HABERHAYAT: Çok güzel ve zarif bir kadınsınız. Güzellik sırlarınız neler?
TULUHAN TEKELİOĞLU:
Güzelliğimi Filiz Akın’a benzetirler. Bu konuyla ilgili bir anımı paylaşmak isterim. Filiz Akın’ın eşi Sönmez Köksal Paris büyükelçisi idi. Kendileri bizi bir resepsiyona davet ettiler. Sönmez bey Filiz hanımı çağırdı: “Gel gel senin gençliğini buldum” dedi. Filiz hanımla o zamandan beri dostluğumuz bakidir.
Güzelliğin geçici olduğunu düşünüyorum. O yüzden hiçbir zaman güzelliğe çok fazla önem vermedim. Zamanında dizilerden çok oyunculuk teklifi geldi. Ama her zaman akılla yapılan işlerin daha kalıcı ve daha mutlu eden işler olduğunu düşündüm. Belki şansım şudur: Genlerim iyi. Anneannem 99 yaşında vefat etti ve hep şunu söylerdi bana: “Düşmanına ekmek vereceksin.” Böyle bir anlayışı vardı. Kendisi Selanik mübadillerinden. Bu topraklara sarılmak için 7 çocuk doğurmuş, cefakar, vefakar ama mutlu bir kadındı. Anneannemi örnek aldım kendime. Anneannem hiçbir şeyden kendini kısmadı. Etini de yedi, sütünü de içti, bol tereyağı ve bal da yedi. Ben de hiçbir şeyden kendimi kısmıyorum. Çünkü anneannem “Zayıflayan insan kendine ket vuran insandır, daha çok şişmanlar. Hiç böyle şeyleri sevmem ve girmem de” derdi. Ben de öyle işlere girmiyorum. Bol bol hareket ediyorum, yürüyorum. Akşamları erken yatar, sabahları erken kalkarım. Uyku benim için çok önemli. Uyku besler ve güzelleştirir. Tabii bir de bol su içmek gerekir.

HABERHAYAT: Son olarak neler söylemek istersiniz?
TULUHAN TEKELİOĞLU:
Bazen kendi kendimizi çok fazla üzerek dibe vuruyoruz. 40’ında 40 Kadın çok beğenilmişti, tekrar piyasaya sunduk. 40’ında 40 Kadın kitabımda şunu anlatıyorum: Kadın kendini kırk yaşla beraber keşfediyor. Aslında kırk yaşına kadar başkalarının hayatını yaşıyor, çok fazla fedakarlık yapıyor. Kırk yaşından sonra eş ve çocuklar hayatından gidince bir anda yalnızlaşıyor. 40’ında 40 Kadın belgeselim ve onun kitabı: “Sen neye hazırsan o da senin için hazırdır” diyor. İnsanlara söyleyeceğim şudur: Kendinizle barışık olmak dünyanın en zor şeyi ama aynı zamanda en kolay şeyi. Bunu bir ablam söylemişti ya da bir gazeteci söylemişti deyin ve kendinizle barışık olun. Hayat tek ve bir kereliğine bizlere sunuldu. İstediğinizi yapın, kuralları çok da önemsemeyin. Çünkü içinizden geçen şeyler aslında değerli şeylerdir. Bol bol okuyun. Okumak, yolculuk etmek, seyahat etmek gibi önemlidir. Ve dostlarla olun. Dostlar sizi sağlam tutar, dostluklar iyidir.

Şu an 15- 25 başarmış gençlerin mucizevi hayatlarını konu alacak bir belgesel çalışması hazırlığındayım. Gençlik belgeseli için sponsor adaylarıyla görüşüyorum. Belki Samsun'da buluruz…

Mehtap YILDIZ




RÖPORTAJLAR
 
Telif Hakkı © Haber Medya Grubu
RSS Samsun haber İletişim