‘’BİR BAŞARI ÖYKÜSÜ’’AHMET ŞENOCAK

Share

‘’BİR BAŞARI ÖYKÜSÜ’’

AHMET ŞENOCAK

Borsan Grup Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Ahmet Şenocak’ın çocuk yaşta iş hayatına atıldıktan sonra Borkonut, Medicana, Borsan Construction ve Haber Medya Grubu şirketleriyle yükselişinin muhteşem hikayesi. . .

Çocuk yaşta başladığı ticaret hayatına birbirinden farklı tecrübeler ekleyerek kendi çizdiği yolda hayallerinin peşinden koşan, kurduğu firmalar ve hayata geçirdiği birbirinden kaliteli projeler ile adından her zaman övgüyle söz ettirmeyi başaran Samsun ve Samsunspor sevdalısı Borsan Grup Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Ahmet Şenocak hayatını ve başarısının sırlarını HABERHAYAT ile paylaştı.

 

HABERHAYAT: Ahmet Bey öncelikle yoğun iş temponuz arasında röportaj isteğimizi geri çevirmediğiniz ve bize zaman ayırdığınız için teşekkür ederiz. Sizin başarı hikayenizi merak ediyoruz.  Bugün Borsan Grup Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı olan Ahmet Şenocak’ın hikayesi nasıl başladı?

AHMET ŞENOCAK: Öncelikle grubumuz bünyesinde yer alan HaberHayat dergisine röportaj verirken hem kendimi evimde hissettiğimi hem de gurur duyduğumu belirtmek isterim. Bu ay 7. yılının ilk sayısıyla okurlarının karşısına çıkacak olan dergimizin bu önemli sayısında yer almak benim için ayrıca mutluluk verici oldu. Bütün medya organlarımız bizim için özel olsa da Haberhayat konuları işleyiş açısından ve habercilik anlayışının dışında sosyal ve kültürel bir mecra olduğu için bende farklı bir yere sahip. Geride bıraktığımız 6 yılda olduğu gibi başarılarla dolu nice sayılara imza atacağımıza canı gönülden inanıyorum

 

Ahmet Şenocak’a gelince; 1963 yılında Samsun’un Ondokuzmayız ilçesinde beş çocuklu çiftçi bir ailenin dördüncü çocuğu olarak dünyaya geldim. Babasını çok erken yaşta kaybeden babamın, kardeşleriyle birlikte aile şirketi olarak ve kollektif bir yapıda yürüttüğü ticareti 1990 yılına kadar devam etmiş. İnanması zor ama atmışbeş yıl kadar hiç ayrılmadan kardeşleri ve kardeşlerinin çocuklarıyla bir aile şirketi olarak ticaret yapmayı başarmış. Bu ülkemizde hele de Karadeniz’de başarılması çok zor bir şeydir. Uzun yıllar amcamlar ve amca çocuklarımla aynı evde yaşadık. Aynı saatte yatıyor, aynı saatte kalkıyor, birlikte yemek yiyorduk. O dönemde Samsun’da hayvancılık, tütün, buğday gibi çiftçilik adına aklınıza ne geliyorsa yapıyorduk. Genel olarak çocukluğum böyle bir ortamda geçti. Babam modern tarıma her zaman yatkındı. Yeni tohum ya da tarım makinalarıyla alakalı olarak yapılan her yenilikte babam öncü olurdu. Aile olarak her zaman örnek çiftçi olarak bilindik ve tanındık. Bu birlik ve beraberlik içerisinde yaşama kültürünün benim ticari hayatımda çok önemli katkıları oldu. Ticari hayatımın ilk derslerini bu şekilde aldım ve kazandım. Babamın çiftçilik işlerinin yanı sıra Bafra-Samsun yolunda bulunan birde petrolü vardı. Söylediğim gibi kendisi yenilikleri sevdiği için sürekli yeni iş fikirleri üretirdi. Bu fikirlerden biriside tarım makinaları çalıştırmak oldu. Satın aldığı tarım makinaları ile birçok yerde diğer çiftçilerin işlerini yapmaya başladı. Traktör, hasat ve balya makinası gibi birçok tarım makinamız vardı. Ondokuzmayıs ilçesinde başladığım eğitim hayatıma devam ederken aynı zaman da babama da yardım ediyor, onunla birlikte çalışıyordum. Henüz 10 yaşımda traktör kullanabiliyor ve tarla sürüyordum.

 

HABERHAYAT: Peki bu ortamda eğitim hayatınız nasıl geçti?

AHMET ŞENOCAK: İşlerin büyümeye başlaması ile birlikte 1972 yıllarında Samsun-Ankara yolunda satın alınan ikinci bir petrol oldu ve onun başına da amcam geçti. Petrol dışında Samsun merkezde bir de araç madeni yağları toptancılığına başladık. Daha sonra buna araç yedek parça işi de eklendi. Bu sıra da bende lise çağına gelmiştim. Ticaretin içerisinde büyüdüğüm için kafam hep oradaydı bu yüzden ticaret lisesi okumak istedim ve Samsun’a amcamın yanına geldim. Fakat o dönemde ticaret lisesine sınavla giriliyordu. Sınava girdim ve başvurumu yaptım ama yedeğe kaldım. Sonuçlar tam olarak açıklanana kadar da garanti olsun diye Cumhuriyet Lisesi’ne yazıldım. Sadece 2 gün gittiğim liseme alışamadığım için oradan kaydımı hemen Unkapanı’nda bulunan, o günkü adıyla Devrim Lisesi’ne aldım. Bir ay kadar orada okuduktan sonra ticaret lisesine kaydım kabul edildi. O dönemde ticaret lisesi eğitime düz liselerden bir ay kadar önce başlıyordu. Bu şekilde bir dönemde üçüncü okuluma geçmiş oldum. Devrim lisesinde bir ay kadar dersleri gördüğüm ve aşağı yukarı benzer dersler olduğu için okuluma gayet avantajlı başladım. Bu avantajımı iyi kullanarak derslerde aktif bir öğrenci oldum ve hemen öğretmenlerimin dikkatini çektim. Fakat orada da kendimi 12 Eylül ihtilalinin ayak sesleri olan sağ sol davalarının arasında buldum. Sağcı bir kimliğe sahip olmama rağmen asla bu konuların içinde olmak istemedim. Ama bu duruma engelde olamadım ve beni sağcı, ülkücü olarak bildiler. Sanırım solcularında dikkatini biraz fazla çektim ve beni sıkıştırmaya başladılar. Okulda erkek öğrenci sayısı oldukça azdı. Olanlarında birçoğu sol gruptandı. Yalnız kalmıştım ve artık beni kızlar korumaya başladı. Hatta kız arkadaşlarım beni evden alıp eve bırakıyordular.

 

HABERHAYAT: Bu süreç ne kadar devam etti, ne yaptınız?

AHMET ŞENOCAK: Fazla sürmedi. Bu sıkıntılı süreçten haberi olan babam, bana ihtiyacı olduğunu ve okulu bırakıp kendisine yardım etmem gerektiğini söyledi. Bende babamın sözünü dinledim ve ilk dönemin sonunda okulu bırakarak babamla birlikte çalışmaya başladım. Hareketli ve atılgan bir kişiliğim vardı. Yaşım küçük olmasına rağmen ticaretle uğraşmak ve daha aktif bir rol almak istiyordum. Fakat askerlik önümde bir engeldi. O zamanlar askerlik her şeye engeldi. Askere gitmeyene kız bile verilmezdi. Babam beni kimliğime 1965 doğumlu olarak yazdırmış ama ben 1963 doğumluyum. Yani askere 22 yaşımda gitmek zorundaydım. Buda bana çok geç bir zaman olarak geliyordu. Tabi babam eski tip otoriter bir aile reisiydi. Babama bununla ilgili olarak bir şey söylemek oldukça zor oldu. Çekinerek de olsa babama yaşımı düzeltelim, beni askere gönder dedim. Ama maalesef pek kulak asmadı. Bu arada amcamla ortak olarak yaptığımız araç yağ ve yedek parça işi zamanla sıcak satışa da dönüşerek Anadolu’nun birçok yerine ulaşan bir servis ağı oluşturmuştu. İşler o kadar büyümüştü ki artık kontrolden çıkmaya başladı. Kontrolsüz büyüme bir süre sonra canavara dönüşüp sizi yutabiliyor. Bizde de böyle oldu. 1982 yılında amcam ile ortak yürüttüğümüz bu işte elimizde bulunan bütün aktif varlıklarımızı kaybettik. Bu tecrübede yine benim ticari kimliğimin oluşmasında aldığım ikinci büyük ders oldu. Kaybetmenin ne olduğunu daha o zamanlar bile çok iyi öğrendim.

HABERHAYAT: Anladığımız kadarıyla kaybetmenin ne olduğunu sizin dışınızda gelişen nedenlerden öğrenmişsiniz. Peki, kazanmanın ne olduğunu nasıl öğrendiğinizi hatırlıyor musunuz?

AHMET ŞENOCAK: Hiç unutmadım ki. Aslında kaybetmek kazanmanın başlangıcı oldu. Yapacak tek bir şey vardı. Bir şekilde çalışıp hem kendime hem de aileme yardım etmem gerekiyordu. Bütün aile yeniden dört koldan kendimizi işimize verdik. Evimizin önünde duran ve manuel olduğu için daha önce yaptırılmayan bozuk, atıl bir balya makinesi vardı. Tabi diğer makinalar gibi değildi. Sekiz kişi olmadan çalıştırılamıyordu. Onu kendi imkanlarımla uğraştım, çabaladım ve tamir etmeyi başardım. Daha sonra Samsun’un farklı köylerinde bir sene kadar sekiz kişiyle birlikte bu balya makinasıyla çalıştık. Aynı zamanda yine babama yardımda ediyorum ama kendi paramı da kazanıyorum. Çocukluğum boyunca çalışmıştım ama bu çok farklıydı. Kendi ellerimde tamir ettiğim makinamla kendi bulduğum işlerde para kazanıyordum. Bu sürede kafamda ticaret ve para kazanmakla alakalı birçok fikir oluştu. Yine de kafamda askerlik var. Önümde engel. Babama yaş işini söylemiştim ama umursamamıştı. Bir şeyler yapmam gerekiyordu. Kendi imkanlarımla her yere gittim. Askerlik şubesi, nüfus müdürlüğü derken askerlik işimi çözdüm. Hatta kimliğimde 1965 olan yaşımı gerçek yaşım olan 1963 değil 1961 yaptırarak 18 yaşımda askere gidecek şekilde değiştirdim. Ama birde bunu babama söylemesi vardı. Zor oldu ama babamın yanına giderek, baba ben askere gidiyorum dedim. Babam oldukça şaşırdı. Hiç unutmam öylece bakakaldı. Bana güle güle bile demedi. Çünkü sözünü dinlenmemiş olarak algıladı. O zamanlar babam Ondokuzmayıs’ta oldukça sözü geçen ve arabulucu konumda bir adamdı. Herkesin derdine koşar, çok sayılır ve sevilirdi. Herkes onun sözünü dinlerdi. Bu durum ne benden ne de başkasından alışık olmadığı bir durum olmuştu.

 

HABERHAYAT: Askerliğiniz nasıl geçti. Askerliğe dair unutamadığınız hatıralarınız var mı?

AHMET ŞENOCAK: Olmaz mı, tabi ki var. Hem de istemediğin kadar çok. Ama Erzurum’da çok zorlu bir askerlik dönemi geçirdim. Acemi birliği falan yok. Direk usta birliğine katıldım. Açıkçası askerlik dönemim o kadar zor geçti ki anlatacak çok keyifli hatıralarım yok desem yeridir. Hatta bir gün nöbette ayağım dondu hastaneye zor yetiştirdiler. Doktor önce ayağımın kesilebileceğini söylese de başarılı bir şekilde müdahalede bulundu. Uyguladığı farklı tedavi yöntemi sayesinde ayağımı kesilmekten kurtardı. Kendisine hayatım boyunca dua ettim. Yaşlı bir adamdı, muhtemelen çoktan aramızdan ayrılmıştır. Mekanı cennet olsun.

 

HABERHAYAT: Askerlik hizmetinizden dönünce ne yaptınız?

AHMET ŞENOCAK: Askerden döndükten sonra yine babamla birlikte çalışmaya başladım. Tabi amcamla birlikte yaptığımız bütün işi kaybettiğimiz gibi hala da borç ödüyorduk. Hatta 1992 yılına kadar bütün kazandıklarımızla borç ödedik. Borç ödeme işi bizi o kadar yordu ki bir çıkış aramaya başladım. Bu arada Almanya’dan gurbetçiler geliyor. Görüyoruz ki maddi durumları gayet iyi, varlık içindeler. Sohbet muhabbet derken bana Almanya’yı öyle anlattılar ki bir anda kafamda bende Almanya’ya gitmeliyim diye bir fikir oluştu. Oradan gelen tanıdıklarımız da çok ısrar ettiler. Sen gel, biz sana destek oluruz, birlikte çalışırız dediler. O dönemde Almanya’ya vize almakta oldukça zordu. Almanya’ya gidebilmek için sürekli sahte evlilikler ve benzer girişimlerle vize alabilmek için şartlar zorlanıyordu. Bende vize almak için birkaç kez başvuru yaptıktan sonra en sonunda bir ticari vize almayı başardım ve kimseye sormadan Almanya’ya gittim. Orada kaldığım 7 ay boyunca yaşadığım zorluklar da hayatımda yaşadığım üçüncü büyük dersi oldu. Orada yapılan çalışmaların ve emeklerin hiçbir şekilde karşılığının olmadığını gördüm. Türkiye’de hiçbir çaresi olmayıp gidenler için belki mantıklı olabilirdi ama benim Türkiye’de zaten bir düzenim ve farklı fırsatlarım varken orada o çileyi çekmek bana anlamsız geldi. Tabi bunu anlamam epey bir zaman aldı. Normalde vizem 2 aylıktı ama ben geri dönmeye karar verdiğimde 3 ay geçmişti. Geri dönemedim çünkü kaçak durumdaydım ve bunun cezası Almanya’da o zamanlar hapisti. Bana 5 ay sonra gurbetçiler izine giderken gümrüklerde arama yapılmadığını ve ancak o zaman karayoluyla çıkış yapabileceğimi söylediler. Beni oraya çağıran dostlarımda yanımda durmadı ve bana sahip çıkmadı. Kalacak yerim bile yoktu. Bir cami imamıyla arkadaş oldum ve uzun süre cami lojmanında kaldım. Orada tutunma şansım kalmadığına inandığım için geri dönerek babamın yanına geldim.

HABERHAYAT: Babanız Almanya’ya giderken de haber vermediğiniz için kızgın mıydı size?

AHMET ŞENOCAK: Tabi ki, babam bana hem onu bırakıp, hem de habersizce Almanya’ya gittiğim için gönül koymuştu. Ama Almanya’dan döndüğümde o kadar zayıflamıştım ki babam beni öyle görünce dayanamadı ve pek kızmadı. Ya da en azından belli etmedi. Yine babamla birlikte çalışmaya başladık. Bir süre babamla birlikte çalıştıktan sonra amcamın iflasında yarısını sattığımız Ankara yolundaki petrolün işletmesini bana verdiler. Hayatımda balya makinası işini saymazsak, gerçek anlamda ilk olarak bütün sorumluluğu bana ait bir ticari işletme deneyimim böyle başladı. Çektiğim çilelerden sonra işime öyle hırsla sarıldım ki size anlatamam. Çok kısa sürede kurduğum insan ilişkileriyle Samsun’da toplu taşımacılık yapanlar, halciler, kamyoncular, otobüs firmaları kimi arıyorsanız müşterim oldu. Bir yıl gibi kısa bir sürede mevcut işi beş katına çıkardım. Yakaladığım ivme sayesinde de kendimi herkese kanıtlamış oldum. Daha sonra işler gayet iyi gitmesine rağmen büyüklerim arasında ortaklık konusunda ayrılma kararı alınınca ihale usulüyle biz bu petrolü diğer ortağımıza devrettik.

 

HABERHAYAT: Bu durumun sizin ticari yöneliminizde nasıl bir etkisi oldu. Sonrasında nasıl bir yol izlediniz?

AHMET ŞENOCAK: Benzinlikten aldığım hissemle daha farklı bir iş yapmak istedim. Ne iş yapabilirim diye araştırma yaparken gözüme boş bir arsa çarptı. Hayatım boyunca hayalini kurduğum ve her zaman aklımda olan inşaat sektörünü daha ciddi bir şekilde düşünmeye başladım. Ama ne beğendiğim arsayı almaya param yetiyordu ne de ben inşaat işinden anlıyordum. Sonra babamın inşaat işi yapan iki arkadaşıyla konuştum ve onları ikna edip arsaya bakmalarını sağladım. Bununla da kalmayıp onları arsayı almaya ikna ettim. Babamın 2 arkadaşı ve ben gerekli görüşmeleri ve pazarlıkları tamamladıktan sonra arsayı satın aldık. Eğer bir şeyi çok istersen, ona gönlün akarsa ve onu elde etmek için çabalarsan, mutlaka başarıyorsun. Ama araziyi alırken bir süre hissedar vardı. Sonrasında da çıkan sıkıntılar nedeniyle inşaata hemen başlayamadık. Bu süre benim için yine zorlu bir süreç oldu. Alışık olduğum gibi evden sabah 8’de çıkamıyorum. İş yok ki, her gün sabahın o saatinde nereye gideyim. Evden geç çıkmaya da utanıyorum. Önce kapıyı aralayıp kimse var mı diye bakıyor, dışarı öyle çıkıyordum. Yine de boş duramadım. Araç alım satımı, kömür alım satımı ve benzer işlerle uğraşıyordum ama sabah gidip kapısını açacağın bir iş yeri olmaması bana tuhaf geliyordu.

 

HABERHAYAT: İnşaata başlamanız ne kadar sürdü. Nasıl başladınız?

AHMET ŞENOCAK: Arsadaki sorunları çözmemiz 4 yıl sürdü. Bu sürede bütün sorunları çözdük. Sonunda inşaata başlamamız için hiçbir engel kalmamıştı. 1993 yılında kepçeyi araziye sokarak hafriyat çalışmalarıyla ilk inşaatımıza başladık. Tabi o kadar bekledikten sonra içimdeki iş heyecanına engel olamadım. İlk başladığımız inşaatımız devam ederken babamın arkadaşı olan aynı ortaklarımızla önce ikinci, sonra üçüncü inşaata da peş peşe başladık. Bir anda üç inşaat birden oldu. Artık yeni işim buydu ve oldukça mutluydum. İlk başladığımız inşaatı ben yönetirken ortaklarımızda diğer inşaatlarımızı yönettiler. Bu arada işi de öğrenmiş oldum. Daha sonra 100.yıl bulvarı Hançerli mahallesinde yer alan ilk inşaatımız olan Tema apartmanın altındaki dükkanlarımıza dedelerimizden beri aile dostluğumuzun ve bağlarımızın bulunduğu ayrıca Ondokuzmayıs’tan okul arkadaşım olan Adnan Ölmez talip oldu. Adnan Ölmez ortaokul eğitiminden sonra hemen ticarete başlamıştı. Ben ticaretin içinde büyümeme rağmen o ticarete benden çok daha erken girmişti. Gösterdiği azim ve hırsla kısa zamanda işini büyütmüştü. Dükkanlarımızı sattığımız Adnan Ölmez Borsan’ı buraya taşıdı. Burada elektrik malzemeleri sektöründe toptancılık yapıyordu. Toptancılık anlayışına kazandırdığı vizyon ve kurduğu sıcak satış pazarlama ağıyla kısa sürede Türkiye’nin önde gelen markalarından biri olmayı başardı.

 

HABERHAYAT: Adnan beyle olan ortaklığınız nasıl başladı?

AHMET ŞENOCAK: Ben inşaat işlerime devam ederken sevgili dostum Adnan Ölmez gel bu inşaat işini birlikte yapalım dedi. Daha sonra Adnan Ölmez’le birlikte 1996 yılında Borkonut İnşaat Limited Şirketi’ni kurduk. O tarihten sonra Adnan Ölmez’den başka kimseyle ortak bir iş yapmadım. Borkonut firmasıyla ardı ardına fark yaratan projeler yapmaya başladık. Borkonut diğer inşaat firmalarından farklı oldu. Yaptığı her iş hem malzeme kalitesiyle hem mimarisiyle her zaman takdir topladı. Kaliteden asla ödün vermedik. Daha sonra İstanbul Ataşehir’de Adnan Ölmez’in yakından tanıdığı ve ticaret yaptığı toptancıların yaptırmaya çalıştığı ve üç müteahhit değişmesine rağmen yarım kalmış sorunlu bir inşaatı vardı. Bu inşaatı tamamlamamız için bize bir teklifte bulundular. Bir ihale açıldı ve bizde ihaleye girerek bu ihaleyi kazandık. Adnan Ölmez ile birlikte attığımız bu adım bizim zaten çok iyi olan ve geçmişten gelen birliktelik ve dostluk bağlarımıza atılan yeni bir imza olmuştu. O gün den bu zamana kadar da aynı şekilde ilerledik. Gönülden inanıyorum ki bundan sonra da böyle olacak.

 

 

 

 

 

 

 

HABERHAYAT: Hem iyi bilmediğiniz İstanbul piyasası, hem de yarım bir işi tamamlamak… Açıkçası zor bir iş üstlenmişsiniz. Bu iş size ne gibi tecrübeler kattı?

AHMET ŞENOCAK: Biz işe başlamak için gittiğimizde bize temeli atılmış olan yerlerden başlayalım dediler. Gidip temele baktığımda oldukça zayıf olduğunu fark ettim. Ben bu temeller üzerinden inşaata devam edemem dedim.  İstanbul Teknik Üniversitesi’nden bir ekip getirin, baksın, kontrol etsin, uygundur raporu versin, ondan sonra yaparım dedim. Bana projeye göre devam etmemi söyleseler de ben yapmadım. İnat ettim. Ekip geldi ve ben haklı çıktım. İşe temel güçlendirme ve tadilat çalışmalarıyla başladık. İşe başladık ama Avrupa yakasını biliyor olsam da Anadolu yakasında çivi alacak adam bile tanımıyordum. Bütün ekibi de Samsun’dan götürdük. Orada yine 6 katı yapılmış yarım bırakılmış ve devamını bizim yapmamızı bekledikleri bir binayı işçilerimizin barınması için şantiye olarak bize verdiler. Ben oradaki işleri başlatıp, ilk tablayı atıp, işleri düzene oturttuktan sonra Samsun’a döndüm. Döndüğüm gecenin sabahı bir kalktım ki 17 Ağustos 1999 Marmara Depremi olmuş. İstanbul yerle bir olmuş. Aklıma hemen bizim şantiyenin kurulduğu ve bizden önceki firmanın yaptığı bina geldi. İşçilere ulaşamıyorum, bütün hatlar kilitlenmiş. Ne yapacağımı şaşırdım. Neyse ki öğlene doğru ulaştım ve bir sıkıntı olmadığını öğrendim. Hayatımda aldığım en güzel haberlerden biriydi. Yine de içim rahat etmedi. Atladım uçağa İstanbul’a geri döndüm. Tabi doğal olarak bütün inşaatlar deprem nedeniyle durduruldu. İşe ara vermek zorunda kaldık.

 

HABERHAYAT: Sizde tekrar geri mi döndünüz?

AHMET ŞENOCAK: Hayır. Ben oradan dönmek istemedim. Değirmendere, Yalova, Orhangazi, İzmit, Adapazarı bölgelerinde 10 gün kadar akut ekibinin kamplarında yaşadım. Orada gördüklerim ve yaşadıklarım benim inşaatçılığa bakış açımı tamamen değiştirdi. O zamanlar inşaatlar müteahhit in vicdanıyla cüzdanı arasında yapılırdı. Hiçbir yaptırım ve kontrol yapılmıyordu. İnşaat tecrübelerimin daha başında olmama rağmen hem İstanbul piyasasına açılmış hem de depremin acı yüzün görmüştüm. İnşaatlara devam etme izin çıktıktan sonra ilk işim, bizden önceki firmanın yaptığı ve şantiye olarak kullandığımız 6 katlı diğer binayı yeniden yapmak için yıkmak oldu. Depremde yaşanan acılar, her şeyini, ailesini kaybetmiş gözü yaşlı insanlar, enkazların altında kalan hayaller, yaşanan can pazarı, kelimelerle tarif edemeyeceğim şeyler gördüm ve hissettim. Bütün gördüklerim bana inşaat sektöründe proje aşamasından, imalat süresine kadar teknik ekibin ve kontrolün ne kadar önemli olduğunu hiç unutamayacağım bir şekilde öğretti.

 

HABERHAYAT: İstanbul piyasasına açılmanızda bunların etkisi oldu mu?

AHMET ŞENOCAK: Elbette. Eski usulle yapılmış İstanbul yapılarının birçoğunun yıkılıp yeniden yapılacağını gördüm. Çünkü insanlarla oturdukları binalar arasında güven bağı kalmamıştı. Bu bizim İstanbul piyasasına daha fazla girmemizde önemli bir etken oldu. Bu arada hem İstanbul’da hem de Samsun’da yeni projeler yapmaya başladık. Ardından da farklı sektörlerde projeler gelişmeye başladı.

 

HABERHAYAT: Evet farklı sektörlerde ticari faaliyetleriniz var. Bize o projelerin nasıl başladığından bahsedebilir misiniz?

AHMET ŞENOCAK: İnşaat anlamında birçok farklı yeni projemiz oldu. Biz işlerimize devam ederken de yine Samsun Ondokuzmayıs’tan çocukluk arkadaşımız olan yrd. doç. Dr. Mustafa Yazıcı bir kalp hastanesi kurma teklifinde bulundu. İlk etapta soğuk baktım. Çünkü gözüm İstanbul’daydı. Orada ki işlerle ilgilenmek ve o yönde ilerlemek istiyordum. İstanbul’un yıkılıp yeniden kurulacağını çok iyi biliyordum. Ama daha sonra hareketlenen ekonomik piyasa ve özel hastaneler anlamında sağlık sektöründe yaşanan gelişmeler neticesinde bu konuda olumlu yönde düşünmeye başladım. Eğer doktorlarında içerisinde olduğu bir yapı kurabilirsek bu işi yapabiliriz diye düşündük. Daha sonra Borkonut ve içerisinde 8 doktorunda olduğu bir ekip olarak toplandık. Daha ikinci toplantımızda şuanda Medicana hastanesinin olduğu arsaya bakmaya gittik. Üçüncü toplantıda ise şirketimiz kurulmuş, baktığımız arsanın tapusu ise masamızdaydı. İlk olarak kalp hastanesi olarak yola çıktığımız projemizde hızla gelişen özel hastane sektörünü dikkate alarak genel hastane olma kararı aldık. Bu arada da sağlık sektöründe işletme tecrübesi kazanmak amacıyla Mediva hastanesinin kardiyoloji bölümünün işletmesini devraldık. Bu sürede de gayet başarılı işlere imza attık. Hastane inşaatımızın bitmesiyle birlikte olaya farklı bir boyut kazandırarak sağlık sektörünün öncü ve en önemli markalarından biri olan Medicana Grup ile işletme ortaklığı kurduk. O günden bu güne kadarda Medicana Samsun’da özel hastane sektöründe adından gururla bahsettiriyor. Bizim için farklı bir sektör olmasına rağmen alnımızın akıyla başardığımız bir yatırım oldu.

HABERHAYAT: Bütün bu işlerin arasında çok daha farklı bir alan olan medya sektörüne girme kararını nasıl aldınız?

AHMET ŞENOCAK: Farklı sektörlere olan ilgimiz zamanla artsa da hiç aklımızda olmayan medya sektörüne 2005 yılında yine Adnan Ölmez ile birlikte bir dostumuzun vesilesiyle girmeye karar verdik. Açılışını o günkü başbakanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın katılımıyla yaptığımız Haber Gazetesi’ni kurarak medya sektörüne ilk adımımızı attık. Kısa zaman içerisinde önce Samsun’un tiraj anlamında en büyük gazetesi, daha sonrada Türkiye’nin en büyük üç bölge gazetesinden biri olma başarısını gösterdik. Tabi medya ve basın teknolojilerinin gelişmesi ve değişmesi bizi bu anlamda büyümeye itti. Haber Gazetesi’nin ardından Haber Radyo ile medya grubu olma yolunda bir adım daha attık.

 

HABERHAYAT: Peki ya biz yani HaberHayat fikri nasıl ortaya çıktı?

AHMET ŞENOCAK: Gazete ve radyo ile başladığımız medya grubu olma hedefimize şehrin kültürel, sosyal, entelektüel, ticari yönlerini aktaran ve uzun süre insanların masasında kalabileceği ve olmayanı yapmak anlamında bize katkı sağlayabileceğine inandığımız bir dergi çıkararak devam etmek istedik. Sonuçta gazete günlük, radyo anlık iletişim kanallarıydı, ama dergi uzun süre insanların masasında ya da kitaplığında kalabilen ve içerik açısından daha farklı konulara değinebilen bir alan. Bizden önce dergi alanında farklı firmalar tarafından kısa süre yayınlanabilen birkaç başarısız deneme olmuştu. Fakat biz bunu başarabileceğimize inandık. Bunu nasıl başarabiliriz diye araştırmalar yaptık. Büyük şehirlerde çıkarılan benzer dergileri gezdik, inceledik, fikirler aldık. En doğru ekibi kurmak adına çalışmalar yaptık. Daha sonra başta o günkü editörümüz Sayın Hülya Hacıoğlu, muhabirimiz Yaşar Tuncel, tasarımcımız Dilek Aydemir ve uzman pazarlama ekibimiz ve aldığımız desteklerle ulusal kalitede bir dergi olan HABERHAYAT’ı çıkarmayı başardık. Kısa süre içerisinde de şehrimizin birçok alanında kendisine yer edindi. HABERHAYAT dergisi olarak, her zaman beğeni toplayan, bütün kesimlerin okuduğu, şehrin en özel taraflarını inceleyen ve yayınlayan, her kesim tarafından kabul görüp sahip çıkılan, şehrin dergisi olabilmeyi başardık. Bunu başarabilmemizde Samsun halkının sahip olduğu vizyon ve katkı en önemli etken oldu. Bugüne kadar olduğu gibi bundan sonrada okurlarımızın karşısına aynı ciddiyet, önem ve titizlikle çıkmak ve kalitemizi her geçen gün daha yukarı taşıyabilmek için elimizden geleni yapacağız. Bu ay 7. yılının ilk sayısıyla okurlarımızın karşısına çıkacak olan dergimize her zaman ilgi gösteren saygıdeğer okurlarımıza, bizleri destekleyen, yanımızda olan ve emeği geçen herkese teşekkürü borç bilirim.

 

HABERHAYAT: Ardından HaberAks Tv’yi bünyenize kattınız. Bu süreç nasıl işledi?

AHMET ŞENOCAK: Medya sektöründe gazete, radyo ve dergiden sonra bizim için televizyon olmazsa olmaz haline gelmişti. O zaman Samsun’da sadece bir tane televizyon var. O da uydu yayını yapan AKS Tv. Yeni bir kanal mı kuralım, yoksa var olan kanal ile mi görüşelim diye düşündükten sonra mevcut kanal ile anlaşabilirsek rakip olmaya gerek yok dedik. Yaptığımız görüşmeler ve uzun pazarlıklar neticesinde anlaşma sağladığımız AKS Tv’yi, HaberAks Tv adıyla bünyemize katarak Haber Medya Grubu kimliğimizi tamamladık. Bugüne kadar yaptığımız iyileştirme çalışmalarıyla da HaberAks Tv’yi ulusal kanal seviyesinde yayın yapan bir kanal haline getirmeyi başardık. Daha sonra çok zaman geçirmeden kendi ajans sistemimizi de kurarak bu anlamda ki işlerimizi kendimiz yapmaya başladık. Zamanla gelişen ve bugün Brandlog adıyla hizmet vermekte olan ajansımız da kendisine bölgede önemli bir yer edinmeyi başararak birçok firmanın kartvizitinden tutun web sitesine ve tasarım işlerine kadar bütün ajans hizmetlerini üstlenmiş ve bu çalışmaları başarıyla yürütmektedir. Tabi ki gelişme hiçbir zaman bitmez. Her geçen gün bütün medya organlarımızı geliştirmeye ve gelişen teknolojilere ayak uydurmaya devam ediyoruz.

HABERHAYAT: Ahmet Bey doğrusu muhteşem bir başarı hikayesi dinledik ve büyük keyif aldık. Hayatınız başarılarla ve dönüm noktalarıyla dolu. Bu süreçleri moral motivasyon olarak nasıl aştınız?

AHMET ŞENOCAK: Hani derler ya her başarılı erkeğin arkasında bir kadın vardır diye. 1990 yılında hayatımı birleştirdiğim ve bana bir erkek birde kız çocuğu veren sevgili eşim evlendiğimiz günden itibaren hayatımın her döneminde ve her zaman yanımda olarak en büyük destekçim olmuştur. Tabi çocuklarımın da destekleri paha biçilemez. Oğlum İstanbul Üniversitesi işletme bölümünü bitirdi. Kızım ise şuanda hukuk fakültesi 2. Sınıf öğrencisi olarak eğitimine devam ediyor. Başarılı bir kariyer için ailenizin desteği olmazsa olmazdır.

HABERHAYAT: Genç okurlarımıza iş hayatı hakkında ne gibi tavsiyeleriniz olur?

AHMET ŞENOCAK: Öncelikle işin iyisi kötüsü olmaz. Hangi mesleği yapıyor olursanız olun işinizi iyi yapmaya çalışmalısınız ve sevmelisiniz. Yaptığınız işte kendinize her gün bir şeyler katmalı ve yenilikleri takip etmelisiniz. Hızla gelişen dünya ve yapay zeka teknolojileri gelecekte birçok mesleği yok edecek. Bu nedenle sürekli değişmekte olan iş hayatını ve teknolojileri takip ederek kendilerini durmadan geliştirmeye devam etmeliler. İnternet ve teknoloji içerisinde yetişen Z kuşağına baktığımız zaman oldukça sakin ve öz güvenli olmalarına rağmen sabırsız bir yanları var. Daha sabırlı ve hedefledikleri yolda azim göstererek ilerlemeleri gerekiyor. İnsan gerçekten istediği bir şey için inanarak çalışırsa onu elde etmeme şansının olmadığını düşünüyorum. İsteyin, inanın ve çalışın.

 

 

 

 

 

 

 

You may also like...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir