Bir Çöküşün Hazin Öyküsü

Türk futbolu ekonomik olarak buz dağına çarpmış Titanic gemisi gibi battı… Buna kimler sebep oldu? Kimler çanak tuttu? Kimler göz yumdu? Sonu uçurum olan bu yolculuğun sürmesini kimler istedi? Bu süreçten kimler nemalandı? Tüm bu soruların yanıtını bu yazıda bulacak, belki de lanet okuyup dünyanın en popüler sporundan soğuyacaksınız…

Hani deriz ya!

“Adam öyle bir yazmış ki, altına imzamı atarım”…

Sizden önce düşüncelerinizi, hislerinizi yazıya dökmüştür…

Benimkisi de öyle bir şey işte…

Başkaları gibi kelimelerin yerini değiştirerek, gazetecilik deyimiyle “takla attırarak”  kimsenin emeğini asla çalmak istemem…

Atilla Türker spor basının duayenliğine doğru koşar adımlarla yürüyen değerli bir isimdir…

Futbol kulüplerinin dip yaptığı bir dönemde, bu konuyu kendisine dert edinmiş, araştırmış, soruşturmuş oturmuş bu çöküşün sebeplerini bir bir ortaya koymuş…

Kimseden çekinmeden, korkmadan tüm cesaretiyle ve mesleğinin gerektirdiği etik değerlere sahip çıkarak…

Atilla Türker, yazısında “Kulüpler nasıl battı ?” sorusunu merak edipte kendi kendine soranlara tüm yalınlığıyla cevap veriyor…

Buradan kendisinden izin alarak sizlerle paylaşmak istedim…

“Aziz Yıldırım değil mi, 621 milyon Euro borç bırakan. Duygun Yarsuvat değil mi, eski yöneticileri işaret ederek “Galatasaray’ın malı deniz, yemeyen domuz, düşüncesiyle hareket etmişler” şeklinde konuşan. Dikkatinizi çekerim, bu sözleri söyleyen kişi, ülkemizin çok önemli hukukçularından biri olan Prof. Dr. Duygun Yarsuvat! Üstelik kulüp başkanı olarak bunları söyledi. Peki, ne oldu?

Hiçbir şey olmadı. Batı’ya açılan pencerede kol kırıldı, yen içinde kaldı.”

“Önce Yıldırım Demirören, sonra da Fikret Orman değil mi, Beşiktaş’taki borcun 2,5 milyar liraya çıkmasına sebep olan iki başkan. Ve hatta yine Fikret Orman değil mi, “Yıldırım Demirören dönemiyle ilgili bağımsız denetim şirketinin raporunu açıklarsak eğer, hem Yıldırım Demirören, hem de kulübümüz çok büyük sıkıntıya girer” şeklinde olayı değerlendiren. Peki, ne oldu? Her iki isim halen ülke futbolunun kaderini belirliyor.”

“Trabzonspor değil mi, parasal anlamda inanılmaz zorluklar yaşayan bir diğer kulübümüz? Öyle ki, mevcut başkan Ahmet Ağaoğlu, kulübün adeta talan edildiğini sık sık dile getiriyor.  Peki, ne yapıyor, eski başkanlar? Hani şu, içi geçmiş yabancı futbolculara ve cambaz menajerlere tonla para kaptıran eski başkanlar!  Gayet iyiler. Ufak bir parantez açayım. Trabzonspor’da bir dönem menajerlere öyle paralar verildi, birilerine öyle paralar kaptırıldı ki, izah edilecek gibi değil.  Diğer kulüplerimiz farklı mı sanki! Üç aşağı beş yukarı aynı”

 

 

 

 

 

 

 

 

“ Şu gerçeği kabul edelim. Ülkemizdeki en tatlı koltuklardan biri, kulüp başkanlığı koltuğu… Ve elbet kulüp yöneticiliği… Harca harcayabildiğin kadar. Hesap soran yok çünkü. Kişisel olarak kaybetme riskiniz bulunmuyor. En kötü ihtimalle ceketinizi alıp gidiyorsunuz. Sadece kulübünüz ve ülke futbolu kaybediyor!  Düşünün… Futbol ekonomisi olarak Avrupa’da çok güzel bir yerde bulunmamıza karşın, ülke futbolu olarak duvara çarptık. Sürekli kötüye gittik. Gelsin paralar, gitsin paralar… Sonra? Koca bir hiç… Son 10-15 yılda kaç yıldız futbolcu yetiştirdik? Alt yapıya ne derece önem verdik? Yok denecek kadar az”

“Mevzuya diğer açıdan bakalım. Son 10-15 yılda kulüplerde kaç isim kendi rızasıyla başkanlığı bıraktı? Yine yok denecek kadar az. İşin trajikomik tarafı şu: Kulübünü borç batağına sürükleyen başkan, bazen terfi bile edebiliyor. Kimi, Futbol Federasyonu başkanlık koltuğuna oturuyor, kimi de Kulüpler Birliği Başkanı oluyor. Şu hususu da belirtmek gerekiyor. Ülkemizde “kulüp ağalığı” var. Başkanlık koltuğuna oturan bir isim, o koltuğu kolay kolay kaptırmıyor. Kaptırmamak adına pek çok atraksiyon yapabiliyor. Mevzuat ve kişisel ilişkiler, bu duruma müsait. Bazı delegeler muhalif mi oldu? Sudan sebeplerle ihraç ediliyor. Buna karşın… Çantada keklik gibi görülen delegeler el üstünde tutuluyor. Öyle ki! Bu delegelerin aidatları toplu halde yatırılıyor. Her türlü ikram yapılıyor. Maddi ve manevi anlamda kendilerine pek çok destek sağlanıyor. Hemen her kulüpte benzer durumlar yaşanıyor.”

“Basit bir örnek vereyim. Anadolu’da çok önemli bir kulübümüzün kongresi yıllar boyu 25-30 delegeyle gerçekleşti. Üstelik bu delegeler kimlerdi, biliyor musunuz? Mevcut başkanın, yakınları… Yani, eşi, çocuğu, akrabası başta olmak üzere belli isimler. Bu kulüp başkanı her seçim sonrası “Yine özgür irade kazandı” şeklinde demeç verdi. Söylememe gerek yok. Bu başkana muhalif olan yüzlerce isim, yıllar önce kulüp üyeliğinden ihraç edildi. Öyle ki, bu ihraç edilenlerin bir bölümü o kulübün tarihine adını yazdıran isimlerdi.”

 

 

“Eğri oturalım, doğru konuşalım. Kerameti kendinden menkul kulüp yöneticilerinin bilgisizliği, yetersizliği ya da kötü niyeti sonucu bu kara tablo oluştu. Bu kulüp yöneticilerine çanak tutan veya hesap sormayan kişiler de elbette hatalıdır. Zamanında hesap sorulsaydı eğer, hangi kulüp başkanı, kulübünün parasını har vurup, harman savurabilirdi? Zamanında hukuki girişimde bulunulsaydı, hangi başkan bu derece fütursuzca davranabilirdi? Hangi başkan, sakat futbolcu için kulübün kasasından 20 milyon Euro’yu gözden çıkartabilirdi?  Hangi başkan, kulübünün parasını kendi şirketine aktarabilirdi? Hangi başkan, kör parmağım gözüne dercesine hep aynı menajerle iş yapardı?  Hangi başkan, 1 milyon Euro etmeyecek futbolcu için 10 milyon Euro’nun altına imza atardı? Hangi başkan, kulübün arazisini, yandaş isimlere peşkeş çekerdi? Hangi başkan, kulübü fakirleşirken, kendisi zenginleşirdi? Hangi başkan, güç zehirlenmesi sonucu taraftarı hakir görürdü? Hangi başkan, nasıl olsa yazıp çizen yok diye ipin ucunu koyuverirdi?  Hangi başkan, kapalı kapılar ardından çevresini ihya ederdi? Hangi başkan, kulübünü bu derece bataklığa sürüklerdi?

 

 

 

 

 

 

 

 

“Sonunda ne oldu? Kulüplerimizin büyük bölümü battı. Tefecilerin eline düşenler var.

Bankalar kredi vermiyor çünkü. Çark dönmüyor artık. İşte kurtarma operasyonu başladı. Hem de devlet eliyle. Ve de futbolumuzdaki belli kişilerin kontrolünde!  Bu operasyon ile ilgili olarak şimdilik şunu söyleyebiliriz: Kulüpler kurtulur mu bilinmez ama… Birileri mutlaka kurtulur!”

 

Süper Lig ekiplerinin ‘batma’ noktasına gelmesindeki baş faktörlerden biri de menajerlerin elde ettiği kazanç. Teamül şu: Bir menajer, bir futbolcunun yıllık ücreti üzerinden yüzde 10 komisyon alıyor. Futbolcu yıllık 1 milyon Euro’ya imza attıysa eğer… Menajere 100 bin Euro. Sözleşme 4 yıllıksa… 400 bin Euro.

İşin ana hattı bu… Her ne kadar yüzde 10 esprisinin pek çok detayı olsa da… ‘Aysberg’in görünen yüzü bu. Bir de… İşin cambazlık tarafı var. Öyle ki… Bu yüzde 10 komisyon, cambaz menajerler için adeta fındık fıstık… Çerez. Asıl yedikleri çok daha değişik. Çok daha fazla… Çok daha insafsız!  Nasıl mı? İzah edeyim. Ama… Önce önemle belirteyim. Az da olsa… Bu işi hakkıyla yapan dürüst menajerler de var elbet… Bu arkadaşları tenzih ederek… Soyguncu menajerleri anlatayım:  Diyelim ki… Köln’den’den 1 futbolcu alınacak. Adı Hans… Köln bu Hans için 2 milyon Euro bonservis bedeli talep ediyor. Hans’ın istediği ise yıllık 1 milyon Euro. Ülkemizde hangi kulüp alacak bu futbolcuyu? Ataryemez!  Cambaz menajer kolları sıvıyor. Çetedeki arkadaşlarıyla plan yapıyor. Bakın neler oluyor: Hans’a “Yıllık 1 milyon Euro istiyorsun değil mi! Sana 1,5 milyon Euro. Ama sözleşmene 2,5 milyon Euro yazacağız. Aradaki yıllık 1 milyon Euro’luk fark bizim olacak. 4 yıllık sözleşme imzalayacağız” deniliyor. Hans’a ayrıca “Senin için 2 milyon Euro da imza parası tahsil edeceğiz. Bu para da bizim olacak” uyarısı yapılıyor. Ohhh… Suyundan da koy! Hans kabul ediyor tabii. Niye etmesin ki! İstediğinin fazlasını alacak! Vergiyi de Ataryemez ödeyecek!  Bitmedi. Bonservisi ne kadardı Hans’ın? 2 milyon Euro. Ataryemez’in kasasından 3 milyon Euro çıkartılıyor. Bu 3 milyon Euro, Köln’e veriliyor. Köln de bunun üzerine bizim cambaz menajere komisyon olarak 1 milyon Euro veriyor. Doğal olarak… Bu tür bir atraksiyon… Herkesin işine geliyor. Köln’ün kasasına hem sıcak para giriyor. Hem de yaşlı Hans’tan kurtuluyor.  Toparlayayım… Taklacı menajer nasıl bir indiragandi yapmış oluyor! Futbolcu komisyonu olarak yüzde 10’dan 1 milyon Euro… Sözleşme ücreti üzerinden ekstra 1 milyon Euro’dan 4 yılda 4 milyon Euro… 2 milyon Euro imza parası… 1 milyon Euro da bonservis komisyonu.  Ne etti? 8 milyon Euro! Tek bir transferde 8 milyon Euro! Bu miktar bazen 3 olur, bazen 5 olur. Ama genelde hep olur. Maalesef!

“Şimdi merak edebilirsiniz, “Paranın hepsi menajerin cebine mi giriyor ”diye. Şunu unutmayın lütfen: İşini düzgün yapan yönetici ve teknik adamları bir kenara bırakalım ama… Bu tür önemli soygunlarda… O kulübün içinden ya da çevresinden… Çok büyük destek gelir. Ve sonra… Paylaşım yapılır.  Aksi takdirde… Kimse aptal değil! Ülkemizde zaten menajerlik çetesi var. Hatta birkaç büyük çete var!  Bu anlattıklarım… Futbolumuzun göbeğinde bulunan… Herkes tarafından… Çok iyi biliniyor. Gazete sayfalarını bir inceleyin lütfen… Ya da çevrenize şöyle bir bakın… Bu çerçevede… Çok sayıda transfere imza atıldığını göreceksiniz. Nihayetinde ben bunları… Bu camiada bulunan kişilerin çok önemli bölümü ile yaptığım yüzlerce görüşme sonunda… Kaleme alıyorum. Kulüplerimizin nasıl battığı konusunda sizlere yardımcı olabildim mi acaba!

Atilla Türker’in anlattıklarına tümüyle katılıyorum, pe ki ya siz?

 

Resul Akçay

 

Beğene bileceğinizi düşündüklerimiz...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir