Borsan Kablo CEO’su; Mehmet Arbek Akay

Share

BORSAN KABLO’NUN YENİ CEO’SU

MEHMET ARBEK AKAY

Mehmet Arbek Akay, Adolf Reichwein Gymnasium (Almanya) ve Cağaloğlu Anadolu Lisesi’nin ardından, İstanbul Üniversitesi İngilizce İktisat Bölümünü bitirdi.  Akay ayrıca, Sabancı Üniversitesi’nde yüksek lisansı (Executive MBA) yaptı.

İş hayatına 1995 yılında reklam sektöründe başlayan Mehmet Arbek Akay, 2000 yılında metal sanayi sektörüne geçiş yaptı. Uzun yıllar boyunca üst düzey şirketlerde çeşitli birimlerde yöneticilik yapan Akay, yurt içi ve yurt dışı pazarlama, pazarlama ve kurumsal strateji yönetimi, bütünleşik planlama ve kurumsal performans yönetimi konularında kendini uzmanlaştırdı.

2015 yılından itibaren Teknik Alüminyum’da genel müdürlük görevini yürüten Akay, Samsun’un gözde şirketlerinden Borsan Kablo ‘da CEO görevine getirildi.

Kariyerini, Borsan Kablo ‘daki hedeflerini, kişisel ilgi alanlarını HaberHayat dergisini anlatan deneyimli yönetici, gençlere iş hayatı hakkında tavsiyelerde bulundu.

 

 

HABERHAYAT: Arbek Bey, sizi tanıyabilir miyiz?

  1. Arbek AKAY: Eğitim olarak iktisat mezunuyum, ekonomistim ama sonrasında özellikle iş hayatında üretim ve sanayinin sihrini hissederek bu tarafa yöneldim. Aslında belki de mühendis olmam gereken bir yapım olduğunu fark ettim. İlk olarak; turizm ve reklam sektörü ile tekstil sektöründe çalıştım. Daha sonra; 2000 yılından itibaren metal ve ağır sanayi sektöründe çalışıyorum. İhracat ve satış pozisyonlarında bulundum. Strateji yönetimi, finansal kontrol gibi birçok alanda yöneticilik yapma fırsatı buldum. Tabii burada da Türkiye’nin gelişen şirketlerinde çalıştım. Çalıştığım şirketlerin dünyaya açılması, büyümesi, kurumsallaşma sancılarını çekmesine ve o dönemde yapılması gerekenlerin görme imkanım oldu. Nelerin yanlış yapıldığını nelerin doğru yapıldığını görme imkanım oldu. En son Tekirdağ-Çorlu’da Teknik Alüminyum Sanayii’nin genel müdürü pozisyonunda çalıştım ve şu anda da BORSAN’dayım.

HABERHAYAT: BORSAN’a geliş süreciniz nasıl oldu?

  1. Arbek AKAY: Ben, 1997’den itibaren bir tecrübe oluşturdum. Oluşturduğum tecrübe de şuydu: Hangi şirkette çalıştığımdan çok; kiminle beraber çalıştığıma bakmaya dikkat ettim. Kariyerimi ve geleceğimi bu şekilde tayin etmeye karar verdim. Takdir edersiniz ki; bu kararı olumsuz bir takım örnekler gördükten sonra aldım. Aynı bakış açısına sahip, uyum içerisinde çalışılabileceğim, bir şeyler öğrenebileceğim vizyon sahibi insanlarla çalışmanın en önemli şey olduğunu fark ettim. BORSAN’a gelişim de bu doğrultuda oldu. Diğer taraftaki görevim devam ederken bir aracı vasıtası ile Adnan Bey ile tanıştım. Adnan Beyin BORSAN’la ilgili gelecekteki planlarını, bir lider olarak bir insan olarak birçok özelliklerini fark ettim. Bunların benim hayata bakış açımla ve iş hayatında yapmak istediklerimle uyum içerisinde olduğunu gördüm. Bu açıkçası benim için en önemli şeylerden bir tanesiydi. Ardından Samsun’a geldim ve BORSAN’ı görme fırsatı buldum. Samsun’un ve BORSAN’ın gerçekten büyük bir potansiyeli olduğunu fark ettim. Bu potansiyelin açığa çıkabilmesi için yapılabilecek çok şey olduğunu fark ettim ve içimi bir heyecan kapladı açıkçası. Ve bu heyecanla birlikte kendimi burada buldum.

“BORSAN’I GLOBAL BİR ŞİRKETE DÖNÜŞTÜRMEK İSTİYORUZ”

HABERHAYAT: Borsan’daki hedefleriniz nedir? Neler yapmak istiyorsunuz?

  1. Arbek AKAY: Borsan, 35 yıllık temelleri çok sağlam olan esaslı bir firma. BORSAN’ı gelecekte daha başka noktalara taşımak istiyoruz. BORSAN’ın büyük bir atılım yapma fırsatı var. Bütün temelleri hazır, yatırımdan yeni çıkmış bir firma. 3 tane fabrikayı geçtiğimiz 2-3 sene içerisinde bünyesine katmış. Bütün bunlar tabii önemli bir maliyet-efor ile olmuş. Bundan sonra BORSAN öncelikle bu yatırımların, kendisi ve Türk ekonomisi için geri dönüş yapmasını bekliyor. Bu anlamda, şirketi belirli bir kurumsallaşma noktasına götürmek birinci hedefimiz. Kurumsallaşma kelimesi de çok ortada dolanan bir kelime aslında. Kurumsallaşmadan kastımız şu; şirketi kişilere bağlılıktan çıkartarak sistemler, kurallar ve net rakamlar ile ölçülebilen hedeflerle daha iyi bir noktaya götürebilecek bir kültür oluşturmak. Esas amacımız bu. Yani; BORSAN’ın gideceği yer; Türkiye’deki aydınlatma ve kablo sektörünün içinde bulunan yerli sermayeli firmalar arasında kalite, maliyet ve teslimat performansı olarak en iyi şirket olmak. Bu ilk adımımız. İkinci adım ise; sonrasında gelecek olan uluslararası hamleler ile BORSAN’ı bir Türk şirketi olmaktan çıkartarak global, çok uluslu bir şirkete dönüştürmeye yönelik hamleler yapmak. Bunlar farklı kıtalarda, dünyanın gelişmiş ve gelişmekte olan bölgelerinde de olabilir. Birçok fırsat önümüzde duruyor. Oluşturduğumuz kültürü bundan sonrasında ihraç etmeyi planlıyoruz. 2021 yılı sonuna kadar kablo ve LED aydınlatma üretimi yapan Türk sermayeli şirketler arasında kalite, maliyet ve teslimat performans göstergelerinde en iyi olmak ve global bir şirket kültürüne geçmeyi hedefliyoruz.

HABERHAYAT: Boş zamanlarınızı nasıl değerlendiriyorsunuz? Sanatla aranız nasıl?

“Olabildiği kadar alışılmadık şeylerin izlerini arıyorum sanatta”

  1. Arbek AKAY: Sanatla ilgiliyim ama vakit kısıtlılığından dolayı arzu ettiğim kadar kendime zaman ayıramıyorum. Ben sanatın her türlüsüyle ilgiliyim. Kişinin yaptığı işe saygısı ve harcadığı emeğin boyutu her anlamda kendisini gösteriyor. O anlamda üzerinde emek harcanmış her türlü sanat icrasını keyifle izliyorum. Müzikte de sadece özel bir müzik türü dinlemiyorum. Arabesk, klasik, rap, heavy metal gibi her türlü müziği keyif alarak dinleyebilirim. Sadece kendi türünün iyisi olması şartını arıyorum. Ama dediğim gibi çok fazla vakit ayıramıyorum.

Sanatın toplumlar için ne kadar değerli ve önemli olduğunu burada ifade etmiş olmak istiyorum. Bence sanat kendini ifade etme biçimi. Sanatçılar, farklı olan, kurallar içinde hapsolmayan ve bunları muhtelif yöntemlerle protesto etme cesaretinde bulunan kişilerdir. Toplumu ileriye taşıyacak ve sorgulatacak etkilere sahiptirler. Sanatçıların olmadığı toplumları çok monoton ve sıkıcı olacağını düşünüyorum açıkçası. Bu açıdan sanatın varlığı ve çeşitlenmesi benim için büyük bir zenginliktir. Sanatı eleştirenler var. Uç noktalarda olduğu için eleştiri oklarına maruz bırakılıyor. Ama bence sanat böyle bir şey zaten. İçinde ne kadar farklılık barındırırsa, ne kadar protesto barındırırsa, ne kadar aksilik barındırırsa o derece sanat olur ve daha değerli benim gözümde.  Olabildiği kadar alışılmadık şeylerin izlerini arıyorum sanatta.

HABERHAYAT: Samsun hakkındaki ilk izlenimleriniz nelerdir?

“Samsun’da sanat faaliyetleri konusunda eksikler olduğunu düşünüyorum”

  1. Arbek AKAY: Karadeniz genel olarak yemyeşil. İnsanın içini açar cinsten. Bununla beraber kıyının karşısındaki dağlar nemi hapsediyor bu yüzden yazın rutubet biraz yüksek. Olsun dert değil. Samsun deniz kenarında olmasından dolayı çok özel bir şehir. Deniz kenarında yaşamak hakikatten farklı bir şey. Ben çocukluğumdan beri deniz kenarında büyüdüm, bütün tatillerimde deniz kokusuyla haşır neşir oldum. İstanbul’da okula giderken 12 sene boyunca her gün vapura bindim. Bu nedenle Samsun’da deniz olması Samsun’u benim için çok özel bir hale getiriyor. Samsun halkı da Samsun’un deniz kenarında olmasının getirdiği özel durumdan dolayı çok şanslı ve bunun farkındalar.

Samsun’a müthiş yatırımlar yapılmış. Burası yadsınamaz bir güzelliğe sahip. Sahil, çok amaçlı bir hale gelmiş; denize girebiliyorsunuz, kafeler mevcut, plaj var, yürüyüş yapabiliyorsunuz, spor tesisleri yapılmış. Bunu spor yapmasanız bile dolaşırken fark edebiliyorsunuz. Tabii bunlar hep gençliğe yönelik şeyler. Önemli yatırımlar olduğunu düşünüyorum. Samsun’da eksik olduğunu gördüğüm şey ise; sanat faaliyetleri… Tahmin ediyorum bu da zaman içerisinde çözülemeyecek bir sorun olmaktan çıkar.

HABERHAYAT: İş dünyasında belirli bir tecrübeye sahip biri olarak gençlere neler tavsiye etmek istersiniz?

  1. Arbek AKAY: Gençlik konusu benim için ayrı, önemli bir parantez. Çok dallanıp budaklanması gereken bir konu fakat şu anda sadece iş hayatındaki boyutundan bahsedeceğim size. Bugün, bir takım araştırmalar yapılıyor ve X,Y,Z kuşaklarından bahsediliyor. Bu kuşaklardaki insanların dünyaları ve değer yargıları birbirinden farklı. Bir örnek verecek olursak; ben 1960-1980 arası doğumlular olarak, X kuşağını temsil eden bir gruptayım. Biz çocukken çikolata bulup yemek bir lükstü mesela. Her gün bulamazdık. Annemizi ikna etmemiz gerekirdi çikolata yemek için. O dönemlerde daha sanayileşme bu kadar yaygın değildi. Mesela bir oyuncak geldiğinde bize, o oyuncak ile aylarca bırakmadan oynanırdık. Veya telefon etmek istediğinizde santrali arayıp konuşmak istediğiniz şehrin size bağlanmasını saatlerce beklediğimiz oluyordu. Telefonla konuşma olayı bile zordu bizim kuşağımızda. İş hayatına girdiğimizde bilgisayarsız çalışan iş yerleri vardı. Telex çekmek vardı mesela? Hiç telex aleti gördünüz mü? Biz gördük… Telex aleti gören ile görmeyen arasında hayata bakış açısında bir fark var. Y kuşağı bilgisayarsız iş hayatını tanımadı.

Şunu anlatmak istiyorum bizim dünyamız ile sizin dünyanız başka dünyalar. Bunun önemi şurada ortaya çıkıyor; ben bu şirkette yöneticiyim, karar verici noktadayım. Genç arkadaşların işe başladığında bazı davranışları var. Örneğin; Y kuşağındaki arkadaşlar çalışıyoruz, bu kuşaktaki arkadaşların özelliklerinin başında ise tatminsiz olma var, çok çabuk tüketme var çünkü sanayi devrimini yaşamış, her doğum gününde 30-40 tane oyuncak gelmiş. Ama onlar oyuncak almak ve oyuncağın değerini bilme kavramını yaşamamış. Çok çabuk sıkılıyor ve zor tatmin oluyor ama bu onun suçu değil; bu yaşadığı dünya ile ilgili bir durum. Üniversiteden mezun oluyor, iş hayatına giriyor ve tabii ki bazı beklentileri oluyor ve o beklentilerin hiç biri burada yok. Çünkü biz burayı kendi dünyamıza göre kurmuşuz. Bu genç arkadaşların beklentileri ile bizim oluşturduğumuz ortam arasında bir çatışma başlıyor. Sonra genç arkadaşlar “Ben burada çalışmam” diyerek basıp gidiyor.  Yine belli şirketlerde hiyerarşi çok ağır oluyor onlar için. Ağır hiyerarşiyi kaldıramıyorlar. Hem amirleri ile arkadaşlık edebilmek istiyor hem de iş ilişkilerini birlikte yürütmek istiyorlar. Yani biraz resmiyetten uzaklaşma taraftarılar. Bunlar yeniliğe açık olmayan yöneticiler tarafından yanlış anlaşılıyor ve kuşak çatışması başlıyor. Bu yöneticilere ben üzülüyorum açıkçası. Bir şirketi sürdürmek istiyorsak, bu şirketin geleceğinin yeni kuşak arkadaşların ellerinde olduğunu unutmamamız lazım. Eğer biz onların beklentilerini anlamaya çalışıp onların mutlu olabilecekleri ortamları burada oluşturamazsak; onların arasından daha kaliteli daha becerikli olanları burada tutamayacağız.

GENÇLER HAYATI BİR MARATON OLARAK GÖRMELİ

Ben buradan öncelikle gençlere değil, şirket yöneticilerine seslenmek istiyorum; gençleri eleştirmeyi bıraksınlar; anlamaya çalışsınlar ve şirketlerinde onlara yönelik bir dünya oluşturmaya uğraşsınlar. Gençlere yönelik mesajlarım da var; “Biz burada her şeyi isteriz ve her istediğimiz de olur” diye bir dünya yok. Bir şeyleri çok çabuk elde etmek bir kazanç değil, hayatı bir maraton olarak görsünler, 100 metre koşucusu olmasınlar. Kısa dönemde belli bir kazanım elde etmek ve belli bir noktaya gelmek hiçbir önem arz etmiyor. Önemli olan uzun dönemde nasıl bir başarı elde edecekleri.  Bir diğer önerim ise kişisel gelişim. Maddi keyifler geçicidir. Manevi hedeflerden alacağınız keyfin sonu yoktur. Mesela sürekli Ferrari’ye binmekten sıkılırsınız ama manevi hedefler böyle değildir. Sabırlı olsunlar, bazı şeyleri uzun vadede elde etmeye çalışsınlar. Araştırmaya ve öğrenmeye hep açık olsunlar.

 

 

You may also like...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir