CELAL KARACA İLE EDEBİYAT NÖBETİ

Share

İstanbul’da yaşıyordu. Uzakta da olsa yüreğinin bir yanı Samsun’daydı galiba. Samsunlu sanatçı dostlardan adını sık sık duyuyordum. Demelerine çok çalışkan, araştırıcı, tuttuğunu kopartan, edebiyat aleminde herkesle çok iyi ilişkiler kurabilen, herkesi tanıyan, herkesin tanıdığı bir kişiydi. Ama bir türlü bir araya gelip de söyleşi olanağı bulamamıştım onunla. Merak etmiyordum desem yalan olurdu hani. Şans bu ya, ne zaman Samsun’a yolu düşse benim il dışına çıkasım olur bir araya gelemezdik.

Samsun Öğretmenevi’nde dostlarla buluştuk bir gün. Aralarında daha önceden tanımadığım kişiler de vardı. Selam, hoş beş derken saçına bıyığına hafifçe kırlar düşmüş, yuvarlak yüzlü, kalın çerçeveli gözlükleriyle, ufacık tefecik, orta yaşlarda esmerce birini: “Bu da Celal Karaca…” diye tanıttıklarında doğrusu biraz hayal kırıklığı yaşadığımı söylemeliyim. Öyle ya İstanbul’da yaşayan bu adamın eli Türkiye’nin her yanına uzanmıyor muydu? Bizim edebiyat derslerinde coşkulu bir biçimde hayranlıkla inceleyip öğrencilerimize aktardığımız yazar ve şairlerle, o koca koca söyleşileri yapan adam değil miydi? Bu işi yapacak adamı şöylesine iyice bir boylu boslu bir adam bellemiştim, karşıma ufacık tefecik bir adam çıkmıştı. Yahu bu kadar işi, bu ufacık tefecik adam nasıl başarıverirdi?

Bir süre devam etti şaşkınlığım. Kararlıydı konuşurken. Hoşuma gitti.

Dünyanın en zor işi bir edebiyat dergisi çıkarmaktır, inanın. Başıma geldi de biliyorum yani. 1989/91 yılları arası “Samsun Sanat” diye bir dergi çıkarma serüvenimiz olmuştu. O gün bu gün “Hadi gel…” diyenlere sırtımı dönüp hep duymazdan gelmişimdir onları. Ama Celal Karaca denen bu ufacık tefecik adam kararlı bir sesle ve de ikirciklenmeden, çok kolay bir işten söz ediyormuşçasına: “Bafra’ya dönmeyi ve orda bir edebiyat dergisi çıkarmayı düşünüyorum.” demesi mi? Aha bir deli daha, deyip ayağa fırladım.

Kim ne derse desin delileri çok severim. Hatta biraz daha ileri gideyim bari. İddia ediyorum, bu koca dünya, ekseni etrafında kazasız belasız dönebiliyorsa işte bu çok özel deliler sayesindedir.

Tuttum bu adamı.

Evet Celal Karaca derler bu çok özel deli Bafra’ya yerleşti ve o dergiyi ‘’Edebiyat Nöbeti” çıkarttı. İki koca yıl da tıkır tıkır yürüdü dergi. Şimdi Bafra’da çıkan Türkiye çapında tanınmış, değerli bir dergimiz var.

Bu aralar Celal Karaca’ya bakıyorum da “Yahu bu dostuma haksızlık etmişim o zamanlar. Baksanıza boyu posu da o kadar kısa değilmiş…” diyorum kendi kendime.

Çoktandır onunla bir söyleşi yapmalıyım diye düşünüyordum. Onu, Samsun’da bir kafede sıkıştırıp söyleşiyi tamamladım.

ZÇ/ İstanbul’dan Bafra’ya dönmeye karar verdiğinde böyle bir dergi çıkarma düşüncen var mıydı?

CK/ Evet, vardı. İstanbul’da ve de ülkemizin değişik köşelerinde çıkan dergilere yayınlanmak üzere yazılarımı gönderirken bu düşünce hep aklımdaydı… Ama bunu İstanbul’da başarabil­mem çok zordu tabi. Zaten İstanbul’dan ayrılıp Bafra’ya yerleşme gibi bir düşüncem de vardı. Bafra’ya taşınmadan bu konuda oradaki arkadaşlarla da bu konuyu devamlı gündeme tuttuk. Bafra’ya geldiğimde bir edebiyat dergisi çıkartıp çıkartamayacağımız hakkında telefonlarla ve mesajlarla sürekli düşünce alış verişinde bulunduk.

İstanbul’da bir bakkal dükkânım vardı. Özel nedenlerden dolayı burayı kapatıp daha huzurlu ve sakin bir ortama taşınmam gerekiyordu. Bafra benim doğduğum ve özlemini içimde hep büyüttüğüm topraklar. Bir gün oraya dönmek arzusuyla geçmişti onca yıllarım. Şimdi zamanı gelmişti galiba. Karar verdim, dükkânımı devrettim ve Bafra’da aldım soluğu. Artık kafamı birazcık olsun durultup arındırma zamanıydı. İstanbul’un karmaşa dolu, gürültülü yaşamından kopup basit bir yaşam sürdürme amacıyla yola çıkmıştım. Öyle de oldu. Daha yeni evime yerleşmeden dergiyi çıkartabilmek için arkadaşlarla buluşup daha o ilk günlerde düşünceyi eyleme dökmek için çalışmalara başlamıştık.

Z.Ç/ Bu konuyu Bafra’daki sanatçı dostlarından hangisiyle ilk kez konuştun?

C.K/ İlk olarak Semrin Şahin’e açtım konuyu. Aslında yüz yüze bir tanışıklığımız yoktu onunla. Ben bir dergi canavarı sayılırım. Geçmişlerden günümüze uzanan dergiler serüveninin en yakın tanıklarından biriyim. Yaklaşık altı yüz küsür derginin öncelikle ilk sayıları olmak üzere çoğu arşivimde vardır. Yani Türkiye’de çıkan bütün dergilerle yakın bir tanışıklığım var. Günümüzde çıkan dergilerin birçoğunda da Semrin Şahin’in öykülerini zevkle okuyan ve beğenenlerdendim. Yani belki yüz yüze değil ama dergiler aracılığıyla sıkı bir dostluğumuz vardı. Öykü diline anlatımına ve öykülerini kurgulayış biçimine hayrandım. Öykü kitabı elime geçtiğinde özgeçmişinde Bafra’da öğretmen olarak bulunduğunu öğrenince çok sevindim tabi. İşte birlikte dergi çıkartabilecek bir arkadaş sana, düşündüm sevinçle. İnternet ve telefon aracılığıyla ulaştım ona. Bafra’da bir dergi çıkarma düşüncemi açtım ona. Önceleri pek aklına yatmadı bu düşüncem galiba. Gerçekten de alabildiğine meşgul bir insandı. Okul bir yandan, ev, eş, çocuklar bir yandan, okuma, araştırma, dergilere öyküler yetiştirme, programlara katılma… vb. Hani:”Başımı kaşıyacak zamanım yok…”derler ya tam da o cinsten. Neden yalnızca bu değildi tabi. Derginin niteliği, hitap edeceği kesim, ürünlerin kalitesi gibi soru işaretleri de onu bu düşünceden uzak tutuyordu.

Edebiyat alanında çevrem oldukça genişti. Ülkemizin çok önemli yazarlarından ve şairlerinden rahatlıkla ürün alabilecek samimiyetlerim vardı. Semrin Hanım’ı, derginin ulusal düzeyde, çok kaliteli bir nitelikte çıkartılacağı konusunda ikna ettim. Böylelikle ilk adımımızı atmış olduk.

Z.Ç/ Peki sonrası nasıl geldi?

C.K/    Bafra’ya yerleşmem bu konuyla daha yakından ilgilenmemi sağladı. İlk işimiz dergiyi birlikte çıkartabileceğimiz yol arkadaşlarımızı saptamak oldu. Dergiyi BASED(Bafra Kültür ve Sanat Etkinlikleri Derneği bünyesinde çıkartmayı kararlaştırdık. Dernek adına Murat Mollaoğlu üstlendi derginin sahipliğini. Ben de sorumlu yazı işleri müdürü ve yayın kurulu üyesi olarak görev aldım. Editörümüz Semrin Şahin, görsel tasarım Süleyman Felamur, kapak Onur Kırkaç olarak belirlendi. Yazı Kurulu üyelerimiz de: Semrin Şahin, Esra Deniz Karagöl, Fatma Hatun Esen, Erdoğan Kurt, M.Uğur Şahinol, Kamil Dikmen ve Celal Karaca olarak saptandı. Yorucu bir çalışma döneminden sonra ilk sayımızı çıkarttık.

Z.Ç/  Peki ilk sayı umduklarınızı karşılayabildi mi?

C.K/ İlkler hep sıkıntılı olur bilirsin. Bizim de ilkimiz biraz sıkıntılı oldu tabi. Biçim, kapak düzeni, iç sayfalar vb. dilediğimiz gibi oldu. İçerik açısından biraz sıkıntılar yaşadık. Övgüleri bir tarafa koyarsak, şikayetlerin çoğu ulusal yazarlarımızın kitaplarından alıntıladığımız şiir ve yazılar konusunda oldu. Aslında biz de bu konuda şikayetçiydik; ama elimizden de bir şey gelmiyordu. Kendilerine ulaşıp şiir ya da düzyazıları istediğimiz çoğu sanatçı dostumuz çok yoğun olduklarını belirterek şimdilik kaydıyla kitaplarını adres gösterdiler bize. Derginin son hazırlıkları bitmişti ve de yapılacak bir şey yoktu. Bizde verilen adresten yani kitaplardan birkaç alıntı yaptık. Doğal olarak kimsenin gözünden kaçmadı bu. Daha sonraki sayılarda bu yanlışa bir daha düşmemeye çalıştık. Eleştirilerin bu konu dışına kaymasına bakılırsa da başarılı olduk sanırım.

Z.Ç/ Az da olsa yazım yanlışları da eleştiri almıştır sanırım.

C.K/ İlk sayıda evet, ama sonraki sayılarda bunu en aza indirdik sanırım.

Z.Ç/ Öyle ya da böyle ilk göze çarpan nedense bu noktalama ve yazım oluyor. Her şeyi en mükemmel hale getirseniz de kimse ona kulak asmayıp ufacık tefecik yanlışları dillerine doluyor. Birinci sayıdan sonraki bu düzelmelere ben de tanık oldum. Bugün EDEBİYAT NÖBETİ, yerel değil ulusal bir yayın olarak gurur duyulacak bir konumda. Tabi ben de bu derginin bir yazarı olarak gurur kısmında alabildiğine bir tat alma konumundayım. Daha önce bir edebiyat dergisi çıkarmanın ne çetin bir iş olduğunu ta, 1990 yılında yaşamış biri olarak sizleri kutlamaktan başka elimden bir şey gelmiyor.

C.K/ Teşekkür ederim. İnsan yaptığı işin meyvelerini görünce gerçekten mutlu oluyor. Hele bir de değerini bilen sizin gibi sanatçı dostlar da varsa tadına doyum olmuyor.

Z.Ç/ Evladınızla ne kadar övünseniz azdır Celal Bey. Sizi ve derginin çıkışında emeği dokunan tüm dostları da kutluyorum. Ha, aklıma gelmişken Bafra’da daha önce çıkmış dergiler var mıydı?

C.K/ Epeyce aradık, taradık yalnızca bir dergiye rastladık Zekeriya Bey. Halk Evleri Bafra Şubesi yayın organı olarak çıkan bir dergiydi. 29 Ekim 1935yılında ilk sayısı çıktı bu derginin. ‘’Altın Yaprak’’ adını taşıyordu. Yirmi altı sayıdan sonra yayın yaşamına son verdi. İlginç, ilginç olduğu kadar da iyi bir dergiydi ‘’Altın Yaprak’’. O dönemin çok önemli kalemleri bu dergiye şiir ve düzyazılarını gönderiyordu. Örneğin Abdulkadir Demirkan adlı bir şairi birazcık irdeleyecek oldum ardından Vedat Türkali gibi koca bir değer çıkmasın mı? Meğer ilk şiirlerini bu adla Altın Yaprak’ta yayınlıyormuş. Birkaç yıl önce bu dergiyi ona götürdüğümde çok sevinmişti. Sözün özü o dönemin koşullarında hatırı sayılır bir dergi olarak göze çarpıyordu bu dergi.

Z.Ç/ Peki başka bir yayına rastlamadınız mı?

C.K/ Hayır. Temmuz 2016 yılında EDEBİYAT NÖBETİ’ni yayınladık. Demek oluyor ki dergi girmeyen bir ilçede kocaman bir kültür ve edebiyat dergisi yayınlama göz karalığını gösterdik. Zordu, sıkıntılıydı, yorucuydu; ama başardık sanırım.

Z.Ç/ Başarmak ne söz, hem de fazlasıyla dostum. Birinci yıl dönümü sizi nerelere götürüyor, en azından gelen ürünler konusunda sıkıntı yaşıyor musunuz, gelecekle ilgili neler düşünüyorsunuz?

C.K/ Kendi doğum günümde böylesine mutlu olmamıştım inan. Sen de dedin ya bir çocuğun doğumu gibi bir şey bu. Doğuyor, gaga, gugu derken bakıyorsun bir yıl geçmiş. Seneler arttıkça daha da içselleşiyorsun onunla. Yaşam nedenlerinden biri olup çıkıyor işte. Bu gidiş bizi nereye götürüyor, dedin. Ne bileyim gittiği yere kadar diyeyim bari. Ama kolay kolay da vazgeçeceğimi sanma. Bunun ucu açık. Tüm Türkiye’nin kitapçılarının raflarında yerini alsa kötü mü olur yani? Olmaz tabi. Yaşaması için abone sayısını artırmak gerekli. Şöyle ya da böyle okumayı zevk edinenlere kaliteli bir dergi olarak sunmanın daha iyi yollarını bulmalı ve maddi sıkıntıları aşma yollarını aşmalıyız. Sen de bilirsin. Dünyanın en kaliteli dergisini de çıkarsan satılmadıktan sonra ne değeri var.

Neyse gelelim dergimize gelen ürünler konusuna. Artık erginliğimizi kanıtladık galiba. Türkiye’nin her yanından sayısız yapıt geliyor önümüze. Seçerken sıkıntı çekiyoruz anlayacağın. Artık her yazının ve şiirin damıtılmış olanını alıyoruz dergimize. Sıkı bir elemeden geçiriyoruz her birini yani. Bu da ulusal düzeyde değerimizi daha bir yukarılara doğru taşıyor. Şu anda dergimizin bir sayısı matbaadayken, gelecek iki sayısı da hazır olarak masanın üzerinde duruyor.

ZÇ/ Ne güzel. Bir şeyi de unutmadan sorayım. Dergi yayın yaşamına başladığı bazı kişilerle devam etmiyor galiba. Sonraki sayılarda adlarda bazı değişiklikler gördüm.

C.K/ Haklısın. Değişiklik yalnızca derginin yayın sahibi bölümünde oldu. Nedenleri pek önemli değil. Yayın sahibi hanesine de zorunlu olarak Celal Karaca adını yazmış olduk. Diğer dostlarla güzel ve anlayışlı bir ortamda çalışıp dergimizi daha da ileri taşımak için gönülden bir savaşım veriyoruz.

Z.Ç/ Bu güzel ve anlamlı çabanızda sizlere başarılar diliyorum. Ekleyeceğin bir şeyler varsa ekleyebilirsin.

C.K/ Teşekkür ederim. Tek dileğim dergi okuyucularına ulaşsın ve yoluna devam etsin. Ben ve arkadaşlarım adına sana saygı ve sevgilerimizi gönderiyoruz.

Zekeriya Çavuşoğlu 

 

You may also like...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir