CENGİZ ÇETİN

Share

HOBİSİNİ MESLEK YAPTI DÜNYAYA AÇILDI

 

Samsun’da yaşayan Cengiz Çetin, çalışmakta olduğu ilaç mümessilliği işinden sağlık problemleri nedeniyle ayrılmak zorunda kalınca hobi olarak ürettiği geleneksel savaş ekipmanları işine yoğunlaştı ve bu işle dünyaya açıldı.

Demirci olan babasının yanında çocukluğunda bıçak ve kılıç yapmayı öğrenen ve her zaman geleneksel savaş ekipmanlarına ilgisi olan Cengiz Çetin Üniversiteden mezun olduktan sonra ilaç mümessili olarak çalışmaya başladı. Bir yanda da evinde hobi amaçlı kılıç, kalkan, yay, zırh, tirkeş (ok kabı), sadak ( yay torbası) gibi eşyalar yaptı. Uzun yıllar yaptığı ilaç mümessilliği işinden sağlık problemleri yüzünden ayrılmak zorunda kalınca hobi olarak uğraştığı geleneksel savaş ekipmanları işinde kendisini geliştiren Cengiz Çetin tamamen el işçiliği ile ürettiği geleneksel ürünler ile dünyaya açıldı.

Kültür Bakanlığı’nın Tirkeş konusunda ‘’Somut Olmayan Kültürel Miras Taşıyıcısı’’ statüsünde verilen sanatçı tanıtma kartını da alarak mesleğini onaylatan Cengiz Çetin ‘’Artık yaptığım iş kayıt altında ve belgeli bir iş durumda. Yaptığım işin kültür mirası taşıyıcısı olarak kabul edilmesinden oldukça mutluyum. Bu işin yeterli hareketliliği olmadığı için mesleğe dönüşme ihtimalini oldukça az görsem de kültürel miraslarımızın yaşatılabilmesi ve doğru şekilde aktarılabilmesi adına işimi gelecek nesillere genç kardeşlerimize öğretmek istiyorum’’ dedi.

HaberHayat ekibi olarak bizde Cengiz Çetin’i atölyesinde ziyaret ettik. Oldukça misafirperver olan Çetin’in ikram ettiği çaylarımızı yudumlarken kendisiyle yaptığı meslek üzerine uzunca ve keyifli bir sohbet gerçekleştirdik.

HABERHAYAT: Merhabalar Cengiz Bey, bize biraz kendinizden bahseder misiniz?

CENGİZ ÇETİN: Merhaba hoş geldiniz. Ben Cengiz Çetin. 1970 doğumluyum. Aslen, Giresun Eynesil’liyim. Baba mesleğim demircilik. 5 yaşımdan 25 yaşında ilaç mümessilliğine başlayana kadar babamın yanında demircilik ile uğraştım. Üniversite eğitimim devam ederken de yine yazları babamla birlikte çalışmaya devam ettim. Demircilik ile ilgili olarak kaynak, kuzine soba, balkon demiri aklınıza gelebilecek ne varsa yaptım. Üniversite eğitimim ise Selçuk üniversitesi Kamu Yönetimi bölümünü bitirdim. Daha sonra ise Erzurum’da ilaç mümessili olarak çalışmaya başladım.

HABERHAYAT: Daha sonra ilaç mümessilliği işinden neden ayrıldınız?

CENGİZ ÇETİN: 15 yıl ilaç mümessilliği yaptıktan sonra bir kalp krizi geçirdim ve bu olaydan sonra hayata bakış açım değişti. Hayallerimin ve hobilerimin peşinden koşma kararı aldım. Hayatımda boyunca ilgi ve alaka duyduğum ve zaman zaman atışlar yaptığım geleneksel okçulukla ilgilenmeye başladım. 2007 yılında Ankara’da geleneksel okçulukla ilgili bir çalıştay yapılacağı haberi aldığım zaman oraya gittim ve bu işi yapan birkaç arkadaşla tanıştım. Onlarla birlikte yay yapmaya başladım. Yay’dan sonra diğer geleneksel savaş aletleri derken işi öğrenmeye başlayınca ve sağlık sorunlarım da beni iyice yıpratınca 2010 yılında çalışmakta olduğum ilaç şirketinden ayrıldım.

HABERHAYAT: Bu işi meslek olarak görmeye nasıl başladınız?

CENGİZ ÇETİN: Eşimin işi nedeniyle Samsun’a geldik. O zamanlar işsizdim evde çocuk bakıyordum. Ev erkeği oldum. Zaten sağlık problemlerim sebebiyle de pek çalışabilecek durumda değildim. O ara apartmanın bodrum katında depo gibi bir yer buldum ve orada yine bir şeyler yapmaya başladım. Çünkü boş duramıyordum. Kızım okula başlayınca ise merkezde küçük bir dükkan tuttum. Her yaptığım iş bir öncekinden daha iyi oluyordu gitgide kendimi geliştirmeye çalışıyordum. Bu süre zarfında Atakent’e taşındık bende dükkanımı oraya taşıdım. Ayrıca yaptığım işi kayıt altına almak ve vergi muafiyeti için uğraştım ve esnaf vergi muafiyeti belgesi aldım. Baktım dükkan işleri olmuyor en son atölyemi eve taşıma kararı aldım. Çünkü ben bu işi bir kültürü ve sanatı yaşatmak için yapıyorum ve tam olarak ticari ama amaç güttüğüm söylenemez. Yine de yaptığım işin belgeli ve kayıt altında olmasını istediğim için Kültür Bakanlığı’nın Tirkeş konusunda ‘’Somut Olmayan Kültürel Miras Taşıyıcısı’’ statüsüne başvurdum ve o belgeyi de aldım. Artık yaptığım iş kayıt altında belgeli bir iş durumda.

 

HABERHAYAT: İşinizi tam olarak nasıl tanımlıyorsunuz?

CENGİZ ÇETİN: Yaptığım iş aslında savaş aksesuarları konusunda taklitten başka bir şey değil. Günümüzde daha çok hobi malzemesi olarak kullanılan savaş malzemelerinin tarihteki birebir örneklerini yine el emeği ve o günkü yapıldığı şekliyle el emeği ile yeniden hayata geçirmek. Ben daha çok müzelerde ve koleksiyoncularda bulunan geçmiş döneme ait malzemelerin birebir aynısını yapmaya çalışıyorum.

FOTOLU HABERHAYAT: Üreteceğiniz ürüne nasıl karar veriyorsunuz?

CENGİZ ÇETİN: Genellikle sipariş üzerine gelen modelleri araştırıyor tarihsel gerçekliği olduğunu bulduklarım üzerinde çalışıyorum. Bazen de müzeleri geziyorum. Ama daha çok yabancı müzelerde yer alan malzemelerin fotoğraflarından yola çıkıyorum. Ayrıca bu konuyla ilgili olarak internet sitelerinde hangi malzemeden ve nasıl yapıldığı ile ilgili olarak bilgilere ulaşıyorum. Zaten konuyla ilgili bilginiz varsa artık gördüğünüz bir ürünün hangi döneme ait olduğunu ve nasıl yapıldığını anlayabilir bir hale geliyorsunuz. Mesela karşıda gördüğünüz takımın (Tirkeş ve Sadak) kalıp olarak orjinali İsveç kraliyet müzesindedir. İkinci Mohaç savaşında yenilmişiz. Orada Avrupalıların eline geçen ganimet olarak saklanmış. Bende o kalıbın birebir orjinalini tamam el işçiliği ile yaptım.

HABERHAYAT: Neden orjinalleri hep Avrupa müzelerinde, neden bizde yok?

CENGİZ ÇETİN: Bu malzemelerin iyi korunmuş olanlarının daha çok Avrupa müzelerinde olmasının sebebi aslında sanıldığı gibi bizim tarihimize sahip çıkmamamız falan değil. O dönemde bu malzemeler bizim için sarf malzemesi. Eskirse yırtılırsa yenisi yapılır ya da dikilir. Bizim için günlük kullanım malzemesi gibi görüldüğü için özen gösterilmemiş ama Avrupalı için önemi büyük. Çünkü yıllarca Osmanlı’ya yenilmişler. 1699’ kadar sürekli kaybetmişler ve Osmanlı’dan hiçbir şey alamamışlar. O tarihten itibaren kazanmaya başlayıp da ganimet almaya başlayınca bunları değerli görüp saklamışlar. Bu malzemeleri Osmanlı askerinden aldık diye hava atmışlar.

HABERHAYAT: Bu aksesuarlar birebir olduğu gibi saklanmış mı?

CENGİZ ÇETİN: Birçoğunda yer alan metal ve eklemeli aksesuarlar eksik çünkü değerli malzemeleri koparıp almışlar. Metal olanlar ise zamanla düşmüş ve kaybolmuş. Zaten çok fazla süslü ve altın, gümüş gibi değerli eşyalarla yapılan malzemelerin normal askerler tarafından kullanıldığını düşünmüyorum. Normal askerlerin kullandığı tirkeş ve sadaklar daha çok o döneme ait motif ve dikişlerle süslenmiş durumda oluyor. Onlar daha orijinal haliyle korunmuş. Ama değerli eşya olanların birçoğunda eksiklikler var.

FOTOLU HABERHAYAT: Değerli eşyalar ile süslenen ve korunan eserlerin örneğini nasıl yapıyorsunuz?

CENGİZ ÇETİN: Tabi ki ben altın ve gümüş kullanarak aynısını yapamıyorum. Onların kalıp ve model olarak ölçüsüne uyuyor üzerindeki motifi de deri üzerinde el işçiliği ile yapıyorum. Mesela şu gördüğünüz tirkeş ve sadak takımının orjinali Budapeşte müzesinde sergileniyor. Gördüğünüz motifler orijinal halinde kırmızı kadife üzerine altın ve gümüş tellerle nakış nakış işlenmiş. Ben sadece aynı motifi deride uyguladım.

 

 

HABERHAYAT: Bu modelin Osmanlı’ya ait olduğundan emin olabilir miyiz?

CENGİZ ÇETİN: Birçoğunda olabiliriz ama özellikle Rus savaş aksesuarları neredeyse Osmanlı ile birebir denecek kadar benziyor. Sadece üzerlerindeki işleme ve motiflerden ayırt edebilirsiniz. Bunların içerisinde ayırt edemediklerimizde olabilir. Mesela böyle zengin olarak süslenmiş bir takımın normal bir asker tarafından kullanılmadığına eminim. Ama kim kullanmıştır, kesin Osmanlı mıdır? Bu model için net bir şey söylemem.

HABERHAYAT: Motiflerde de benzerlikler oluyor mu?

CENGİZ ÇETİN: Tabi ki oluyor. En sık görülenden biri de Rusların, Arnavutların, Almanların motiflerinde genelde çift başlı kartal kullanılır ama bu bizde de oldukça sık kullanılan bir şeydir. Burada da kullanım şeklinden ayırt etmek gerekir ki buda bilgi ister.

HABERHAYAT: Osmanlı’yı daha çok temsil eden özel bir motif var mı?

CENGİZ ÇETİN: Var. Ama bu durum döneme göre oldukça değişiklik göstermiştir. Mesela Osmanlı aksesuar işlemelerinde 16 ve 17’inci yüzyıl tamamen çiçekli bezemelerle geçmiştir ve bu çiçeklerin kullanılışı bütün kültürlerde farklıdır. Çiçek motifleri ve kullanış şekli evet, bu kesin Osmanlı dememizi sağlayabiliyor. Bazen de şaşırabiliyorsunuz ve bir uzmana danışmanız gerekiyor. Örneğin bana hiç bilmediğim motiflerle süslenmiş bir ürün fotoğrafı gelmişti. Ben onun İtalyan olduğunu düşündüm ama fotoğrafı gönderen kişi o ürünün Viyana müzesinde Türk savaş malzemesi olarak sergilendiğini söyledi. Bende eşimin güzel sanatlarda hoca olan bir akrabasına sordum. Bana direk bu Baba Nakkaş dönemine ait dedi. Yani 1400’lerin sonunu ait ve Türk motifi. Döneme göre de farklılıklar olduğu için yüksek bilgi ve araştırma kapasitesi isteyen bir iş.

FOTOLU HABERHAYAT: Bu kalkan hangi döneme ait?

CENGİZ ÇETİN: Gördüğünüz kalkanın orjinali 1400’lü yıllardan kalmıştır. Altınordu dönemine aittir ve Rusya’da bir müzede sergilenmektedir. Bana gelen fotoğrafta motifler belli olsa da yazısı tam olarak belli olmadığı için ben motiflerini birebir kullandım ama üzerine kufi bir yazı yazarak doğaçlama yaptım. Genelde böyle bir şey yapmam ama bu motife yakıştırdım ve sonuçta yazıları okuyamıyordum. Yoksa Altınordu döneminde kufi yazı olması aslında pek mantıklı değil. Bu kalkan Çanakkale’ye gidecek ve orada sergilenecek bir gösteride kullanılacak.

HABERHAYAT: Ürettiğiniz ürünlerde malzeme ve form olarak ne gibi farklılıklar oluyor?

CENGİZ ÇETİN: Görsel ve motifsel olarak bir değişiklik yapmamaya çalışıyorum ama mutlaka yapmamız gereken değişiklikler oluyor. Mesela birebir aynı malzemeyi bulamayıp farklı malzemelerden yararlanmamız gerekebiliyor. Ben bazen düğme hatta avize malzemesi bile kullanıyorum. Çünkü bu mesleğin yapımı için özellikle üretilen ve satılan bir malzeme çeşidi yok. Kullanım olarak ise örneğin Osmanlı tirkeşlerinin tabanında savaş oklarının saplanması, düşmemesi ve tirkeşi delmemesi amacıyla ahşap bir tabaka olurdu. Günümüzde kullanılan ürünler daha çok görsel ve gösteri amaçlı olduğu için bu ahşap tabanı koymuyoruz. Ama yine de içerisine koyulan oklarının düşmemesi için tedbirler alıyoruz. Yani her ne kadar kalıp ve motif olarak birebir aynısını yapsam da artık savaş malzemesi olarak kullanılmayacağı için günümüze uyarladığım şeyler oluyor.

 

HABERHAYAT: Nasıl sipariş alıyorsunuz ve müşteri kitleniz genellikle kimler oluyor?

CENGİZ ÇETİN: Siparişlerim daha çok Avrupa’dan ve yabancı müşterilerden geliyor. Bunun sebebi ise Avrupalıların hala devam eden Osmanlı hayranlığı ve geleneksel savaş ekipmanlarına olan ilgi. Yani benden daha çok yabancılar ürün alıyor ve Türk kültürüne ait ürünler istiyorlar. Hatta bana şu döneme ait olsun ya da üzerinde Osmanlı çiçek motifleri olsun gibi özel istekte bulunanlarda oluyor. Zaten ağırlıklı olarak gösteriler ve festivaller için alıyorlar. Neden benden almayı tercih ettiklerine gelince ise yüzde yüz el işçiliği ile ve orjinali ile birebir üretim yapmam. Ayrıca benim ürünlerim Avrupa’ya göre daha ucuz. Bu işi yapan zaten oldukça az ve Avrupa’da el emeği ürünler çok daha kıymetli görüldüğü için daha pahalı. Yurt içinde ise İstanbul’da bu tarz ürünler satan alıcılarım var. Onlar daha çok aracı ve onlarda sonuçta benden alıp Avrupa’ya satıyor. Siparişleri de bu ürünlere ilgisi olanlar internet sitelerinde yer alan bloglardan, Instagram ve Facebook gibi sosyal medya hesaplarımdan bana ulaşıyor. Zaten genelde kişiye özel üretim yapıyorum. Toplu sipariş veya orjinali olmayan bir ürünün siparişini almıyorum. Yapacağım ürünün tarihi gerçekliği olması gerekiyor.

HABERHAYAT: Yaptığınız ürünlerin fiyatını neye göre belirliyorsunuz?

CENGİZ ÇETİN: Ürünlerin fiyatını belirlerken daha çok emeğe ve ürünün bitirme süreme göre sipariş alıyorum. Yani 2 günde biten üründe olabiliyor, 4 ayda biten üründe olabiliyor.

HABERHAYAT: Tamamen doğaçlama bir ürün üretmiyor musunuz?

CENGİZ ÇETİN: Bazen kendi yorumlarımı ister istemez katıyorum. Ama tamamen benim yorumum olan ve orjinali olmayan bir ürünü ben tarihi bir ürün gibi yapıp da satmıyorum. Eğer yaparsam da kendim için yapıyorum satmayı tercih etmiyorum.

HABERHAYAT: Türk tarihinde okçuluğun yeri neydi?

CENGİZ ÇETİN: Türkler tarih boyunca girdiği her savaşta öncelikle okçuları kullanmayı tercih etmiştir. Kılıç kılıca savaşmayı çok tercih etmemiş bundan kaçınmıştır. Zaten mantıklı olanda budur. Bir okçunun tirkeşinde 20 adet ok bulunur ve bir Türk askeri at üzerinde bile dakikada 20 ok atar. Düşünün bin kişilik bir okçunun karşısında yirmibin kişilik kılıçlı bir ordu var. Bin kişilik okçu birliği bir dakika içerisinde karşısındaki 20 bin kişilik düşman sayısı kadar ok atabilir. Hedefin ok menzilinden önce 100- 200 metrelik bir mesafesi var. Bu mesafeyi kat edilene kadar düşmana çok büyük hasar verir ve Türk birlikleri bunu her atıştan sonra geri çekilerek atış birliğini değiştirerek at üzerinde dörtnala koşarken yapıyordu. Bu düşman için son derece sinir bozucu ve usandırıcı bir taktiktir. Türk birlikleri kılıcını en son safhada çekerdi. Bu aşamada da Türk çeliğinin kaliteli oluşu ve at üzerinde kullandığı ucu eğri dayanıklı süvari kılıcı ile de oldukça etkiliydi. Avrupa kılıçlarının kalın ve gösterişli yapısına aldanmayın. Kılıçlarının bu şekilde büyük ve kalın olmasının sebebi kaliteli çelik üretemedikleri ve kılıçlarının kırılmasını önlemek içindi. Ağır, kullanışsız ve at üzerinde kullanmaya uygun değil.

HABERHAYAT: Yaptığınız işin tam olarak bir meslek olması ve devam ettirilmesi mümkün mü?

CENGİZ ÇETİN: Ben mümkün olduğunu pek düşünmüyorum. Çünkü hem el emeği ile yapılan meslekler artık bitiyor hem de bu işi yapabilmek için belli bir sürümün olması gerekiyor. Açıkçası öyle bir sürüm söz konusu değil. Daha çok özel sipariş üretiyorum.

HABERHAYAT: Şu anda bu mesleğin durumu ne?

CENGİZ ÇETİN: Türkiye’de şuanda fazlasıyla kılıç, tirkeş gibi geleneksel savaş malzemesi üreten kişi var fakat hepsinde bir seri üretim ve fabrikasyon olayı söz konusu. Bu ürünleri alın bakın hiçbir yerinde en ufak bir hata yok. Tamamen kusuruz. Model ve motif olarak benzese de asla hiçbir tarihsel ürünün örneği değil. Mesela gitmiş üzerine Ottoman yazmış ya da Göktürkçe Türk yazmış. Ayyıldız çizmiş. Tarihte böyle bir şey yok. Her döneme ait motifler var. Tarihte olduğu gibi gerçek bir örnekte, el emeği de değil. Yani yaptığımız iş, ürettiğimiz şey aynı gibi görünse de tam olarak aynı mesleği yaptığımız söylenemez.

 

HABERHAYAT: Tarihsel ekipman konusunda bilgi açısından eksiklikler var mı?

CENGİZ ÇETİN: Hem de çok. Kimse tarihsel bir şeylerin peşinde değil. Birisi çıkıyor kendi hayal gücüyle bir şey yapıyor sonra herkes sanki bu gerçekmiş böyle bir şey varmış gibi gidip aynısını üretiyor. Hangi malzemenin ne işe yaradığını bilmeyenler bile var. Bir Malazgirt kutlaması yapılmıştı. Savaşçının bacağına taktığı özel korumasını koluna takmışlar. Dizine taktığı diz korumasını omzuna takmışlar. Zırhın arkasını önüne getirmişler. Beline de Osmanlı’nın 16. Yüzyılda kullandığı tarzda bir kılıç takmışlar ki Malazgirt savaşı 26 Ağustos 1071 tarihinde Büyük Selçuklu devleti dönemidir. Bu aksesuarları giyen savaşçı Sultan Alparslan’mış. Benim gibi sıradan bir adam bile bu tarz hatalar yapma hakkına sahip olamayıp az çok bunları biliyor ve dikkat ediyor. Ama ülkemizde bu işin öncü kurumları geleneksel bir gösteride böyle hatalar yapıyor. Bazen aklım gerçekten almıyor. Bir iş yaparken hakkını vermek ve en az hatayla aktarabilmek lazım.

HABERHAYAT: Atölyeniz ve mesleğinizle ilgili geleceğe yönelik amacınız nedir?

CENGİZ ÇETİN: Bir hayali gerçekleştiriyorum. Tamamen orjinali gibi olan ürünler üretip buradaki atölyemde okçulukla uğraşan gençlerin veya farklı bölümlerden üniversite öğrencilerinin geleceği burada zaman zaman Orta Asya, Kerkük, Bosna günleri gibi günler düzenleyebileceği bu meslek ve tarih üzerine sohbet edebileceği bir ortam oluşturmak istiyorum. Belki bu gençler içerisinden bu mesleği sevecek olan öğrenmek isteyecek olan birileri olacaktır. Bu mesleği benim yaptığım şekliyle yeni nesile aktarabilmek isterim. Bütün arzum ve amacım bu kültür mirası taşıyıcılığını sürdürebilmek ve gelecek nesillere aktarabilmek.

HABERHAYAT: Müzelerde yer alan tarihi ürünlerinde birçoğu el işçiliği olduğu için aralarında farklılıklar vardır. Siz bunun aynısını yapmak isterken nasıl davranıyorsunuz?

CENGİZ ÇETİN: Ben müzedeki ürünün birebir aynısını üretmeye çalıştığım için hataya bile uyuyorum. Mesela ürünün tabanında dikişinde eğrilik varsa bende eğri yapıyorum. Ama bunu yapmadan önce müşterimi uyarıyorum. Bakın orjinali bu şekilde benim hatalı yaptığımı düşünmenizi istemem, aynısı mı yapayım yoksa bu hatayı düzgün şekilde mi yapayım diye soruyorum. Müze takip eden insanlar bu hataları istiyor ve kabul ediyor. Ama etmeyen insanlar fabrikasyon ürünlere alışmış olan insanlar tamamen hatasız ürün istiyor.

HABERHAYAT: Tarih dizilerinde kullanılan ekipmenlar konusunda ne düşünüyorsunuz. Size göre izleyenler üzerindeki etkileri nasıl?

CENGİZ ÇETİN: Bana göre diziler oldukça yetersiz bilgi ile ve özensiz çekiliyor. Aksesuar açısından ne bulursalar onu kullanıyorlar. Özellikle Ertuğrul dizisinde kullanılan aksesuarların neredeyse hiçbiri o döneme ait değil. Ayrıca savaş sahneleri da tamamen eksik ve yanlış. Ben dizilerde at üzerinde ok atan Türk göremiyorum. Başrol oyuncularının önüne geçmesin diye at üzerinde ok atabilen gençlerimize bu dizilerde yer vermiyorlar. Gök Tengri ifadesi kötü bir şeymiş gibi gösteriliyor. Bu bizim tarihsel gerçekliğimiz. Ama diziler bu gerçekliklerden fazlasıyla uzak durumda. Ayrıca dizilerde o kadar fazla içimizdeki hain olgusu var ki sanki bütün Türkler hainmiş de sadece üç beş Türk kahramanmış gibi gösteriliyor.

 

HABERHAYAT: Geleneksel savaş ekipmanlarında kullanılan farklı ve dikkat çekici özellikler var mı?

CENGİZ ÇETİN: O zamanlar hayatta kalmanın yolu bu olduğu için savaş aletlerini geliştirebilmek ve daha dayanıklı hale getirebilmek için neredeyse bugünün bilgileriyle elde edilebilecek bilgileri M:Ö 3000 yıllarında kullanılan aletlerde bile görebilirsiniz. Benim için en dikkat çekici özellikleri bunlar. Mesela yayların sağlamlaştırmak için hayvanların aşil tendomunu ve boynuzlarını işleyerek kullanmışlar. Bugün bile birçok kişinin bilemeyeceği bu bilgiye nasıl ulaşmışlar inanılır gibi değil. Savaş ekipmanlarını o döneme göre ne kadar sağlam olabilecekse o kadar kullanışlı ve sağlam yapmışlar.

HABERHAYAT: Bu keyifli sohbet için ve bu kültürel mirası yaşatmaya devam ettiğiniz için size teşekkür ederiz.

CENGİZ ÇETİN: Yaptığım işe değer verdiğiniz ve burada olduğunuz için ben teşekkür ederim. Atölyem her zaman herkese açık. Özellikle burada kültürel miraslarımızın yaşatılabilmesi adına bulunmak isteyen herkesi çaya ve sohbete beklerim.

 

 

 

You may also like...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir