ÇOCUK TİYATROSUNA ADANMIŞ BİR ÖMÜR FATOŞ İPEKDAL ÖZBENLİ

Share

Fatoş İpekdal Özbenli… Karadeniz Bölgesi’nde Çocuk Tiyatrosu yönetmeni tek kadın! İşine tutku derecesinde bağlı olan Samsunlu sanatçı, azimle nelerin başarılabileceğinin canlı örneği…

Yakın zaman önce Anadolu Tiyatro Ödülleri’nde ’Çocuk Tiyatrosu Emek Başarı Ödülü’’nün sahibi olan Tiyatro Küçükeller Genel Sanat Yönetmeni Fatoş İpekdal Özbenli, çalışan kadın olmayı ve çocuk tiyatrosunu HaberHayat Dergisi’ne anlattı.

Röportaj/Fotoğraf: Yasir BABA

 

HABERHAYAT: Kendinizi tanıtır mısınız?

FATOŞ İPEKDAL ÖZBENLİ: Elbette… 1972 yılı Samsun doğumluyum. İlk, orta ve lise öğrenimimi Samsun’da, yükseköğrenimimi ise Aydın’da tamamladım. Samsun Çocuk Tiyatrosu Tiyatro Küçükeller’in kurucusuyum. Evliyim, çocukluk ve gençlik yılları Ankara’da geçen, benden daha çok tiyatro oyunu izlemesi sebebiyle kimi zaman kıskandığım ve fakat birçok özelliğiyle hayatıma değer katan Taner, çok sevdiğim oğlum Güney ve çok sevdiğim kızım Güneş ile birlikte dört kişilik aileyiz. Yine başka bir sürü çocuklarım var çok sevdiğim, Tiyatro Küçükeller sayesinde tanıdığım, içinde sevinçleri, mutluluk kahkahalarını, hüznü, heyecanı, barındıran hayata dair öyküleri paylaştığım güzel çocuklarım…

HABERHAYAT: Kaç yıldır tiyatro İle uğraşıyorsunuz, nasıl başladınız?

FATOŞ İPEKDAL ÖZBENLİ: Kimi kesintiye uğradığı zamanlar hariç yaklaşık 25 yıldır tiyatronun içindeyim. Seksenli yılların sonuna doğru çok meraklı seyircisi olduğum Tiyatro’yla ilk temasım, biletlerini elden satmakla başladı. O zamanlar Samsun’a yılda bir-iki kez Ankara Sanat Tiyatrosu, Ankara Birlik Tiyatrosu, Dostlar Tiyatrosu ekipleri gelirdi. Sivil Toplum Örgütleri, sendikalar karşılardı onların biletlerini. Çocukluk ve gençlik arası bir dönemimdi o yıllar… Destek olmak için 20-30 bilet alıp öğretmenlerimize satardık. Biz de ücretsiz girip izlerdik. O zamanının koca Konak Sineması tıklım tıklım dolardı.

Büyük alışveriş merkezlerinin açılmasıyla maalesef önce gişeleri kapandı, sonrasında da yıkıldılar. Çocukluğu ve gençliği Samsun’da geçmiş biri için, Oda Tiyatrosu, Konak ve Zafer sinemalarının yıkıldığını görmek çok hüzün verici. O kadar çok anımızı da alıp götürdü ki bizden.

Doksanların başında artık izlemek yetmiyordu… O büyülendiğim üretimin içinde ‘’sahnede’’ olmak istiyordum, ama nasıl? Çünkü çok korkuyordum sahneye çıkmaktan, yanlış yapmaktan… Öyle çok dışa dönük bir yapım yoktu aksine utangaçlıktan kimi zaman yüzü kızaran içine kapanık biri olduğumu bile söyleyebilirim. Çekinikliğimden özellikle söz etmek istedim, emsal teşkil etsin diye… Varsa çok isteyip de korkan; korkmayın. Bunu demek çok basit olur elbette fakat korkunuzla ve heyecanınızla deneyin derim, fırsat tanıyın kendinize…  İnanın o heyecan asıl sahnenin güzelliği…

1991’in 25 Mart’ı hayatımın en değerlisini canım babamı kaybettiğim kara yıl… Çok zorlandım. Babasını bir daha göremeyeceğini, onunla konuşamayacağını, ona dokunamayacağını bilen her çocuk gibi çok zorlandım. Zorlu da olsa hayat devam ediyordu. 45 yaşında kaybettiğim canım babam “Osman İpekdal”… Kızı olmaktan her zaman gurur duyduğum…

Yaklaşık 9 ay sonra 10 Aralık Dünya İnsan Hakları günü dolayısıyla sevgili Yılmaz Demiral tarafından derlenen “Sevmeyeceğiniz Bir Öykü” adlı Tiyatro oyunundaki, Yılmaz abinin bana zorla verdiği roldü sahneye ilk çıktığım an… Öyle ki; 800 kişilik Konak Sineması koltuklarında bir koltuk bile boş değildi. Yani 1600 çift göz senin üzerinde… Amanın, her şeyleri bırakıp kaçasım geldi o an… Benim sahnede ne işim var dediğim, bu insanlar bana neden bakıyor acaba, ben kimim, nasıl yani? Aklımda deli sorularla yabancılaştığım anlar. Bir taraftan da hiç hatasız oyunu yürütüyordum, nasıl bir mucizeydi yaşadığım? Acaba aklımdan geçen deli soruları seyirci anlıyor muydu? Neyse ki tüm bu karmaşalar içinde nasıl güzel olduğunu anlayamadığım ayakta alkışlanan bir oyundu ilk oyunum. ’İyi ki’lerim arasında… Ve ilk alkışımı aldığım an, son düğüm atılmıştı tiyatro hayatıma dair. Ve cebren, ilk sahne tozunu yuttum.

Bir yıl süren Konservatuvar dönemi… Sonra yükseköğrenim dönemi ve Özel Tiyatrolar… Tiyatro dönemi en sevdiğim “İçinden Tramvay Geçen Şarkı”  olmak üzere birçok yetişkin ve çocuk oyunlarında rol aldım. Sonra Samsun Sanat Tiyatrosu uzun soluklu turneler, içinde yurt dışı da olan… Sevgili Kemalettin Akgün ve Yaşar Gündem kattıklarınız için teşekkürler… Ve çocuk tiyatrosuna dair bir şeylerin yolunda gitmediğini keşfettiğim zamanlarım 2000li yılların başı.

 

 

 

 

 

 

 

HABERHAYAT: Siz özel olarak çocuk tiyatroları hazırlıyorsunuz. Kendinize tematik bir çalışma alanı belirlemişsiniz. Çocuk tiyatrosunun bildiğim tiyatrodan farklarını bizlerle paylaşır mısınız?

FATOŞ İPEKDAL ÖZBENLİ: Evet. Tüm bu serüvenim sonucu, asıl aradığımın çocuk tiyatrosu olduğunu gördüm ve 11 Aralık 2007’de Tiyatro Küçükeller’i kurdum… Kuklaydı düşlediğim. Ve düşümün peşinden koştum, ailemin de desteğiyle. Çünkü artık evliydim ve bir çocuğum vardı, öyle kolay değildi eskisi gibi bir şeyler. Sorumluluklarım vardı kendi çocuğuma dair. Kukla için eşimle birlikte düştük yollara… İstanbul tabii ana merkez. Bir haftalık yoğun bir atölye çalışmasından sonra ilk oyunum Bremen Mızıkacıları, kendi yaptığımız kuklalarımızla sahnedeydi. Ankara Üniversitesi DTCF Müzik bölümü öğretim üyesi tiyatro müzikleri yapan sevgili Yrd. Dç. Nedim Yıldız yaptı oyunumuz müziklerini. Sonrası, ‘Her zaman daha iyisi vardır’ düşüncesiyle her yeni oyunumun bir öncesinden daha iyi olması yönünde araştırmaya, geliştirmeye, dönüştürmeye kararlıydım. Ve öyle de oldu…

Çocuklar yetişkinler gibi izleyici olamazlar, ancak kendilerine ilginç gelen, merak uyandıran, heyecan veren konuları izlerler. Dahası etkinliğe aktif olarak katılmak isterler. Bundan dolayıdır ki; çocuk kendisine hitap etmeyen, yeterince özenle hazırlanmamış oyunlarda oyundan kopar ve yanındaki arkadaşlarıyla kendi oyununu kurar. Bu davranışında gayet haklıdır ve de hakkıdır. Tam da burada çocuklara yıllardır söylemekten bıkılmayan ‘’Çocuklar siz tiyatro nasıl izlenir biliyor musunuz ?’’ Uyarısı yapılır hiç hoşlanmadığım ’’Oysaki asıl sorun çocuğun konuşması değil, neden konuştuğudur?  Ben yıllar önce bu soruyu sorarak kurdum Küçükeller’i…  Çocukların bu davranışı, sahnedeki oyunculara yetersizsiniz protestosudur aslında! Tabii anlayana… Oyunculuk, dekor, kostüm, seçilen müzikler, seçilen konu ve doğru yaş grubu her biri ayrı ayrı önemlidir çocuk tiyatrosunda.

Doğumda bir bebeğin mikrop kapmamasına nasıl dikkat ediliyor,  çocuk hastalıklara karşı nasıl korunuyorsa, büyümesini engelleyecek ağır işlerde çalıştırılması nasıl yasaklanıyor, yapacağı sporun niteliği nasıl yaşına göre saptanıyorsa, çocuklar için tiyatro yapım ve sahneleme aşamaları da aynı ölçüde titizlikle yapılması, ruhsal gelişimleri dikkate alınarak sahnelenmesi gerekir.

Çocuk seyirci samimidir, dürüsttür, hoşlanmadığı oyuna tepkisini o an verir. Fakat yetişkin oyunlarında maalesef ayıp olmasın diye kalkıp gidilemez, ayıp olmasın diye alkışlanır, ayıp olmasın diye tebrik edilir. Ama çocuklar beğendikleri oyun sonunda öyle yürekten alkışlarlar ki. Gerçekten beğendiler mi acaba sorusu aklınıza bile gelmez.

HABERHAYAT: Mart ayı içerisinde kadınlar günü de bulunuyor. Çalışan bir kadın, güzel işler başarmış bir kadın olarak Türk toplumunda kadın olmayı nasıl değerlendiriyorsunuz?

FATOŞ İPEKDAL ÖZBENLİ: Evet. Başta insan hakları olmak üzere, tüm hakların dışında tutulmaya çalışılan kadınlar,  ‘insanoğlu’ kavramıyla yok sayılmıştır. Oysaki doğuran kadın, pişiren kadın, paylaştıran kadın, toplayan temizleyen kadın, hasta bakan/yaşlı bakan kadın, her şeyi zamanında yetiştiren kadın, onaran-koruyan kadın, evde/tarlada emek veren kadın, biriktiren yine kadın…

Karar veren erkek!  Bilmem başka söze gerek var mı? Eşitlikçi, özgürlükçü ve barış içinde, kadınların yaşam haklarının ellerinden alınmadığı, çocukların güldüğü bir dünya umuduyla hepimizin 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günümüz kutlu olsun…

 

HABERHAYAT: Sahnelediğiniz oyunlardan bahsedebilir misiniz? Oyunlarınıza ilgi nasıl?

FATOŞ İPEKDAL ÖZBENLİ: 2007 yılından bu güne 22 farklı oyun sahneledik. Küçükeller olarak çok çabaladık, ilk beş yıl çalmadık kapı bırakmadık. Oyunlarımıza gelenler başkalarına söyledi… Onlar diğerlerine… İdareciler aramaya başladı; “Sizin oyunlarınızı çocuklar ve öğretmenler çok beğeniyor okulumuzda oynar mısınız?” diye… Sömestr tatilinde oynadığımız salonlar dolup taştı her seans. Halk sağlığı Merkezi Yöneticileri, Obezite ve Hareket ve atık yağların geri dönüşümü projelerini bizimle yapmayı tercih etti. TRT 2 ve TRT Çocuk kanallarında haber olarak geçti oyunlarımız… Ne mutlu bize ki; bugünleri gördük. Şimdi veliler arıyor; “Yeni oyununuz ne zaman çıkacak diye?” Sanırım oyunlarımıza ilgi iyi.

HABERHAYAT: Ödül aldığınızı biliyoruz, okurlarımız için aldığınız ödülden bahseder misiniz?

FATOŞ İPEKDAL ÖZBENLİ: Anadolu Tiyatro Ödülleri ‘’Çocuk Tiyatrosu Emek Başarı Ödülü’’ yıllardır çocuklar için yaptığım Tiyatro çalışmalarıma gönülden verdiğim emeğimi görüp, bu güzel ödülle Taçlandıran Tiyatro Gazetesi seçici kurulunun özel davetiyle İstanbul’a gidip ödülümü aldım. İstanbul Şişli Sahnesi’nde Türkiye’nin her yerinden kadınlar vardı. Fakat Çocuk Tiyatrosu olarak sadece ben çıktım sahneye, üstelik ödülümü de bir çocuğun küçük ellerinden aldım. O an öyle sıcak bir andı ki, başkası yaşasa kıskanırdım herhalde…

 

 

 

 

 

 

 

 

 

HABERHAYAT: Yakın zamanda sizi de yakından ilgilendiren 2 özel gün var; “20 Mart Dünya Çocuk ve Gençlik tiyatroları Günü’’ ve ‘’27 Mart Dünya Tiyatrolar Günü’’ Nasıl değerlendireceksiniz bu günleri?

FATOŞ İPEKDAL ÖZBENLİ: Türkiye’de nitelikli çocuk ve gençlik tiyatrosunun gelişimine büyük katkılar vermiş Ayşe Selen’i rahmetle ve özlemle anıyorum. Ve hazırlamış olduğu bildiriyi paylaşmak istiyorum izninizle…

20 Mart 2018 Dünya Çocuk ve Gençlik Tiyatrosu Günü Ulusal Bildirisi

Merhaba! İçindeki yetişkinle yaşayan çocuklar; merhaba!

Yetişkinleri tiyatroya götürün, tutun elinden her birinin, götürün tiyatroya. Sahnede izlediğiniz oyunun seyirlik bir oyun olup olmadığını bilirsiniz siz, anlarsınız. Yetişkinlere de öğretin, anlatın…

İçindeki çocukla yaşayan yetişkinler; merhaba!

Sizi tiyatroya götüren çocuklara ayak uydurun, kendinizi onların rehberliğine bırakın, onların dediklerine kulak verin.

İçindeki yarım çocuk yarım yetişkinle yaşayan gençler; merhaba! Ne yazık, sizler için o kadar az şey yapılıyor ya da yapılabiliyor ki, bir an önce yaş almaya bakın…

Çocuklara ve/veya gençlere tiyatro yapan arkadaşlar; merhaba!        

Vicdanınızın sesini dinleyin, öyle tiyatro oyunları oynayın, öyle tiyatro oyunları üretin ki, bunların seyri, sefa isteyenlere neşe; hakikati görmek isteyenlere ise ibret versin.

Alfred Jarry, genç yaşta yazdıklarıyla yetişkinlerin dünyasını sarsan bir yazar. Onun “Zincire Vurulmuş Übü” adlı oyununda yer alan bir cümle var: “(…) görüyoruz ki küçük çocukları güldüren şeyin, büyük insanları korkutma tehlikesi var.(…)”

Mizah, üzerinde yaşadığımız topraklarda başımıza gelenlerin üstesinden gelebilmemiz için güçlü bir araç. Gülümseme ve gülme her insana yaraşan bir ifade.

Gülümsemeniz eksik olmasın yüzünüzden.

 Ayşe Selen

Teşekkürler Sevgili Ayşe Selen. Çocuk tiyatrosuna kattıkların için, nitelikli çocuk tiyatrosu yapma yolunu benimseyen bizleri, yaptığın çalışmalarla aydınlattığın için, sonsuz teşekkürler… Nitelikli tiyatro yapan, bu uğurda çalışan, araştıran, tüm tiyatro insanları hepimizin Tiyatro günü kutlu olsun.

HABERHAYAT: Türkiye’de tiyatronun güncel durumunu nasıl değerlendiriyorsunuz?

FATOŞ İPEKDAL ÖZBENLİ: Günümüzde tiyatro hareketli bir tartışma ortamına yol açıyor. Özellikle yeni sahne yorumları ve performanslar büyük tartışmaları da beraberinde getiriyor. ‘Oyun metnini yeniden okuma ne anlama geliyor, tiyatro oyun metnine ne kadar dokunulabilir, kültürler- ve disiplinler arası etkileşim nasıl gelişiyor?’ gibi sorular tiyatronun gündeminden hiç çıkmıyor. Akademik düzeyde de tiyatro bilim alanında çocuk tiyatrosu ve eğitimde tiyatrodan tiyatroda toplumsal cinsiyet vb. sorunlarına değin çeşitli güncel konuları irdeleyen araştırmalar yapılıyor. Yayıncılıkta tiyatro kitapları, özellikle de araştırmalar önemli bir yer tutuyor. Okullarda da amatör tiyatro çalışmaları giderek yaygınlaştığı gibi yaratıcı drama çalışmalarına da geniş çapta yer veriliyor.

Sonuçta, kısa bir geçmişi olan Türk Tiyatrosu’nun bugün gerek oyun yazarlığı ve sahne yorumu açısından, gerek inceleme ve araştırma alanında gerçekleri sorgulayan, karşı çıkan, eleştirel gizilgücünü daha yitirmemiş olduğunu söylemek sanırım çok iddialı olmayacaktır. Demokratikleşmenin sancılarını çeken tüm ülkelerde olduğu gibi Türkiye’de de tiyatro kolayca tüketiverilecek bir tüketim maddesi olarak yaşanmıyor. Bu nedenle izleyicisi de batı toplumlarındaki tüketim toplumu izleyicisinden farklı. Ancak tiyatro gelecekte bu gizilgücünü koruyabilecek mi, gelişerek yeşerebilecek mi, yoksa batı tiyatrosunda bugün gözlemlediğimiz çöküş eğiliminden giderek etkilenecek mi? Sanırım gelişmeleri şimdiden kestirme oldukça güç…

HABERHAYAT: Son olarak okuyucularımıza ne söylemek istersiniz?

FATOŞ İPEKDAL ÖZBENLİ: Çocuklarını tiyatroda sevinsinler. Yaşamanın, sevmenin dayanışmanın tadına varsınlar. Öğreneceklerse yaşamayı ve yaşatmayı, mutlu olmayı, mutlu etmeyi öğrensinler… İşte belki de sadece bu sebepten, Sanat’ın çocuksu haliyle yeni düşler peşinde koşmaya devam edeceğiz… Son olarak şunları da söylemek istiyorum; Birçok oyun oynadık… Her birinden yeni katkılar aldık, Bir ilmek daha attık; bizi sımsıcak sarsın diye… Her bir ilmeğe yeni öyküler astık… Ne güzel ettik… Mart ayı baktırır, Tiyatro alkışları alınır… Yaklaşık 1, 5 aydır yeni oyun ne zaman? Diye soran sevgili izleyicilerimiz. Sabırsızlıkla beklediğinizi biliyoruz… Biz sözümüzü tuttuk… Artık buluşma vakti… Yeni oyunumuz “SEVGİNİN GÜCÜ ” ile 12- 13 Mart Atakum Sanat Merkezi’nde,  14- 15 ve 22 Mart Gazi Sahnesi’nde ve  20- 26- 27 Martta Lovelet Sahnesi’nde olacağız.

You may also like...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir