DİLRUBA SAATÇİ “FİKRİYE VE LATİFE” İLE SAMSUN’U BÜYÜLEDİ!

Share

“Fikriye ve Latife: Mustafa Kemal’i Sevdim” adlı oyunun hem yazarı, hem de tek oyuncusu olan Dilruba Saatçi sergilediği performans ile izleyenleri adete büyüledi ve uzun süre ayakta alkışlandı.

Sahne öncesinde Haber Medya Grubu’nu ziyaret eden ve Haber Radyo’da Cumhur Kocaoğlu’na konuk olan başarılı tiyatro sanatçısı program sonrasında ise HaberHayat’ın sorularını yanıtladı.

 

DİLRUBA SAATÇİ KİMDİR?

Dilruba Saatçi, 15 Ekim 1972 tarihinde İstanbul‘da doğmuştur. Babası İsmet Nedim Saatçi, annesi Zeynep Saatçi’dir. Dilara Guay adında bir kız kardeşi vardır. 1981 yılında ailesi ile birlikte Almanya– Berlin‘e göç ettiler. Çocukluk ve gençlik yıllarında ilk sahne eğitimlerine başlayan Saatçi, Berlin Teknik Üniversitesi‘nde Felsefe ve Psikoloji Bölümü’nde bir süre eğitim alıp, yanı sıra Müzik Okulu’ndan 1992 yılında mezun oldu. Ardından Viyana‘ya giderek Müzik ve Görsel Sanatlar Yüksekokulu Müzikal Bölümü’nden 1995 yılında mezun olan Saatçi 2003 yılında Coaching Company Berlin Film ve Televizyon Oyunculuğu Okulu’nu bitirdi. Almanya ve Avusturya‘da bir taraftan birçok tiyatroda Oyuncu, Koreograf ve Eğitmen olarak görev alırken bir taraftan da birçok tiyatro eseri ve müzikal yazıp sahneledi.

 

HABERHAYAT: Hoş geldiniz Dilruba Hanım. Sanatın birçok alanında varsınız. Bu sanatçı kişiliğiniz nasıl gelişti ve tiyatroya nasıl başladınız?

DİLRUBA SAATÇİ: Çocukken, yetişkin yaşta ki insanların davranışlarından korktuğum, onlardan çekindiğim ve kendilerine güvenmediğimden kendime bir dünya kurmaya karar verdiğim anı hatırlıyorum. Kurallarını kendim belirlediğim, istediğim zaman içinden çıktığım ve girdiğim. Güzel denilen insanları çirkin, çirkin denilen insanları güzel buldum.  Akıllı dediler, ben aptal olduklarını düşündüm. Aptal dediklerini ise, ilginç ve merak edilesi. Bu uyuşmazlıklar aldı elini gitti.  Neden sorusuna cevap vermediler, veremediler yetişkin yaşta ki insanlar. Sıkıcı buldum çoğunluğunu. Sahte hissettim birçoğunu ve çok üşüdüm.   Yaratmalıydım, bir şeyler yapmalıydım. Aksi takdirde saldırgan ve depresif bir çocuk ardından ergen kalmaya devam edecek ve hayatım yaşanılmaz halde kalacaktı. Verilmesi gerek bir savaş bekliyordu sanki.  Gittikçe büyüyen bir kartopunu nasıl durdurabilirdim? Sanatla!

Resim çizerek, boyayarak, dans ederek, okuyarak, canlandırarak…  Ama yeni bir şeyler yapmalıydım. İlkleri. Buluşlarda bulunmalıydım.  Cesaretli olmalıydım. Yapmazsam, yazmazsam, can vermezsem ölürüm dedim kendime ve hala demekteyim.

 

HABERHAYAT: Tiyatronun hayatınızdaki yeri ve önemini nasıl, tarif edersiniz?

DİLRUBA SAATÇİ: Tiyatro benim hayatımın odak noktası. Hikayeler yaratmayı ve anlatmayı görev bildim. Kendimi güvencede hissettiğin alandır yaratma sürecim, ardından gelen ekibi kurmak ve yönetmek. İzleyici ile paylaşmak ise, beraber özenle hazırlanmış yemek ve sofra gibi.  Çok sık yemek yapmam. Sofra da kurmam. İçimden geldikçe. Az ve öz olsun isterim.  Hazmetmek zaman gerektirir.

HABERHAYAT: ‘’Fikriye ve Latife Mustafa Kemal’i Sevdim’’ bu oyunu yazmaya nasıl karar verdiniz?

DİLRUBA SAATÇİ:  Ben vermedim.  Bir şey itiverdi. Ben de izin verdim. O kadar.  Tüm yazdığım, yönetmenliğini yaptığım veya verdiğim dersler gibi.  Hiç birini ‘’ben’’ yapmıyor.  ‘’O’’ yapan kimse, neyse bulunca ben de soracağım bu soruyu. Henüz karşılaşmadık.

 

HABERHAYAT: Oyunu yazarken araştırma süreci sizin için nasıl geçti. İstediğiniz bilgilere kolay ulaşabildiniz mi?

DİLRUBA SAATÇİ: Sene 2004. Berlin. Türkçem yok sayılacak kadar. Türkiye’ye, doğduğum şehre yaklaşık 10 sene gitmedim. Bir ‘şey’ beni Berlin’de bir kütüphaneye itti. Türkçe kitapların arasında buldum kendimi.  İki kitap ve resimleri beni aldı bir yerlere götürdü. Yolda ağlamaya başladım. Sinirlendim kendime. Ne olduğunu anlamadım. Sanki kontrol benden çıkmıştı. Okudukça sinirlendim, ağladım, bağırdım, güldüm.  Müziği açtım dans ettim odada, ardından tepindim.  Yazmaya başladım delirmişçesine. Çevreme anlattım. Sen kim oluyorsun da yazıyorsun bu konu hakkında dedi biri. Diğeri ne haddine, bir başkası tabu diye haykırdı. Sesler yükseldi. Çoğaldı. Burnumdan kanlar geliyordu, yazarken sonra provalarda. Pes etmek üzereydim. Annem ,‘’Sakın! Devam et ‘’Dedi. Ardından bir rüya ve onay.  Sıkıntı ve dinmeyen baş ağrısı. Yine biri itti. Bu sefer çok güçlü. Yazmaya devam ettim.

İki kitap: Mustafa Kemal ile 1000 Gün – Nezihe Araz  ve Gazi ile Fikriye – Hıfzı Topuz. Minettarım.

 

HABERHAYAT: Bu oyuna benzer yeni oyunlar yazma düşünceniz var mı? Varsa konu ne olabilir?

DİLRUBA SAATÇİ: Asla! İlk çocuğuma benzer ikinci çocuk yapmak gibi bir düşünce olabilir mi? Hepsi farklı, hepsi özel, hepsi bireydir ve hiç biri diğerine benzemez.  Benzememeli. Bu soru ne kadar gaddar ve korkutucu!

Geçmişte sahne almış ve sahne almakta farklı oyunlarım var. Üzerinde çalıştığım yeni oyunum var. Bir Euripides / Medea uyarlaması ve bu uyarlamaya yine olmaz diyenler çoğunlukta. Artık alıştım bu tip reaksiyonlara. İnsanlar alışamadı düşüncelerime. Şükür.

HABERHAYAT: Samsun’u nasıl buldunuz? Nasıl geri dönüşler aldınız?

DİLRUBA SAATÇİ: ‘’Ne işim var benim İstanbul’da!’’ Diye haykırttı Samsun.  Dönmek istemedim birden.  Güvencede hissettim kendimi. Ne de olsa da babamın doğduğu şehir.  Kendimi kabul edilmiş hissetmem garip olmasa gerek.  Şu an bile özlüyorum.

Nasıl mı geri döndüler? Sanki ben geri döndüm ve onlar kucak açtılar. Kucak açtılar ve sımsıkı sarıldılar. Özden, derinden. Sanki hala sarılıyorlar, tutuyorlar elimden.

 

HABERHAYAT: 19 Mayıs 1919’un 100. Yılı kutlamaları kapsamında sahne almak sizin için nasıl bir duygu oldu?

DİLRUBA SAATÇİ: Cumhuriyetimizin KAPTANI yön verdi. Üzerime düşen görevi uygulamaya geldim. Hizmetkârıyım,  sanat yoluyla verilmesi gereken Mücadelenin.  Orada olan herkes gibi. Slogan atan, alkışlayan, ağlayan, coşkuyla şarkı söyleyen, sokakları meşalelerle aydınlatan herkes gibi.  Bir parçası olmak ise, tarif edilemez bir duygu, muhtemelen çoğunluğun tam tarif edemediği, derinden minnet duyduğu gibi? Bilmiyorum. Yürüyorum…Yürüyorum.

 

HABERHAYAT: Oyunun bu kadar beğenilmesini neye bağlıyorsunuz?

DİLRUBA SAATÇİ: Saygıya.

HABERHAYAT: Ülkemizde tiyatroya verilen değer sizce yeterlimi, tiyatroda ne aşamadayız?

DİLRUBA SAATÇİ: Çoğunluk kendisine değer vermiyor.  Tiyatro neden ve nasıl bir aşamada olsun ki? İnsana insan olarak insanı anlatmaya çalışılan bir alanda, insanın insana değer vermediği toplulukta hangi aşamada olabilir ki? Kendime ve yarattıklarıma verdiğim değer veya değersizlik aşamasından sorumluyum. Kendi emeğime verdiğim saygı kadar insanlar saygı verir.

 

HABERHAYAT: İsteğimizi geri çevirmeyerek Haber Medya Grubu’nu ziyaret ettiğiniz için teşekkür ederiz. Biz sizi çok sevdik. Mutlaka tekrar bekliyoruz. Siz medya grubumuzu nasıl buldunuz?

DİLRUBA SAATÇİ: Aradığımı farkında olmadan buldum. Sıcaklığı, samimiyeti, güler yüzlülüğü, iyi niyeti.

Teşekkür ediyorum Haber Medya Grubu’na. Bilhassa Cumhur Kocaoğlu’na. Ortak bir dostumuzun da sayesinde, İhtiyacımı uzaklardan hissedip, harekete geçtiği için. Cesareti için.

Tüm okuyuculara, hemşerilerime … Sevgimle kalın.

You may also like...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir