ERKAM AYÇAM – GEZGİN KİTAP SİVAS DİVRİĞİ İLÇESİNDE…

ZAFER ŞEHRİ

Pontus Kralı Mitridat Divriği bozkırında Romalı Pompei ile çetin bir savaşa tutuştu ve kaybetti. Pompei savaşı kazanmanın sevinciyle şehre NİKOPOLİS yani zafer şehri adını verdi. Bu tarihten sonra varlığını günümüze kadar sürdüren Divriği, Anadolu’daki tüm uygarlıkların izlerini taşıyarak zengin bir kültürün mirasçısı oldu.

Evliya Çelebi ‘nin dilinden…

“Üstad… Bu camiye öyle emek sarf edip, kapı ve duvarları öyle nakş bukalemun eylemiş ki, methinde diller kısır, kalem kırıktır…”

Divriği Ulu cami ve Darüşşifa 1985 yılında UNESCO’ nun Türkiye’den 358 referans numarasıyla Dünya Mirasına kabul ettiği ilk mimari yapıdır.

1228’den itibaren Anadolu bozkırından tüm dünyayı sanatsal aydınlığıyla aydınlatmaya başlamış enteresan bir tablodur Divriği Ulu Cami. Mengücekoğulları hükümdarı Süleyman Şah’ın oğlu Ahmet Şah ve eşi Melike Nereden bilebilirdi ki yaptırdıkları şaheserin bir dünya mirası olabileceğini?

“Baş mimar Ahlatlı Hürrem şah ve ekibinde ki diğer ustalar 15 yılda tamamlayarak Divriği’nin boynuna bir gerdanlık gibi asmıştır Divriği Ulu cami ve Darüşşifa’sını.

Divriği Ulu cami ve Darüşşifa güzelliğinin yanı sıra Anadolu’nun sayılı müzik ve su sesiyle tedavi yapılan şifa merkezlerinden birisi idi.

Öyle muazzam bir teknikle yapılmıştı ki deprem olması olasılığı bile göz ardı edilmemişti. Binanın dengede durup durmadığını belirlemek için dönen bir kolonun 1938 depremine kadar döndüğü, depremden sonra mekanizmasının kırıldığı ve içine kilitlendiği söylenmektedir.

4 kapı!  Şifahane Taç kapısı, Kuzey Taç Kapı, Batı Taç Kapı ve Şah Mahfili Taç Kapısı. Her biri birbirinden farklı eşsiz bezemelerle göz kamaştıran bir mimarlık ve mühendislik harikası 4 kapı!

Taş işleme sanatının en nadide eserlerini oluşturan yapıyı diğer eserlerden ayıran bir başka özellik de taşın içerisine taş yerleştirilmiş olmasıdır.

Bu şaheser kapıları izlediğiniz de kendinize bir taş ancak bu kadar işlenebilir diyorsunuz. O günün teknik bilgi, araç ve gereçleri ile bu eserlerin nasıl yapıldığı sorusu insanın zihnini zorluyor. Tam da bu noktada hayranlık uyandıran farklı desenler incelendiğinde şekil ve mana ilişkisi kendini belli ediyor.

Örneğin cami içinde ki mihrapta ki süslemelerde göz hizasından sonra başlayan desenlerde kalp ilk katta boş olarak simgelenmiş, ikinci katta kalpler dolu olarak desenlenerek kalbin mana ve iman ile dolup bir başka kata terfi edişini, 3 kademede ise insanın mana ve iman ile dolup olgunluk ferahlık katına erişini simgeleyen birçok şifreli bezemeler kendini göstermiştir.

Şifreler silsilesi sadece bezeme, desen ve nakışlarda değildir. Batı kapısında ikindi vaktinde beliren silüette , ellerini kavuşturmuş ve ayakta namaz kılan bir erkek gölgesi insanı adeta büyülüyor.

O gölgeyi gördüğünüzde aklınızda sorular yumağı düğümleniyor. Şu sonuca varıyorsunuz. Bu yapıyı inşa eden zanaatkâr sadece mimaride değil, ışık ve gölge konusunda da muazzam bir deha. Dünya sinemayı keşfetmeden Anadolu’da bir usta ilk gölge oyununu tüm insanlığa Divriği’den armağan etmiştir.

Caminin tavanından ana gövdesine kadar tüm yükü bu taşların 8 asırdır nasıl taşıyabildiğini sorgulayın, sanatsal içerik taşıyan minber, Darüşşifa’da yer alan havuz, ses akustiği, kubbeler, kapılar ve hemen yanı başında düşman caydıran kale ve kalenin üzerinden Divriği’ye baktığınızda ki hazla, kalenin hemen arka tarafında yer alan eşsiz kanyon ve dağ manzarası, sizi peşine takar ve sürükler. Uçma hissi kaplar bedeninizi.

Önce Divriği Ulu cami ve darüşşifasını izlersiniz, ardından kanyon boyu gezinirsiniz, hemen aşağıda birbirini kovalayan ve ırmak boyunca devam eden tren raylarını kat ettikten sonra dinlenmek için Tarihi Divriği ev ve konaklarında yorgunluğunuzdan arınırsınız.

Her biri sanat şaheseri olan bu Türk evleri gerek tavan işleme ve süsleme detayları, kapı kolları, tokmakları ve bağlantı detaylarıyla bu günün beton kozalarının aslında bizi nasıl hapis ettiğini anlamaya başlarsınız.

Evlere dışarıdan baktığınızda bu yaşam mekânlarının nefes alan ve nefes veren yapılar olduğunu, yapımında kullanılan malzemelerin tamamen doğal malzemelerden oluştuğunu görüyorsunuz.

Divriği sokaklarında hemen her sokakta karşılaştığınız kerpiç evler bir konak edasıyla karşınızda bir tablo gibi sizi kendilerine hayran bırakıyor.

Sivas’tan çıkıp uzunca ve dolambaçlı yollardan Divriği’ye geldiğinizde sizi karşılayan bu eşsiz manzaralar albümü tüm yorgunluğunuzu alıyor. Kent merkeziyle sınırlı kalmayan bu harikalar silsilesi Divriği’nin köylerinde, dağlarında, havasında, suyunda ve misafirperver insanlarında bol bol mevcut.

Divriği;

Sivas’ın boynunda ki kolye.

ÖLMEDEN ÖNCE MUTLAKA GÖRÜLMESİ GEREKEN KENT.

Beğene bileceğinizi düşündüklerimiz...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir