FARKLILIKLARI KABULLENMEK YA DA KABULLENMEMEK

Bir an düşünün dostlar… Çevremizdeki insanların hepsi aynı şeyleri düşünüyor, aynı şeyleri konuşuyor. Hoşlandığımız ya da nefret ettiğimiz şeyler hep aynı… Ortaya bir sorun çıktığı zaman herkes hep birlikte aynı çözüm yolunu öneriyor. Gelecek hakkında herkes aynı beklentilere sahip. Tüm öğrenciler aynı kavrama düzeyine sahip. Aynı öğrenme stilleri ile öğreniyorlar. Okulda tüm öğretmenlerin kullandığı strateji ve yöntemler aynı. Sınavlarda hepsi aynı matbu cevapları yazıp, aynı notları alıyorlar. İşyerlerinde, yollarda, marketlerde, eğlence yerlerinde kısaca her yerde herkes ve her şey birbirinin aynı…

Böyle bir dünyada yaşamak ister miydiniz? Bana sorarsanız; ben “Kesinlikle hayır” derim. Aslında böyle bir dünya da yok zaten… Şimdiye kadar olmadı, umarım bundan sonra da olmaz. Yaşadığımız bu dünyada her birey bir başkasından farklı. Farklı düşünüyor, farklı konuşuyor, farklı tepki gösteriyor, farklı üretiyor, farklı yaşıyor. Dünyayı monotonluktan kurtarıp, yaşanılır duruma getiren, insanı diğer canlılardan ayıran ve onu yücelten de zaten bu farklılıklar aslında.
Peki, biz bu gerçeğin, gerçekten farkında mıyız? Ne yazık ki; çoğu zaman değiliz. Bazen edindiğimiz yanlış deneyimlerin etkisiyle, bazen düşünmeden tepki vererek ve çoğu zaman da duygularımızın aklımızın önüne geçmesini engelleyemediğimiz için; bu gerçeği çoğunlukla göz ardı ediyoruz. Herkesin bizim gibi düşünmesini, bizim gibi tepki göstermesini, bizim gibi hareket etmesini bekliyoruz. Bu olmayınca da çoğunlukla ya içimize kapanıyoruz ya da tepkimizin dozunu artırarak karşımızdakini baskı altına alıyoruz. Sonuçta, ya kendi kendimizle ya da birlikte yaşadığımız insanlarla anlaşmazlığa düşüyoruz. Hatta daha da ileri gidip kavga edebiliyoruz.

Çocuklarımıza da yapıyoruz bunu ve bu yolla onlara da öğretiyoruz. Sınıftaki en çalışkan arkadaşı gibi olmasını bekliyoruz. Amcasının çocuğunu örnek gösteriyoruz. Komşu çocuğunu övüp duruyoruz onunla sohbet ederken… Kendisinin gibi davranmasının ona zarar vereceği mesajını iletiyoruz aslında. Ve çocuklarımız kendileri olmaktan korkarak eli-ayağına dolaşarak yaşamaya başlıyorlar. Tabi ki üst üstte de hata yapıyorlar. Kendileri ve ideal diye gösteriler insanlar arasında sıkışıp kalıyorlar. Hem kendimiz hem de çocuklarımız için hayatı çekilmez hale getiriyoruz.

O halde ne yapmalıyız da hayatı çekilmez duruma getiren yıkıcı çatışmalardan, anlaşmazlıklardan kendimizi korumalıyız? Bu konuda sihirli bir reçete var mı?

Yıkıcı çatışmalar ve anlaşmazlıklardan korunmanın sihirli bir reçetesi ne yazık ki bu güne kadar yazılmadı.  Ancak bununla birlikte bazı temel ilkelere uygun hareket edildiğinde farklılıkların, uzlaşma, dostluk, yaratıcılık ve sinerji ile sonuçlanmasının olanaklı olacağı birçok araştırma ile ortaya konuldu.

Farklılıklardan kavga değil de zenginlik yaratmanın ilk adımı, onu reddetmek yerine kabul etmektir. (Sanırım reddetmek kabul etmekten daha kolay geliyor insanlara) Bunu farklılıkların doğanın ve onun en güçlü varlığı olan insanın temel özelliği olduğunu, farklılıkları yok etmenin insanları yok etmek anlamına geleceğini, bunun da mümkün olmadığını aklımızdan çıkarmayarak başarabiliriz. Bu noktada bir başka gerçeği daha hatırlamak işimizi kolaylaştırabilecektir. O da; bireysel farklılıklar karşısında başkasından değil de kendimizden sorumlu olduğumuz, dolayısıyla başkalarını değil de kendimizi değiştirmeye çaba göstermemizin daha doğru olacağıdır.

Kendimizi kontrol edebilme, değiştirebilmenin en kolay yolu; kendimizi ve farklılıklar karşısındaki tutumumuzu tanımaya çalışmaktır. Ben kimim? Nelerden hoşlanıyorum? Nelerden hoşlanmıyorum? Başkalarıyla ortak yanlarım neler? Onlardan ayrılan yanlarım neler? Başkalarından farklı olduğum konularla onlarla nasıl etkileşim içinde oluyorum? Farklı görüş ve düşünceler karşısında nasıl davranış gösteriyorum? Bu davranışlarımla hangi sonuçlara ulaşıyorum? Ulaştığım sonuçlar beni ne kadar mutlu ediyor? Karşımdaki insanı ne kadar mutlu ediyor? Beni ve çevremdekileri ne kadar rahatsız ediyor? Bu güne kadar farklılıklar karşısında gösterdiğim tutumların sonuçları neler oldu? vb. gibi soruları cevaplandırarak bunu başarabiliriz. Kendimizi ve farklılıklar karşısındaki tutumumuzu bilmemiz, bizi çoğu zaman farkında olmadan gösterdiğimiz yanlış ve ani tepkilerden koruyarak, farklılıklar karşısında daha akılcı davranmamıza yardım edecektir. Bu da farklılıklarla dolu bir dünyada mutlu olmayı başarabilmemizi kolaylaştıracaktır.

Eğer, evde anne ve babalar; okullarda öğretmen ve yöneticiler; işyerinde iş görenler ve patronlar; maçlarda izleyici, yollarda sürücü kısaca insanlar olarak kavgasız yaşamak ve mutlu olmayı istiyorsak; önce insan olduğumuzu ve dolayısıyla farklı olduğumuzu kabullenmeliyiz… Bireysel farklılıklara hoşgörüyle yaklaşmalıyız… Sonra da kendimizi bilmeliyiz. Yoksa mutluluğun yazılmış bir reçetesi henüz ne yazık ki bulunamadı. Dostlukla…

 

Mine AKTAŞ – Psikolog

Beğene bileceğinizi düşündüklerimiz...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir