İlerlemenin Merkezinde Umut Vardır!

Belki hatırlarsınız 2009 yılında bir uçak Hudson nehrine inmişti. Bir an için düşünseniz birileri size Hudson nehrine inmek zorunda olduğunuzu söylüyor. Hayatınızın riskte olduğuna dair hiçbir şüphe yok. Ne düşünürdünüz?

Bence delice korkardınız ama içinizde bir “Acaba yeniden çocuğumu, eşimi, annemi/babamı görebilecek miyim?” sorusu olurdu. İçte bu soruya pozitif cevap veren yanımızdır umut. Yakın zamanda Pooh’nun Tao’su adlı Benjamin Hoff’a ait bir kitabın çevirmenliğini yaptım. Kitabı çok sevdiğim için herkesin okumasını isterim.

 

 

 

 

 

 

 

Kitap ilginç bir şekilde başlıyor. Bilirsiniz Winnie the Pooh’da Pooh ve Piglet karakterleri vardır. Hatta hepiniz depresif Eeyore’u da hatırlayabilirsiniz.

Piglet bir gün Pooh’ya sorar

“Pooh sabah kalktığında ilk ne düşünürsün?”

“Elbette kahvaltıyı Piglet”

“Peki sen ne düşünürsün Piglet?”

“Ben gün içinde beni heyecanlandıracak şeyleri düşünürüm”

“E işte aynı şeyi düşünüyoruz.”

Pooh’nun ya da Piglet’in gün için umutları farklıdır. Ama her biri yaşamın yaşam sevinci olduğunun ve bunun “neyi beklediğin ve neyi umut ettiğin” ile ilgili olduğunu bilirler.

Tabi kendi hayatımızda iki farklı umut var, her ikisi de bizim daha keyifle yaşamamızı sağlarken, biri daha uzun vadede katkı sağlıyor. Her ikisi de yüksek dopamin ve enerji veriyor ama aynı enerjiyle sizin ne yaptığınız çok daha önemli. Çünkü pasif umut ile aktif umut arasında önemli bir fark var.

Birincisinde sadece o duygunun yani dopaminin peşinde koşuyoruz. Bu biraz uyuşturucu gibi.

Babamı kaybedeli yaklaşık 2 ayıl oldu. O kumar oynamayı seven biriydi. Tabi kumarhanelerin olduğu yıllarda. Belki de bu yüzden kumarı pek sevmedim ama her yıl milli piyango da alırdı ve ne kumardan ne de milli piyangodan kazandığını görmedim. Buna amorti de dahil.

Bir gün ona;

“Baba nasılsa kazanamıyorsun neden bilet alıyorsun ki” diye sorduğumda bana “Haklısın ama beni Aralık boyunca en çok mutlu eden şey bu!” derdi. Tüm Aralık ayını keyifle geçirmem için bir bilet almam gerekiyorsa neden almayayım.” diye cevap verirdi. Bunun benim için öğretici yanı şu: Her şeyi zaten umut için yapıyor olduğumuz. Araba alıyoruz ve keyifli araba kullanmayı umut ediyoruz, koçluk alıyoruz, hayatımızı değiştirmesini umut ediyoruz, çocuğumuzu bir okula kayıt ediyoruz, geleceği adına umut dolu olmak için. Ancak bu umut aynı kumardaki gibi pasif bir umutsa yani hak edilen bir sonuç için eyleme dönüşmeyen bir umutsa faydası oldukça kısıtlı.

Fakat zengin olmayı çok istiyor ve bunun için sürdürülebilir bir eylemle hareket ediyorsam umut benim önümdeki engelleri aşmamı sağlayan bir enerji kaynağı haline geliyor.

Herhangi bir şeyi başarmak için enerjiye ihtiyacım var. Çünkü engelleri aşmam gerekiyor ve çoğu zaman bu o kadar da kolay değil ama umudun anlamını ortaya şöyle koyarsak aktif hale geliyor.

  1. Gelecek bugünden daha güzel olacak
  2. Buna ulaşabilmek için yapmam gerekeni kabaca biliyorum
  3. Hedefe ulaşmak için nasılsa birden fazla yol var
  4. Önümdeki her yolda farklı engeller var ve bunlar aşılabilir.

Umudun bir alışkanlık olduğuna inanıyorum. Geçmişte neyi başardığınız ve bu başarılarınızın size hissettirdiği şeyler daha umutlu olmamızı sağlıyor. Yani her başarı size sağladığı hormonel katkılar nedeniyle daha iyi hissettirdiği için vücudunuz da o hormonu takip ediyor.

İşte bu yüzden bir şeyi hayal ederken onu olabildiğince büyük hayal etmek ama adımları daha kısa vadeli hedefler olarak belirlemek ve her küçük adımı mümkün olduğunca güçlü bir şekilde kutlamak. Ancak önünüze hep engeller çıkacaktır.

Beğene bileceğinizi düşündüklerimiz...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir