İLKER MUTLU – SİNEMADA TÜRLER-3 WESTERN

Amerikan sineması, western türüne indirgenemezse de bu tür, Amerikan sinemasına özgüdür ve onun en önemli simgesidir. Daha neredeyse sinemanın Amerika’daki emekleme çağından başlayarak günümüze dek ayakta kalmış bir tür olarak, bütün dünya sinemasını etkilemiş olduğu öne sürülebilir. Bu sinema, Amerika‘da iç savaşın sona erdiği 1865 yılı  ile 19. yüzyıl sonları arsında, ülkede kanunsuzluğun yaygın olduğu bölgeleri ele alır. A.B.D. tarihinin önemli bir kesitini teşkil eden kovboy serüvenleri, hem tüm dünyada ziyadesiyle sevilmiş, hem de yapımcılara hayli kar sağlamıştır. 1950’li yıllara kadar bu filmlerin başrol oyuncuları kaliteliydi ve tipe gidiyordu, ancak sonrasında yıldız sistemi çökünce, tür eski rağbeti görmemeye başlamıştı. Otuzlu yıllardan itibaren elde edinilen müthiş ticari başarı, bu türün sağlıklı bir yapı üzerine kurulduğunu göstermektedir. 1930’ların western tarihindeki önemi, sesin türe çok şey katmasıdır.

The Great Train Robbery (1903)

Westernin ilk örneği daha 1903 yılında yapılan Büyük Tren Soygunu’dur (The Great Train Robbery, Edwin S. Porter). Ama türün gerçek başlatıcısı Thomas Harper Ince‘dir. 1926’da oyuncu olarak sinemaya giren JohnWayne, türün en büyük yıldızıdır ve neredeyse 1979’daki ölümüne dek, aralıksız oyunculuğa devam etmiştir. Onun oynadığı, 1939 tarihli Posta Arabası (Stagecoach, John Ford) western türünün ilk önemli klasiklerinden biri sayılmaktadır.

Stagecoach (1939)

Benim jenerasyonumun western sevdalısı olmasında TRT‘nin pazar sabahları geleneksel hale getirdiği Kovboy Filmleri Kuşağı‘nın katkısı büyüktür. Böyle tematik şeyler vardı tek kanallı, siyah-beyaz TRT yıllarında. Haftada bir gün Türk Filmi, pazarları Western, ne bileyim, salıları klasikler gibi. Renkli dönemde de sürdü bu. Çarşambaları Erman Şener‘in Çarşamba Sineması‘nda filmden önce konuk sohbetleri eşliğinde yerli filmler verilirdi. Atilla Dorsay‘ın Alin Taşçıyan‘la birlikte sunduğu, yabancı sinema üzerine bir program da yine haftada bir, cumaları yayınlanırdı. Cumartesileri Vecdi Sayar‘ın İki Film Birden‘i olurdu. Tema olarak, konu olarak, içerik olarak eşleşen filmleri gösterirdi peş peşe.

İşte Kovboy Filmleri Kuşağı da öyle bir kuşaktı ve henüz sinemayı tanımayan, küçük yaştaki bizler için muazzam bir eğlenceydi. Bu filmlerde gördüklerimiz, Kızılderililerle beyazların mücadeleleri, ıssız kasaba sokaklarında yapılan düellolar, sokak oyunlarımıza ilham verirdi. John Wayne filmi çok oynardı. Richard Widmark‘lı, Randolph Scott‘lu filmlerdi. Errol Flynn vardı sonra. Gary Cooper‘ın oynadığı Kahraman Şerif (High Noon, Fred Zinnemann, 1952) vardı. Anlayacağınız genelde eski, klasik westernlerdi bunlar. Belki Leoneleri de ilk o yıllarda izlemişizdir, ama spagetti western seyrek çıkardı.

High Noon (1952)

            Yine de bunların çoğu Hollywood işi, beyaz westernlerdi. O çocuk oyunlarımızda Kızılderililer hep düşmandı çünkü. Öyle işlemişti beynimize. Unforgiven‘ın (John Huston, 1960), Little Big Man‘in (Arthur Penn, 1970) gösterilmesi çok sonralara rastlamış olmalı. O dönemde o günleri yerlilerin bakış açısıyla anlatan bir film verildiğini hatırlamıyorum. Tell Them Willie Boy is Here‘ı (Abraham Polonsky, 1969) da televizyonda, ama renkli dönemde izlemiştik örneğin.

Tell Them Willie Boy is Here (1969)

            O günlerde izlediğimiz western filmleri ve televizyonda çıkan Bonanza, Smith ve Jones gibi kovboy dizileri, sonraki yıllardaki beğenilerimizi şekillendirmiştir. Güney‘in Çirkin Kral dönemi filmlerinde western öğeleri sıkça kullanılır. Keza Tarantino da, en şehirli filmlerini bile western geleneğinden gelen unsurlarla cilalar. Son yıllarda westerne takılıp kalması da bundandır.

Bonanza

            ‘80lerdeki video furyası esnasında etrafı bir sürü klasik spagetti western kaseti kaplamıştı. Django‘yu (Sergio Corbucci, 1966), Sabata‘yı (Sabata, Gianfranco Parolini, 1969 ve Return of Sabata, Gianfranco Parolini,1971), Sergio Leone‘nin Dolar Üçlemesi‘ni (A Fistful of Dollars, 1964, For A Few Dollars More, 1965 ve The Good, The Bad, and the Ugly, 1966), hatta yerli westernlerin çoğu örneğini (Küçük Kovboy (Guido Zurli, 1973), Ringo Kid (Zafer Davutoğlu, 1967), Red Kid (Aram Gülyüz, 1970 ve 1974 (Atını Seven Kovboy adıyla)), Zagor Kara Bela (Nişan Hançer, 1971) gibi) o günlerde gördük.

 

Küçük Kovboy’un setinden

            Neticede, spagetti westernlere harikadır. Ama spagetti western tadındaki, bunlara göndermelerle dolup taşan filmlere daha da bayılırım. Bizde Yılmaz Güney yapardı böyle filmleri. Derken 70lerde furya halini alınca Bilal İnci‘nin, Yılmaz Köksal‘ın, Cüneyt Arkın‘ın oynadığı westernler sardı etrafı. Özellikle Yılmaz Köksal‘lı Çeko‘nun (Çetin İnanç, 1970), oynadığı dönemde sinemalarda kapı baca bırakmadığı söylenir.

 

Güney, Çirkin ve Cesur’da (Nazmi Özer, 1971)

            Gerçi Kevin Costner‘ın hem başrolünü oynayıp, hem de yönettiği Dances With Wolves (1990) müjdelemişti bu işi, ama sinemanın kapılarını yeniden türe açması, eskinin efsane kovboyu Clint Eastwood‘un 4 Oscarlı, dünyanın pek çok festivalinden adaylıklar, , ödüller alan, artık klasikleşmiş, geniş kadrolu filmi Unforgiven (1992) ile oldu. Filmin benim kuşağımın üniversite yıllarına denk gelen gösterimi, öldü sanılan türü bir anda diriltti ve ardından tür Tombstone (George P. Cosmatos, 1993), Maverick (Richard Donner, 1994), Geronimo: An American Legend (Walter Hill, 1993), Bad Girls (Jonathan Kaplan, 1994), Wyatt Earp (Lawrence Kasdan, 1994), Last of the Dog Man (Tab Murphy, 1995), Wild Bill (Walter Hill, 1995), Wild Wild West (Barry Sonnenfield, 1999) gibi örneklerle hayatını devam ettirdi.

Unforgiven (1992)

            Bizimkiler haricinde son zamanlarda seyredip de büyük keyif aldığım iki spagetti western yorumu var: Biri 1975 yapımı Hint klasiği, yaklaşık 3,5 saatlik süresiyle İyi, Kötü, Çirkin‘le yarışan Sholay / Ateş (Ramesh Sippy, 1975); diğeri ise 2014 yapımı Arap filmi, konusu Hicaz demiryolu etrafında geçmesiyle Osmanlı’yı, dolayısıyla bizi de ilgilendiren Theeb / Kurt (Naji Abu Nowar, 2014). Bunlar mutlaka bulunup izlenmeli. Westerni sevin sevmeyin, bu iki ayrıksı yapımdan keyif alacağınızı garanti ederim.

Sholay

Theeb

 

Beğene bileceğinizi düşündüklerimiz...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir