İRANLI YÖNETMEN FARID MIRKHANI İRAN VE DÜNYA SİNEMASINI ANLATTI!

Ankara Film Festivali için ülkemize gelen İranlı Film yönetmeni Farid Mirkhani, arkadaşı Samsunlu sinema yazarı ve senarist İlker Mutlu’nun davetlisi olarak Samsun’a geldi. Mutlu’nun vesilesiyle tanışma fırsatı yakaladığımız Mirkhani ile başta İran ve Türk sinemaları olmak üzere dünya sineması üzerine bir söyleşi yaptık.

Röportaj/ Fotoğraf: Salih Temiz

 

 

 

 

 

 

HABERHAYAT: Kimilerine göre çok uzaklardan, bize göre çok yakından İran’dan bir dostumuzla birlikteyiz; Farid Mirkhani. Sohbetimize başlamadan önce Türkiye’de bulunma sebebinizi öğrenebilir miyiz?

FARİD MİRKHANİ: İlker Mutlu’yla yaklaşık dört yıllık bir dostluğumuz var. Dört yıl önce benim İlker’in yazarlık yaptığı sinema dergisi Sekans’ın düzenlediği Ankara Film Festivali sırasında tanıştık kendisiyle. Ben o festivale iki filmle katılmıştım. Festival süresince sağlam bir dostluk oluştu. Daha sonra da dört yıl boyunca iletişimimizi kesmedik. Geçenlerde Türkiye’ye gelmem söz konusu olunca dostum İlker, Samsun’a gelmem için ısrarcı oldu. Ben de onu kıramadım ve misafiriniz oldum.

HABERHAYAT: O zaman biz de sizlere ‘hoş geldiniz’ diyelim.

FARİD MİRKHANİ: Hoş bulduk.

HABERHAYAT: Size dünyanın en zor sorusunu sormak istiyorum; “Kimdir Farid Mirkhani?”

FARİD MİRKHANİ: Ben Farid Mirkhani, 1981’de anadan doğdum. Sonra üniversitede tıp okudum. Sinemayı çok seviyordum; sadece hastanede kalmak istemiyordum. Sinema yapmak da istiyordum. Hem tıp, hem sinema, ikisini birbiriyle barıştırdım. Tıp belgeselleri yaptım. Sonra filmler de yaptım. Kısa metrajlı yirmi filmim mevcut. Dokuz tıp belgeselim ve bir uzun metrajlı filmim var. Şu an için de yine uzun metrajlı bir film hazırlığı içerisindeyim.

HABERHAYAT: Okuyucularımız duyamıyorlar ama çok tatlı, farklı bir Türkçeniz var. Ben konuşmanızı bir şekilde okuyucularımıza aktarmaya çalışacağım.

FARİD MİRKHANİ: (Gülüyor) Evet, ben İran Azerilerindenim. Ondan dolayı benim Türkçem öyledir.

HABERHAYAT: Tüm filmlerinizi İran sınırları içinde mi yaptınız?

FARİD MİRKHANİ: Yok hepsini değil. Batman’da bir kısa film yaptım. Hasankeyf’te ve Pakistan’da da bir belgesel yaptım. Pakistan-İran sınırında bir hastalık var adı; Malarya. 18 bin insan bu hastalıkla uğraşıyor. Bunun belgeselini yaptım. Bu belgeseli yaparken, bu insanlara Malarya ile nasıl savaşılacağını da öğrettim.

HABERHAYAT: İran sineması bana çok içine kapalı bir sinema gibi geliyor. Siz ne düşünürsünüz bu konuda?

FARİD MİRKHANİ: Yok öyle değil. İran’da yüz yirmi yıldır kamera var. İran’da sinema çok eskiden beri yapılır. Ben memnunum ki; İran’da sinema yaparım. Belli zamanlarda baskılar oldu tabii… Ama İran sineması egzotiktir. Rejim sıkıntısı yüzünden fikirlerimizi sinemada sembollerle ifade ederiz.

HABERHAYAT: Sembolik Sinema…

FARİD MİRKHANİ: Yok egzotik sinemadır. Ben bir aileyi anlatırım ama her İranlı bilir ki; memleketi anlatırım. Bu yüzden egzotik derim.

HABERHAYAT: Aslında biz de her şeyi çok açık ve net anlatamıyoruz sinemada. Sembolik bir anlatım tarzını da doğuruyor bu durum. Sinemada sembolizmi seviyorum. Bu hal yönetmenleri ve senaristleri daha yaratıcı yapmaz mı?

 

 

 

 

 

 

 

 

FARİD MİRKHANİ: Günümüzde buna İran’da yeraltı sineması derler, yani underground sinema. Kısıtlamalar bu sinemayı doğurmuştur. Ama son yıllarda dijital sinema da gelişti. Artık minik bir kamerayla film çekebiliyorsunuz. Kamera artık sanki bir kalem gibi oldu. Her şeyi yazabiliyorsunuz. Ama fikir çok önemli. İyi bir fikir, bir kamera bir tripodla da çekilebilir. Kafanda bir şey yoksa hiçbir şey çıkmaz.

HABERHAYAT: İran sineması şu an ne durumda peki? İyiye mi gidiyor, kötüye mi?

FARİD MİRKHANİ: Benim gördüğüm şudur ki; tekrara gidiyor maalesef…

HABERHAYAT: Bu sadece İran Sinemasının sorunu değil…

FARİD MİRKHANİ: Umudum odur ki; iyi senaryolar yazılsın, iyi filmler çekilsin. Bir İtalyan sinemasını düşünün. Fellini nerededir? Yok. Gelmiyor yenileri. Benim fikrim yönetmenler aceleci davranırlar. Bir fikri kafa yormadan hemen çekiyorlar. Bu da iyi filmlerin çıkmasını engelliyor.

HABERHAYAT: Senaryolar üzerinde düşünülmüyor mu?

FARİD MİRKHANİ: Evet öyle. Ben de aynıyım. Kendime soruyorum ‘Neden böyle aceleciyim’ diye. Bu durumu dijital devrime bağlıyorum. Her şey çok çabuk oluyor, çabuk tüketiliyor. Müzik de böyle şiir de… Artık çok güzel filmler çıkmıyor dünyada. Başyapıt çok az. Teknoloji yaratıcılığı öldürüyor. Her şey çok kolaylaştı. Zorluklar insanı yaratıcı yapar. Filmleri izliyorum, bakıyorum; “Nereye gitti Fellini, nereye gitti Haneke?” diyorum. Ödül alan filmlere bakıyorum, soruyorum; “Bu nasıl ödül aldı?” diye. Neyin sineması diyorum. Bir kere izliyorum o kadar. Ama Hitchcock’un Vertigo’sunu defalarca izleyebiliyorum. On, yirmi, otuz kere izlesen her defasında yeni bir şey anlıyorsun. Ama şimdi böyle değil…

 

 

 

 

 

 

 

HABERHAYAT: En beğendiğiniz ülke sineması?

FARİD MİRKHANİ: İtalyan sinemasını beğenirim. İtalyan sinemasını İran sinemasına çok benzetirim, yakın bulurum. İnsanlarımız yakın, tarzlarımız aynı.

HABERHAYAT: En beğendiğiniz yönetmen?

Öyle tek yok, söylemem. On tane yönetmen ismi söylerim, ama onların bütün yaptıklarını beğenmiyorum. Ama hepsi de iyi yönetmendir. Mesela Türkiye’den Nuri Bilge Ceylan’ı beğenirim. Sonra Zeki Demirkubuz filmlerini izledim. Bana göre en iyi yönetmen. Onun “Bekleme Odası” filmi en iyi filmdir, çok sevdim o filmi. Sonra Rus sinemasından Andrei Konchalovsky. Romanya sinemasından Cristian Mungiu. Bizden, Abbas Kiarostami’yi beğenirim.

HABERHAYAT: Farid Bey, Ankara Film Festivali için Türkiye’ye geldiniz, ne iyi ettiniz de Samsun’a da geldiniz, sizinle tanışmaktan çok memnun olduk. Umarım bir gün Samsun’da bir sinema festivali olur ve sizi aramızda görürüz. Ben size çok teşekkür ediyorum.

FARİD MİRKHANİ: Seve seve gelirim. Ben çok teşekkür ederim.

 

Beğene bileceğinizi düşündüklerimiz...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir