İsmail Tokalak – Silahlı Terör mü Yoksa Gıda Terörü mü Daha Çok İnsanın Ölümüne Neden Oluyor

Share

Dünyanın hiçbir ülkesinde gıdaların tam olarak denetlenebilmesi için sağlıklı işleyen bir sistem oluşturulamamıştır. Topraktan sofraya gelene kadar büyük oranda denetim eksikliği olan gıdalar insanlar için gizli bir teröre dönüşmüş, hayati tehlike arz etmektedir. 

Amerika’da Sayıştay (Government Accountability Office/GAO) 2008 Raporu’na göre, gıda ve ilaçların kontrolünü yapmakla görevli FDA, Amerika’da hızla yaygınlaşan gıda firmalarının ürünlerinin kontrolünü yeteri şekilde yapamamakta, gıda etiketleri üzerindeki bilgilerin ne kadar sağlıklı olup olmadığı konusunda bile bir garanti verememektedir. ABD’de gıda güvenliği bu durumdaysa siz bizim ülkemizin durumunu düşünün.

Türkiye’de gıda sektörünün % 70’i kayıt dışı üretim yapanların elindedir.[1] Ankara Ticaret Odası’nın 12 yıl önce (Ekim, 2006)  hazırlattığı rapora göre, Türkiye’de yılda tüketilen 1 milyon ton etin yarısının ya kaçak ya da kayıt dışı olduğu ortaya çıkıyordu.[2] Bugün durum daha vahimdir. Şarbon hastalığı teşhisinin bile kamuoyundan saklandığı bir ülkede gıda güvenliğinden bahsetmek çok zordur.

 

İşlenmiş paketlenmiş ve Fast food gıdaların insan, özellikle çocuk sağlığına ve gelişimine olumsuz etkisi hakkında birçok bilimsel araştırma mevcuttur. Amerika’da dünyanın en meşhur fast food restoranı McDonald’s, Amerika’daki aşırı şişmanlığın nedenlerinden biri olmasından ve gıdalarının sık sık tüketildiği takdirde sağlık açısından tehlikeli olacağına dair uyarılarda bulunmadığından ilk defa Kasım 2002 yılında (New York City’s U.S Courthouse) mahkemeye verilmişti.

 

Yaşadığımız çağda dünyada insanlığı ve doğayı bekleyen en yakın tehlike; büyük finansal krizlerden, doğal felaketlerden, biyolojik silahların kullanılmasından ya da nükleer bir savaşın çıkmasından daha çok bütün boyutlarıyla çevre kirliliği ve bunun sebep olduğu iklim değişikliği, genleri değiştirilerek doğal olmayan metotlarla üretilen GDO’lu gıdalar, gıdalarda kullanılan binlerce katkı maddesi, zirai ilaç, kimyevi gübrenin kapsamlı bir testten geçirilmeden piyasaya sunulan ilaç ve türevleri, kısaca modern teknoloji insan sağlığı ve doğa üzerinde olumsuz etkiye sahiptir.

 

Dünyada çoğunlukla mineral, vitamin oranları sıfır olan fakat şeker olanı yüksek olan başta ekmek olmak üzere beyaz undan yapılan mamüller büyük çoğunluk tarafından tüketilmektedir. Yalnız tek başına beyaz undan yapılmış ekmek şeker hastalığı, aşırı şişmanlık dahil bir çok hastalığı tetiklemekte insanın temel besin maddesi adeta kitle imha silahı gibi vazife görmektedir.

 

Bu tip ürünlerin tüketilmesi sonucu ortaya çıkan sağlık sorunları ve hayat kayıpları, terör ve savaşlar nedeniyle ortaya çıkan hayat kayıplarının çok üzerindedir. İnsanoğlu tarımsal ve endüstriyel sistemde yaratılan üretim şekliyle kendi kendini zehirleyen biyolojik bir silah yaratmış bununla beraber yaşamaya kendisini mahkum etmiş durumdadır. Öncelikle bu biyolojik silahtan korkmalıdır. Bu biyolojik silah her yıl milyonlarca kişiyi öldüren, hasta eden çevre kirlenmesi yanında gıda ve ilaç terörüdür. Bunun önüne geçmek her geçen gün gittikçe zorlaşmaktadır. Çünkü her gün yüzlerce yeni toksinli kimyasal tarım, gıda ve ilaç endüstrisine kontrolsüz bir şekilde katılmaktadır. Bunların tam olarak denetlenmesi ve kontrolü artık imkansız hale gelmiştir.

 

11 Eylül olayını dışarıda tutarsak Amerika dışında bulanan askerler hariç Amerika’da ve Avrupa’da sivil halktan senede 100 kişi dahi silahlı terörden hayatını kaybetmemektedir. Bunun yanında yalnız reçeteli ilaçlardan Amerika’da senede hayatını kaybedenlerin 100 binin üzerinde olduğunu, ilaçların yan etkilerinden tekrar hastalananların da 2 milyondan fazla olduğunu belirtiyor.[3]

 

Gıdaların, ilaçların, çevre kirliliğinin sebep olduğu hastalanma ve hayat kayıplarının sayıları kesin verilememektedir fakat bu tahminlerin bile çok üzerindedir. 300 milyon nüfuslu Amerika’da her sene 75-76 milyon kişi gıda zehirlenmesine maruz kalmaktadır. Bu resmi rakamdır, gerçek rakam bunun çok üzerindedir. Gelişmekte olan ülkelerde bu tip sağlıklı veriler yoktur fakat bu ülkelerdeki gıda zehirlenmeleri kesinlikle nüfusa oranla daha fazladır.

 

Bu toplumdan saklanan, adını bile kimsenin telaffuz etmediği, çoluk çocuk ırk renk ayırmadan herkesi hedef alan ve şirketlerin daha çok para kazanması uğruna görmemezlikten gelinen bu gizli terör; kitle imha silahına dönüşmüştür. Bu terörün içinde çok büyük bir insan ve doğa sömürüsü de vardır. İnsanlar, onların sağlıkları ve doğa korunmak isteniyorsa demokrasi adı verilen sistemin öncelikle büyük şirket diktatörlüğünün egemenliğinin sultasından kurtulması ve bir avuç şirketin değil halkın egemenliğinde gerçek bir demokratik düzen sağlanması gerekmektedir.

 

Binlerce yıldır toplumun büyük kısmının maruz kaldığı şiddet ve adaletsizlik çağımızda yeni formlar içinde varlığını sürdürmektedir. Bugün şirketler diktası altında pazarlanan serbest pazar, liberal ekonomi dayatmasının yarattığı acımasızlık ve adaletsizliğin dünyayı nasıl yok etmeye doğru ittiği ortaya konulmalıdır. Özellikle gıda, ilaç ve endüstriyel atıkların insanlara ve çevreye verdiği zararların çok azı kamuoyu tarafından bilinmektedir. Bunların büyük bir kısmı halktan saklanmakta, medyaya dahi yansımamaktadır. Medyaya haber veren belli başlı ajanslar da belli güçlerin elinde olduğu için insan sağlığına zararlı olsa dahi küresel sermayenin çıkarlarına dokunan haberlerin çoğu bu ajansların filtresinden geçememektedir. Bu tip kitaplarda yazmak, tamamen bağımsız bir konumda olmanın yanında cesaret isteyen bir iştir.

 

Güçlüler her zaman her yerde hakim olduğu gibi her zaman haklı konumda olup halkı da ellerinde tuttukları her türlü etkileme kanalıyla inandırabilmektedirler. Alman düşünür Friedrich Schiller’in (1759-1805)[4] 18. yüzyılın sonlarında söylediği gibi “Güç en ikna edici konuşma sanatıdır.” Bu bugün de geçerlidir. Artık etkili konuşmalara ek olarak; medya, lobiler, değişik yönde propagandalar, reklamlar, filmler ve bilimsel gerçekleri çarpıtmalar halkı inandırmak için hep güçlülerin kullandığı araçlar olmaktadır. Bundan dolayı tarih boyunca gerçekler hep çıkarların ve karların gölgesinde kalmıştır.

 

 

[1] Türkiye Süt, Et, Gıda Sanayicileri Birliği (SETBİR) Başkanı Erdal Bahçıvan ile söyleşi, Hürriyet 13.10.2008

[2] 2008 Hayvancılık Sektörü Raporu’na göre de kaçak et oranı % 25. Yine bu rapora göre İstanbul’da kesilen etin % 60’ı kaçaktır.

[3] Lazarou J. Pomeranz BH, Corey PN: Incidence of adverse drug reactions in hospitilized patients. The Journal of the American Medical Association (JAMA) 1998;279:1200

[4] Friedrich Schiller: Şair, oyun yazarı, tarihci olup 18. yüzyılda ortaya çıkan aydınlanmanın ve felsefe akımının en büyük düşünürlerindendir. “Power is the most persuasive rhetoric.”

You may also like...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir