Metin Eker; YUH BE!.. ya da YUHH! BEEEE…

Share

YUH BE!.. ya da YUHH! BEEEE…

Davranışları büyük ölçüde inanç kalıpları biçimlendirir. Tutum ve davranışlarımızın  nizam kazanmasına  ve beşeri ölçülere göre  biçimlenmesine yönelik oto-mekanizma, sosyalitenin gerekleriyle de ayrıca karakterize olur. İnsan davranışlarının sosyal nizamına biz “görgü” diyoruz. Görgüye ilişkin kalıpsal davranış örüntülerini de “adab-ı muaşeret” olarak izah ediyoruz. Adab-ı muaşeret de ahlak şemsiyesi altında anlam kazanır. “Nerdeee o eski insanlar?!…” ifadesindeki ümitsizliğimizi  besleyen bu günün dinamik güncel yaşam parselasyonu ve trafiği içinde insanlarımızın biraz daha ilkel ve görgüsüz kılan koşullardan bazılarına dikkat çekmek ve bunu özellikle, görsel algı, görsel kültür ve sanat kültürü için derinleştirmek niyetindeyim.

 

Kızdığımız, alındığımız, rahatsızlık duyduğumuz veya şaşkınlık derecesinde ürkütücü bulduğumuz olay, durum veya davranışlar karşısındaki tepkilerimizden biri de “yuh be!” ya da “yuuhhh! bee?” dir.  “Hoşnutsuzluğumuzun sert göstergesi olarak öfkeyi de içeren bu ifade kalıbını insan çok sık kullanmaz. Ancak bunu tahrik eden olayların sosyal alışılara aykırı pozisyonu ve şiddet derecesi, maalesef insanlık’tan bahis gündemegeldiğinde nasipsiz kalabilmektedir. Hadi hep beraber “yuh be! Ya da yuhh! beee?” diyeceğimiz örneklere dönelim.

 

 

Samsun geçenlerde Türkiye turnelerini gerçekleştiren ünlü tiyatro oyuncusu Selçuk YÖNTEM’i “Benim Adım Feuerbach” oyunuyla misafir etti. Samsun “sanat seyircisi!”ni hedef alan son derece haklı bir tepkisi ile de ülke gündemine oturdu. Seyirciye “yuh bee!” diyerek maruz kaldığı saygısızlığa tepki gösterdi. Oyun esnasında sessize alınmayan bir telefonun çalması ve hatta telefonu çalan seyircinin telefonla konuşması Selçuk YÖNTEM’i öfkelendirmiş ve tepkisini bu ifade ile dile getirmiş. Sanat’a temas ya da sanat ile tümleşmek dediğimiz izleyici konsantrasyonunu maalesef kültürleştiremedik. Bu ülke genelinde böyle. Camilerde her namaz öncesi ikaz yapmak gereksinimi de alışkanlıklarımızın bir sonucu zaten. Bu bir sanatçı hassasiyetinden daha öte izleyici adapsızlığı olarak değerlendirilecek. Bence de “yuhh be!”

 

Samsun’dan devam edelim. Görsel kirlilikler sosyal uzayımızı büyük ölçüde rahatsız etmektedir. O kadar yoğun yaşadığımız bir algısal kirliliktir ki ben buna artık “görsel gürültü” diyorum. Malum Samsun görsel gürültülerden büyük ölçüde temizlendi. Şehir olarak kamusal alan kavramı ve içeriğiyle tanışmış olduk.  Her evin dışından başlayan kamusal alan sınırı sokakları, caddeleri, parkları, karayolu kenarlarını ve hatta doğayı dahi kapsamaktadır. Bu anlamda her bina cephesi kamusal alan sınırlarına girer. Bu yüzden cephe estetiğini önemsediğimi bir kez daha vurgulamak istiyorum. Ancak binaların balkonuna asılan her çamaşır ya da diğer eşyanın kamuya açık sergilere dönüştüğünü de vurgulamak isterim. Yine fotoğrafını çektiğim bir işletmenin önünde tam 11 (onbir) adet aynı duyuru ve yönlendirmeyi yapan tabelalar tespit ettim. Bir vurguyu bir kez yaparsınız insanoğlu anlar. İkinci kez yaptığınızda “senin algın zayıf anlamadın, bir kez daha gör!..” mesajı verirsiniz. Ancak 11 kez bunu görsel ve fiziksel olarak tekrarladığınızda “aşağılanmak duygumuz” aktif olur. Yine “Yuhh beee!”

 

Bir başka örnek karayolu kenarlarındaki tabelalardır. Her beş km.de bir sizi iştahlandırıp et/köfte yemeye çağıran görsel gürültüler de bizi hem aşağılamakta, hem algımızla dalga geçmekte hem de beklentisini zihnimize çivilemek niyetini göstermektedir. Samsun sınırları içinde bu gürültülerden de kurtulduk. Yine karayolu kenarlarında geceleri rahatsızlık uyandıran bir başka gürültü de yoğun led ışıklı işletmelerdir. Madem trafikten bahsediyoruz, bir de tramvayları inceleyelim. Şehrimizde tramvaylara günlük binlerce insan biniyor. Güzergah boyunca da binlerce insan tramvaylarla görsel temas kuruyor. Maalesef bu durum reklam için müthiş bir potansiyel oluşturuyor. Samsun’daki tramvayların büyük bölümü reklam giydirilmiş durumda. İçeriden dışarıyı görmek  imkansız hale getiriliyor. Bir tür zindan içinde yolculuk etmek durumundasınız. Ayrıca tutamaklar bile reklamlarla dolu. Yani kafanızı nereye çevirseniz reklam bombardımanı ile karşılaşıyorsunuz. Mobilize reklam taşıyıcılığının Samsun’daki en metrajlı uygulamalarından günlük binlerce insanımızın maruz kaldığı görsel gürültü çok dikkat çekici boyutlardadır. “Bir kez daha yuhh be!”

 

Tekrar sanata dönelim. 2017 Kasım ayında İstanbul Bienali’ndeydim. 6-7 değişik mekanda sergilenen sanatsal çalışmaları iki yılda bir de olsa izlemek ve içine gömülmek herkes için bir tavsiyemdir. Yoğun izleyici katılımlarının yaşandığı mekanlarda  farklı tasarımlar, uygulamalar ve düzenlemeler görmek mümkün. Burada karşılaştığım bir görgüsüzlüğü sizinle paylaşmak isterim. Gençlerin daha fazla yaptığı ve aralarına yaşlı insanların da katıldığı “selfie” (özçekim) pozları oldukça rahatsız edici boyutlarda kendisini gösteriyor. Ellerinde telefonlar ile arkasını sanat eserlerine dönmüş onlarca insanın özçekim yaptığına şahit oldum. Sanata sırtını dönmek yerine yüzünü dönüp diyaloğa girmek, fotoğrafik bir görüntünün çok daha ötesindedir. Sanata temas sanat ile hem hal olmaktır. Ona saygı duymak ve ondan faydalanmaktır. Kesinlikle bir insanın arkasına paralel bir fon değildir. Gerçekten “yuhh beee!

 

2002 Fifa Dünya Kupası için bir içecek firmasının çektiği reklam filmi geldi aklıma. Birezilya’lı Roberto Carlos bir frikik kullanacak. Rakip Japonya ve Japon futbolculardan örülü barajdan kaleyi göremiyor. Gol atması da gerekli. Derken aklına “Japonya yolculuğunun bittiği havaalanında Japonların onları saygı ile karşılamak için eğilmeleri” geliyor. Frikik atışını yapmadan önce Japon futbolculardan oluşan barajın önünde eğiliyor. Bunu gören Japon futbolcular da mukabele için eğiliyor ve bu fırsatı yaratan Carlos topa vurup golü atıyor. Buradan çıkan birkaç sonuç var. İçecek firması reklamını yapmış oldu. Japon geleneklerine has saygı ritüeli ile dalga geçildi. Reklam bir kez daha acımasız ve yıkıcı oldu. Sonuç olarak adab-ı muaşeret ya da diğer deyişle ahlak şemsiyeli görgü kurallarının bize, sanatçıya, sanata karşı kullanılması gerektiğini anımsatmaktadır. Sanat insanın insanlığını fark etmesini sağlar, insanlığını unutmasını değil. Bir sanatçıdan duyacağımız “yuh bee!”nin önemi, ondan ziyade sanatına saygı göstermek ile ortaya çıkar. İnsanın teknoloji ile imtihanının yarattığı görsel gürültü, imtihandan başarısız olduğumuzun da kanıtlarından biri haline gelmektedir.

 

You may also like...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir