PSİKOLOJİK SAĞLAMLIK

Share

“Yaşamak için bir nedeni olan kişi, hemen her nasıla dayanabilir.”

Nietzsche

 

Psikolojik dayanıklılık, bireyin günlük yaşamını etkileyen önemli bir özellik ve stresle başa çıkmada gerekli bir beceri olarak kabul edilmektedir. Stresle uygun şekilde başa çıkamadığımızda, uzun dönemde yaşamdan zevk alamama ve sosyal yaşamdan uzaklaşma gibi olumsuz sonuçlar ortaya çıkabilir.

Hepimiz zaman zaman var olan düzen içerisinde, uyumun bozulduğu birtakım sıkıntılar ile karşılaşırız. Özellikle de değişen dünyayla beraber kişiler, kendilerini doğrudan etkileyen psikolojik sorunlarından daha çok bahsetmeye başlamıştır. Korku, yalnızlık, depresyon, stres, sosyal fobi, tükenmişlik, yabancılaşma, rekabetçilik, benmerkezcilik, yalıtılmışlık gibi.

Kaygılı kişilik özellikleri, sağlık problemleri yaşama, kendine güveninin az olması, kendini ifade etmekte zorluk yaşıyor olması, stresle baş etme mekanizmalarını etkili kullanamaması, benzer şekilde içinde bulunduğu çevre ile ilgili yaşadığı sorunlar, ebeveyn-çocuk ilişkisinin sağlıklı kurulamaması, aile içi şiddet, işsizlik vb. nedenler de bireyler ile ilgili risk faktörleri olarak karşımıza çıkar.

İnsanlar psikolojik dayanıklılık açısından farklılık göstermektedir. Aynı olay farklı kişileri aynı düzeyde etkilemez

Psikolojik dayanıklılık, zorluklarla karşılaşıp, bu zorluklardan önemli hasar almadan hatta güçlenerek çıkan insanın sahip olduğu özelliktir. Örneğin travma yaşayan insanların %50’sin de Akut Stres Bozukluğu gelişirken bu kişilerin yarısı bir ay içinde iyileşiyor. Travma yaşayanların yaklaşık %12’si ise iki yılsonunda bile Travma Sonrası Stres Bozukluğu tanısı alabiliyor. Ne oluyor da bazı insanlar yaşam olaylarından daha fazla etkileniyorlar? Aslında diğer soru daha anlamlı. Nasıl oluyor da bazı insanlar zorluklardan daha az olumsuz etkileniyorlar? Bu kişileri dayanıklı kılan nedir?

Kimler Dayanıklı Kimler Değil?

Bazı insanlar acılarla sadece daha iyi baş edip üstesinden gelmiyorlar, bu yaşantıyı kendilerini olgunlaştıran ve geliştiren bir şeye dönüştürmeyi de başarıyorlar. Buna  “psikolojik büyüme” deniyor. Bu kişiler yaşadıklarına bir anlam verip, yaşadıklarını deneyim ve tecrübeye çeviriyorlar.

Psikolojik dayanıklılığa sahip olan kişiler, pasif bir biçimde olayların dışında kalmadan günlük olaylara dahil olurlar, günlük olaylarda amaç ve anlam ararlar. Güçlüklerle karşılaştıklarında mutsuzluk hissetmek yerine olayları etkileyecek, değiştirmeye çalışacak biçimde davranırlar.

Görüldüğü gibi, psikolojik stres her zaman her yerde var. Bundan kaçınmaya çalışmamız tabloyu daha da ağırlaştırmaktan başka bir işe yaramaz.

Peki, kendimizi bu risklerden nasıl koruyacağız? Öncelikli olarak, sağlıklı uyumu ve kişinin yeterliliğini geliştiren önlemler almak zorundayız. Kişinin içinde bulunduğu çevrede koruyucu faktörlerin varlığı, bir taraftan problemi ortaya çıkmadan önlemeyi ve bir problem davranışın oluşumunu azaltmayı sağlarken; diğer taraftan var olan sorunun etkisini azaltarak duygusal ve fiziksel iyi oluşuna katkıda bulunacak davranışları, tutumları ve bilgileri güçlendirmesine yardımcı olarak, zorluklar karşısında ayakta kalmasını sağlar.

Erken gelişim dönemlerinin temel görevi duyguların düzenlenmesi ve bağlanmanın oluşması olduğu için anne-bebek arasında güvenli bağlanma gerçekleştiğinde, birey yaşamı boyunca strese dayanma gücü kazanmaktadır. Bowlby’e göre güvenli bağlanma ilişkisi çocuğun çevresini öğrenmede kullanabileceği ‘güvenli bir temel’ ve tehlike anında korunabileceği ‘sağlam bir sığınak’ sağlayarak, kendisi ve diğerleri hakkında olumlu düşünceler benimsemesini, yeterlilik duygusu ve kendilik-saygısı edinmesini olanaklı kılmaktadır. Duygularını düzenleme ve uyum sağlama yetisini güçlendirerek bireyin sorunlarla başa çıkmasında yeterli donanımı sağlamaktadır.

Psikolojik dayanıklılıktan bahsedilirken iki temel özelliğinden bahsedilir. Bunlardan ilki; olumsuzluklara karşın umut edilenden fazla düzeyde gelişim sağlayan kişilerin ayağa kalkmalarını kolaylaştıran bireysel bir yeteneğe sahip olunması,

İkincisi, stresli yaşam olaylarında bireyin hızlı bir biçimde uyum sağlama becerisi olarak vurgulanır.

Bu güç, bireyin sahip olduğu gizli güçtür. Bir anlamda bireyin yaşadığı stresli olaydan önce zaten kendisinde var olan yeteneklere ve davranış şekillerine tekrar dönebilme yetisidir.

Psikolojik sağlamlıkta mizah, hem gülünçlüğe sebep olan bir şeyin tanımını içermekte hem de gülünç olan bir şeyi görebilme, algılayabilme ya da anlatabilme yeteneğini ifade etmektedir. Mizah, direnme ve başa çıkma kuvveti geliştirir, sağlık ve iyilik halini yükseltir, sosyal ilişkileri güçlendirir ve iletişimi geliştirir. Öyleyse mizahın stresli durumunun kendisini değiştirmek için kullanılması mümkündür.

Hayata daha iyimser bakan kişilerin psikolojik dayanıklılığı daha yüksek. Değiştirilemez hayat olaylarını kabul etmek dayanıklılığımızı arttırıyor. Sorunlar olduğunda çözüm odaklı bir yaklaşım sergilemek de dayanıklılığımızı arttırıyor. Yaşadıkları zorluklara karşı kurban rolüne girmeyip, hayatının sorumluluğunu alarak mücadele etmek de dayanıklılık ile ilişkili…

Özetle;

-Esnek kişilik yapısında kişiler iş ve sosyal çevrelerinden kopuk olmayan

– Olaylara daha geniş açıdan bakabilen

– İyi iletişim kuran

– Rekabet, saldırganlık, gibi durumlarını kontrolde tutabilen

– Yaşamdan ve insanlardan olumlu beklentileri olan

– Gelecek planları bulunan

– Mücadele ve değişiklikten zevk alan

– Aşırı mükemmeliyetçi olmayan

-Yaşam olaylarını kendilerini dönüştürecek fırsatlar olarak gören

-Yaşam karşısında seçimler yapacağının bilincinde olan kişiler daha dayanıklıdır…

 

Ünlü Varoluşçu Terapist Victor Frankl, her çağın kendine ait ortak bir nevrozu olduğundan ve her çağın bununla baş edebilmek için kendi psikoterapisine ihtiyaç duyduğundan bahsederken kendi oluşturduğu Varoluşçu Terapisinde, mizahın gücünden söz ettiği gibi, yaşadığımız olumsuz deneyimlere anlam kattığımızda bunlarla baş edebileceğimize vurgu yapar.

Çok güzel bir örnekle de anlatır bunu; ‘Nazi kamplarında zor koşullara artık dayanamayacağına karar veren esirler, kendilerine beslenmeleri için verilen kabı tuvalet kabı olarak, tuvalet için verilen kabı da yemek kabı olarak kullanamaya başladıklarından çok kısa bir süre sonra ölürler’ der…

Kamptan sağ kurtulanlar, yemek için verilen kapta yemek yiyenler olmuştur, Frankl da bu kamptan sağ kurtulanlar arasındadır ve hayatta kalmak için bir seçim yapmıştır.

Psikolojik sağlamlık hayatta kalmamızı kolaylaştır. Türümüzün devamı için de bu gerekli değil mi?

 

Saime Çağlı

You may also like...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir