SAMSUN’DA CAHİT BERKAY RÜZGARI

Share

SAMDOB sezonun son senfonik konserini dinleyenlerin doyumsuz anlar yaşadığı “Yeşilçam Film Müzikleri Konseri” ile yaptı. 23 Mayıs Perşembe akşamı gerçekleştirilen konserde ünlü besteci Cahit Berkay solist sanatçı olarak yer aldı.

Yeşilçam Film müzikleri denince akla gelen ilk kişilerden olan ünlü besteci, söz yazarı ve şarkıcı Cahit Berkay “Yeşilçam Film Müzikleri Konseri” ile Samsun Devlet Opera ve Balesi Aydın Gün Sahnesi’nde nostalji rüzgarı estirdi. İki bölümden oluşan konserde Melih Kibar, Cahit Berkay, Yalçın Tura, Saturi Ethem Efendi, Kemani Sebuh Simonyan ve Moğollar grubunun eserleri sanatçılar tarafından yorumlandı. Dakikalarca ayakta alkışlanan sanatçı, seyircilerin ısrarı üzerine 2. defa bis için tekrar sahneye çıktı.

Organizasyonun sponsor firmaları arasında Samsun TAKEV Lisesi ve Salih Usta’ bulunurken biletleri satışa çıktıktan kısa bir süre içerisinde tükenen “Yeşilçam Film Müzikleri Konseri”ine bilet bulamayan seyirciler, konseri merdivenlerde ayakta izledi.

Neşeli Günler, Hababam Sınıfı, Al Yazmalım, Tosun Paşa gibi unutulmaz filmlerin müziklerine yer verilen konserin orkestra şefliğini Hacettepe Üniversitesi Ankara Devlet Konservatuarı Kompozisyon ve Orkestra Şefliği Anasanat Dalı Profesörü Burak Tüzün yaptı.  Konserde Cahit Berkay solist olarak yer aldığı konserin metin yazarı Hande Taban. Başkemancının A. Bengi Yardımlı’nın olduğu konserde sanatçılara Samsun Devlet Opera ve Balesi Orkestrası eşlik etti.

Yeşilçam Film Müzikleri Konseri’nde, düzenlemelerinin Yusuf Yalçın’a ait olduğu; besteci Melih Kibar’ın “Aile Şerefi, Neşeli Günler, Gülen Gözler (Orkestra Uvertür)” ve “Hababam Sınıfı”, besteci Cahit Berkay’ın “Al Yazmalım, Devlerin Aşkı, Dila Hatun, Çiçek Abbas, Güler Misin Ağlar Mısın?, Hülya”, bestesi Moğollar grubu ve Cahit Berkay’a ait “Bu Nasıl Dünya”, besteci Saturi Ethem Efendi ve Şehnaz Yonga’nın “Tosun Paşa”, besteci Kemani Sabuh Simonyan’ın “Süt Kardeşler” parçaları ve besteci Yalçın Tura’nın “Umutsuzlar” eseri sanatçılar tarafından senfonik olarak seslendirildi.

MOĞOLLAR EFSANE OLMAYI BAŞARDI

Prova öncesinde kulisine girmeyi başardığımız yaşayan efsane Cahit Berkay kendisine yönelttiğimiz soruları içtenlikle yanıtladı ve kendisiyle hoş bir sohbet gerçekleştirdik.

HABERHAYAT: Yeryüzünde bulunan bütün enstrümanları çalabildiğiniz söyleniyor. Bu da bende İlk tanıştığınız enstrümanın ne olduğu merakını uyandırıyor. Hatırlıyor musunuz müzikle ilk olarak nasıl tanıştığınızı?

CAHİT BERKAY: Müzikle amatör olarak ve profesyonel olarak tanışmamın ayrı ayrı hikayeleri var. 1950’li yıllarında biz ailemle Isparta’da yaşarken ailem terzilik yaptığı için İstanbul’a sürekli kumaş, düğme, iplik gibi malzemeler almaya giderlerdi. Her geldiklerinde de farklı bir hediye alırdılar. Bir keresinde radyo ile geldiler. Çatıya anten koyarak radyoda Pazar günleri Muzaffer Sarısözen’in yurttan sesler programını dinlemeye başladım. O zamanlar söz yazarları ve besteciler köy köy gezer ezgileri, sözleri toparlar besteler ve radyoda çalardılar. Babamın amcasının oğlu Erdoğan abi bağlama çalardı. Hatta ona da dım dım abi derdim. Ona çok özenirdim. Yine annem ve babam İstanbul’dan terzi dükkanımız için malzeme almaktan dönerken bir mızıka getirdiler. Yani ilk enstürmanım mızıka oldu. Mızıka ile neredeyse duyduğum her şeyi çalmaya başladım. Sonrasında bir ilkokulda  bir öğretmen akrabamızın yardımıyla mandolin kursuna başladım. Mandolin ile de duyduğum her şeyi çalabildiğimi fark ettim. Bir süre sonra İstanbul’a taşındık. Almanya’dan gelen komşumuzun ikiz çocukları vardı. Onların elinde daha önce hiç görmediğim bir müzik aletiyle tanıştım. Ellerinde gitar vardı. Rica ederek gitarı denemek istedim. Gitardan bir takım sesler çıkardıktan sonra o zamana kadar olan akordion merakım bir anda gitara yöneldi. Çünkü gitar hem daha hafif hem de daha ucuz bir müzik aletiydi. Üstelik çalması da çok keyifli gelmişti. Daha sonra bir gitar aldım ve Ermeni bir kundura ustasından iki ders aldım. Fakat devam edemedim çünkü maddi sıkıntılarımız vardı. Mecburen kendi kendime öğrenmeye, çalışmaya başladım ve müziğin de bir matematik olduğunu, farklı sesler çıkarabilmeyi ve notaları keşfettim. Evimizde bulunan plaktan dinlediğim Cliff Richard ve Shadows gruplarını dinlemeye başladım. Elvis Presley’i de tanıyınca türkülerden batı müziğine doğru bir eğim oluştu.

HABERHAYAT: Profesyonel anlamda müziğe nasıl başladınız?

CAHİT BERKAY: Lise iki yıllarında arkadaşlarımızla birlikte Siyah İnciler adında bir grup kurduk. Daha çok düğün salonlarında çalmaya başladık. Bunun bana çok büyük etkisi oldu. Çünkü düğün salonlarında çalarsan her şeyi çalarsın. Bu dönemde birçok farklı enstrümanla tanıştım. Lise çağım bitene kadarda bu şekilde devam ettim ama hedefim her zaman mimar olmaktı. Hala profesyonel olarak müzikle uğraşmayı planlamıyordum. Üniversiteye girişte yapılan yetenek sınavında çok güzel bir çizim yapmama rağmen kâğıdı temiz kullanamayışım nedeniyle bu sınavdan kaldım. Aama puanım iyi olduğu için İktisat bölümüne kayıt yaptırdım. Bu arada mahallemizde Nazım İnaldı adında bir arkadaşım vardı. Selçuk Alagöz’le davul çalıyordu. Gitarcıları ayrılınca bizim mahallede bir arkadaş var görüşebiliriz diyerek bana geldi. Anne ve babam ilk başta istemese de izin verdiler. Sonra annem ve babam bir hafta oturup elbise dikip elli lira alırken ben bir konsere gidip yüz lira almaya başladım. Bu durum oldukça hoşuma gitmeye başladı. Bu arada da dünyada müzik değişmeye başladı. Battles geldi ve fark yarattı.

HABERHAYAT: Siz bu değişime nasıl katıldınız?

CAHİT BERKAY: Bir gün sinemaya gittim. Filmden önce bugün klip dediğimiz bir şey oynadı. Eric Porter Animals grubunun bir şarkısıydı. O kadar farklıydı ki bizim alıştığımız o pırıl pırıl sesler yoktu. Daha karışık daha gürültülü ve farklıydı. Gitar sert, davulcu sert bütün enstrümanlar sertti. Bizde o zaman Selçuk Alagöz, Engin Yörükoğlu ve Hasan self’le çalıyoruz. Selçuk’un tarzını değiştiremeyeceğimiz için gruptan ayrıldık. Aziz Ahmet ve Murat Ses ile de tanışarak Moğollar grubunu kurduk. Yani bu değişime katılabilmek için eski grubumuzdan ayrılıp Moğolları kurduk.

HABERHAYAT: Moğollar ismini nasıl seçtiniz?

CAHİT BERKAY: O zamanlar isimler daha gaddar ve haşindi. Haramiler, Apaşlar dünyada Animals, Battles her şey sertti. Müzik tarzları da öyleydi. Bizimde bulabildiğimiz en sert isim Moğollar oldu. Yeteri kadar haşin bulduk bu ismi. Moğolları kurma amacımız zaten yurt dışına gidebilmekti. Ama gittiğimizde hiç hesaba katmadığımız bir şeyle karşılaştık. Moğollar ismini telaffuz etmek yurt dışında oldukça zordu. Bu anlamda bazı sorunlar yaşamış olsak da genel olarak bu şekilde gelişti.

HABERHAYAT: Sonrasında Barış Manço ve Cem Karaca gibi isimlerle çalıştınız. Bu süreç nasıl ilerledi?

CAHİT BERKAY: O zaman solistimiz de yoktu. Barış Manço ile görüştük ve anlaştık. Türkiye’de turneye çıktık. Fakat Kütahya’da bir bomba patladı. Bize bir saldırı yapıldı. Buna Barış’ın söylediği gayet normal birkaç söz ver askerliğini henüz yapmamış olması bahane gösterildi. Durumlar böyle olunca Barış askere gitti. Bende bir gün plak şirketinde Cem Karaca ile görüştüm ve onunla çalışmaya başladık. Stüdyoya girerek deniz üstü köpürür, namus belası gibi parçalarla çıkış yaptık. O zamanlar oldukça yoğun çalıştık. Sonrasında Cem’le de görüşüp farklı projelerim olduğumu söyledim zaten askere gitmem gerekiyordu. Askere gittim ama döndüğümde ne grup kalmıştı ne bir şey. Farklı işlerle uğraşmak zorunda kaldım. Fransa’da barmenlik falan da yaptım. Daha sonra bir Türk lokantası açtım. İyi de para kazandım. Daha sonra Fransa’da Türk’le re karşı başlayan ırkçılık politikası bizi zorlamaya başladı. Bende Türkiye’ye dönme kararı aldım. Döndüğümde bir şantiye de çalışmaya başladım. Tercümanlık falan yapıyordum. Hatta bir gün lalelide sahte dinar toplarken polise yakalandım. Polise aslında meşhur biri olduğumu anlatmaya çalışırken beni görmeniz gerekirdi. Yavaş yavaş piyasa ve sinema sektörü gelişmeye başlayınca ufak tefek film müziği teklifleri gelmeye başladı. Onları yapıyorken Cem Karaca’dan bir mektup geldi. Türkiye’ye geri döneceğim grubu toplayalım dedi. Bende diğer arkadaşlara ulaştım ve yeniden toparlandık. Bir süre daha Cem’le müzik yapmaya devam ettik. Bu arada da film müziği işleri oldukça arttı. Derken zaman akıp geçti ve Moğollar efsane olmayı başardı.

 

HABERHAYAT: Film müziklerinde yakaladığınız başarılar tartışılmaz. Bu durum nasıl gelişti?

CAHİT BERKAY: Aslında tamamen tesadüfen gelişti. Amacımız batı müziği yapmak olsa da sadece batı enstrümanlarını kullanırsak bir farkımız kalmaz diye düşündük. Bu nedenle de kabak kemane, yaylı tambur, darbuka, kaşık, bağlama gibi enstrümanları batı müziği enstrümanları ile harmanlayarak farklı ve yenir bir tarz oluşturduk. Bu da bizi bu konuda dünya da tek yaptı. Bu özelliklerimiz de dikkat çekince ilk teklifimizi alarak o firmaya bir long play yaptık. Bu long play 1971 ‘’Academie Charles Cros’’ büyük plak ödülünü kazandı. Bu ödülü Moğollar’dan bir yıl önce Jimi Hendrix, bir yıl sonra ise Pink Floyd kazandı. Ödülün ne kadar önemli olduğunu oradan anlayın. Ardından Fransa’da iken ağırlıklı olarak sinemacıların takıldığı bir mekan vardı. Bizde orada takılıyorduk. Orada Atıf Yılmaz ile tanıştık. Bana bir filmim var bitince seni arayacağım dedi. Filmin konusu, bir araba var ve kötüleri üzerinden atıyor. İyilere iyi davranıyor. Enteresan gelmişti o zamanlar. Deli Yusuf filminden bahsediyoruz. Başrolde Zerrin Arbaş ve Cüneyt Arkın oynuyor. Bizde sunni ses çıkaran bir cihaz vardı. Filme efektler sağladık. Atıf abi efektleri çok beğenince kovalamaca sahnelerine ve duygusal sahnelere de müzik yapmamızı istedi. O gece bütün müzikleri bitirdik. Atıf abi bize inanamadı. Ama zaten o zamanlar filmler 20 gün gibi kısa sürelerde bitiyor. Zaten çok zamanınız olmuyor. Buna rağmen son derece hızlı bir şekilde işleri bitirmemiz ve o döneme göre oldukça başarılı işler çıkınca devamı kendiliğinden geldi.

HABERHAYAT: Film müziklerini yaparken nasıl bir yol izliyordunuz. Bu alandaki başarınızı neye bağlıyorsunuz?

CAHİT BERKAY: Öncelikle senaryoyu okuyoruz. O zamanlar filmler sessiz çekiliyor. Kabaca montajlanıp bize geliyor. Bizde onlar üzerinden nerelere müzik yapılacağına karar veriyoruz. Daha sonra o filmin içine girerek oyuncuların arasında dolaşarak o sahnenin istediği müziği, sana verdiği siparişi görebilmek ve o sesi çıkarabilmek gerekiyor. Eğer sahnede bir tebessüm varsa onu kahkahaya çevirmek, bir hüzün varsa onun da gözyaşına dönüşmesini sağlamak gerekiyor. Bu duyguları yaşatmak için önce yaşamak gerekiyor. Bunları yapabildiğimiz içinde bu alanda yaptığımız işler başarılı oldu.

 

You may also like...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir