SAMSUN’DAN MÜFİT CAN SAÇINTI GEÇTİ

Yazdığı senaryolar, yönettiği dizi ve filmler ve canlandırdığı karakterler ile Türk halkının gönlünde sarsılmaz bir yer edinen usta isim Müfit Can Saçıntı, tek kişilik tiyatro oyunu ‘Lafını Esirgemeyenler’ın turnesi kapsamında Samsun’a geldi.

Samsun’da bulunduğu süre içerisinde Haber Medya Grubu da ziyaret eden Saçıntı, Haber Medya çalışanlarıyla uzun uzun sohbet etti. Haber Radyo canlı yayınına katılan ünü yönetmen aynı zamanda HaberHayat Dergisi’nin sorularını yanıtladı.

 

Röportaj/ Fotoğraf: Yasir BABA

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

HABERHAYAT: Öncelikle hoş geldiniz. Samsun’da bir oyun oynayacaksınız. Samsun halkı size inanılmaz derecede hayranlık duyuyor… Stüdyolarımıza kadar geldiler…

MÜFİT CAN SAÇINTI: Ben de Samsun’a hayranım. Samsun zaten Cumhuriyet’imiz için sembolik bir şehir. İlk defa geliyorum ben Samsun’a. Belki bu konuda biraz ayıp ettik ama. 50 yıl üzerine bu ayıbımızı da giderdik. Tabii bütün illerimiz özel ama Samsun ayrı bir özel; Hem Cumhuriyetimiz açısından hem de Milli Mücadele tarihimizi açısından… Teşbihte hata olmasın; kutsal topraklar diyebiliriz. Samsun insanı da dün akşamdan beri yollardan itibaren çok güzel karşılıyorlar. Ne mutlu bana. Çok sıcak, samimiler…

Doğal güzellik olarak da çok beğendim. Çok fazla turne yapıyoruz. Şunu görüyorum ben; Türkiye’de birçok şehir, şehircilik anlamında maalesef karakterini kaybetmiş durumda. Birbirine benziyorlar. Beton binalar, asfalt yollar ve AVM’ler… Öyle bir şey olmuş ki; AVM’ler ülkenin gelişmişlik ölçü birimi olarak kullanılıyor. İnsanlar, şehirlerindeki AVM sayısıyla övünüyorlar. Yeşil neredeyse kalmamış ve sanki tüm şehirleri aynı mimarın elinden geçmiş gibi kutu kutu binalardan oluşuyor.

Gözümüzü bağlayıp gecenin 3’ünde bir şehre indirseler; hangi şehirde olduğumuzu anlayacak durumda değiliz. Sevinerek söylüyorum ki; Samsun bu illerden biri değil. Burada yeşile önem verilmiş. Tabii betonlaşan kısımlarını da gördüm ama diğer şehirlerimize kıyasla söylüyorum. Şehircilik anlamında Samsun karakterini yitirmemiş. Tek ricam; Samsun’da da diğer şehirlerde olduğu gibi betonlaşma tehlikesi var. Buna dikkat edilirse; Samsun daha güzel hale gelebilir.

HABERHAYAT: Oyununuz biraz bahsedebilir misiniz? Kaçıncı oyun? Oyununuzun kaçıncı sezonu? Turnedesiniz. Samsun’a nereden geldiniz? Nereye gideceksiniz?

MÜFİT CAN SAÇINTI: 3. Sezon. Kaçıncı oyun olduğunu şu an cidden unuttum. Almanya’dan geldim Samsun’a. Avrupa’da daha çok oynuyoruz. Hatta şunu diyebilirim Avrupa turnemi yarıda keserek Merzifon ve Samsun’a geldim. Samsun’dan sonra tekrar Avrupa’ya döneceğim. Avrupa’da 16 oyun daha oynayacağız.

HABERHAYAT: Avrupa’daki oyunlarınız nasıl geçiyor?

MÜFİT CAN SAÇINTI: Orada yaşayan insanlarımızın bizim dilimizle ve kültürümüzle yapılan sanata karşı başka bir hasreti var. Sağ olsunlar; bağırlarına basıyorlar.

HABERHAYAT: Bu ilginin biraz da sizinle alakası olabilir mi? Çünkü çok enteresan hayran kitleniz var…

MÜFİT CAN SAÇINTI: Ben ‘Çalışmaya karşıyım’ dediğim için ayrı bir sempati var (Gülüyor)

HABERHAYAT: O kadar yoğun bir programın içerisinde hiç kimseyi kırmadan herkesle bir araya gelmeye çalışıyorsunuz. Bir programınızda da ‘Kendinize Ayırdığınız 8 bin Gün’ diye bir konuşmanız vardı. Hiç vakit kalmıyor gibi… Siz kendinize nasıl vakit ayırıyorsunuz?

MÜFİT CAN SAÇINTI: Hayat dediğiniz şey; biraz sevmek, sevilmek, mutlu olmak, mutlu etmek oluyor. Benim bir yere gidişimle, sohbetimle mutlu oluyorsa ne mutlu bana! Hayatta insanı ne mutlu eder? Mutlu bir insanı görmek kadar bir insanı mutlu eden bir şey yoktur bence.

Zaman zaman soruyorlar; ‘Mutlu olmak için ne yapmak lazım?’ diye. Mutlu olmak için mutlu etmek lazım. Kötü hissettiğimiz anlarımızda gülen bir çocuğun yüzünü görünce mutlu olmamak mümkün mü? Kötü zamanlarımızda birilerini mutlu edersek mutlu oluyoruz.

 

 

 

 

 

 

 

 

HABERHAYAT: Seksenler dizisi çok tuttu, çok sevildi ama Doksanlar dizisi o kadar rağbet görmedi. Sizce bunun nedeni neydi? Hâlbuki 90’lar da çok farklı yıllardı?

MÜFİT CAN SAÇINTI: Seksenler dizisinin yönetmeniydim. Doksanlar dizisinin de ilk 2 bölümü ben çektim. Dizinin ekibini kurdum ve Mandıra Filozofu filminin çekimlerine gittim. Dizi ilk 2 bölümde çok büyük ilgi gördüm –Ben çektim diye söylemiyorum- ama bence şöyle bir şey oldu: İnsanlar, Seksenler ve Doksanlar gibi dizileri o dönemi görebilmek için izliyorlar. Doksanlar dizisinin senaryosunda sonrada biraz sapmalar oldu. 90’lardan ziyade hayaller anlatmaya başladılar. 90’larla ilgili asıl nostaljik ögeler fazla anlatılmamaya başlayınca dizinin ömrü biraz kısa oldu. Yoksa ekip de oyunlar da gayet iyiydi.

HABERHAYAT: Kısa ömürlü olmasının sebebi Seksenler’in devamı olarak görüldüğü için olabilir mi acaba? Bazen bir dizinin veya filmin devamı çekildiği zaman beklentinin altında kalabiliyor malum…

MÜFİT CAN SAÇINTI: Aslında şöyle bir durum var… Seksenler’i dönem dizisi olarak gördüler. Ama bizimkisi aslında dönem dizisi değil; nostalji dizisi… O dönemlerde yaşamış insanlar bu diziyi seyrettiği zaman çocukluklarına veya gençliklerine dönüyorlar. Gözlerinde hatıraları canlanıyor.

Doksanlar da aynı şekildeydi. Sonuçta 90’lı yıllarda da çocukluğu ve gençliği geçen insanlar vardı. Onlar da o yılları hatırlamak için diziyi izlediler. Doksanlar dizisine sahip de çıktılar aslında. Fakat bir süre sonra dizide o yılları değil de; hayalleri görmeye başlayınca izlemekten vaz geçtiler.

HABERHAYAT: Günümüzde insanların hemen hepsinde ‘bir geç kalmışlık duygusu’ hakim. Sanki hep bir şeyleri kaçırıyormuşuz gibi. Nasıl kurtuluruz bu histen?

MÜFİT CAN SAÇINTI: Dünya da hızlı yaşayan tek canlı insandır. Yani doğaya bakıldığı zaman hayvanlar bile neredeyse sadece avlanma durumunda kaçıyorlar ama insanlar öyle değil. Bence bunun tek sebebi de ölüm korkusudur. Kendimize nasıl olsa bir gün öleceğiz diyoruz ve çok hızlı yaşıyoruz. Bu hızda bazı anlara geç kalıyoruz. Bu hızlı yaşam da bize bir geç kalmışlık hissi veriyor. Aynı anda üç şarkı dinleyebiliyoruz ama o şarkılarının ritmini yakalayamıyoruz aynı hayata geç kalmak gibi. Bazen sinemaya birden fazla film geliyor ve hangisini izlesek diye düşünüyoruz. Oysaki herhangi birinde kültür edinsek bu sorunda ortadan kalkar. Yani bu geç kalmışlık hissi bazen kültür ve seçicilikten de geçer. Eğer bu hızı düşürerek içimizde ki kaygıyı da azaltırsak, geç kalmışlık hissini de azaltmış oluruz.

HABERHAYAT: Bireysel deneyimlerinize dayanarak geçmişten günümüze Türkiye toplumunun değişimini nasıl değerlendiriyorsunuz?

MÜFİT CAN SAÇINTI: Toplumun değişmesinde teknolojik unsurlar etkili olduysa da en çok para etkili olmuştur diyebilirim. İnsan hayatında para önemli bir yere sahip ama bu kadar değerli olmamalı. Özellikle 80’li yıllardan sonra insanların arkadaşlık, dostluk kavramı değişti. Bir duygu nasıl parayla ölçülebilir ki. Yani bir komşuluğu kaç paraya satın alabilirsin?

HABERHAYAT: Son on yılda çekilmiş en iyi Türk filmleri hangileridir?

MÜFİT CAN SAÇINTI: Mesela ilk sırada Halit Akçatepe ve Tarık Akan’dan  “Canım Kardeşim” geliyor. Aynı şekilde Cem Yılmaz’ın “Hokkabaz” filmi de fantastik açıdan ziyade gerçekçi olarak çok hoş.  Bunun yanında pek bilinmese de Reha Erdem diye bir yönetmen arkadaşım var onun “Kaç para kaç” “Korkuyorum anne” filmleri de bana başarılı geliyor. Tabi bunların yanında Nuri Bilge Ceylan, uluslararası gururumuz olmuş durumda. Ceylan’ın “Bir zamanlar Anadolu da” yapıtını da severim.

HABERHAYAT: Haber Medya Grubu’nu nasıl buldunuz?

MÜFİT CAN SAÇINTI: Biz bundan öncede birçok şehirde yerel gazetelerin, yerel televizyon ve radyoların ofislerini ziyaret edip söyleşi yapıyorduk. Ben, buraya da gelirken yine apartman altı, küçücük izbe bir yerde yayın yapacağız sanıyordum. Türkiye’deki büyük medya kuruluşları nasılsa burası da öyle bir yayın kuruluşu. Zaten televizyonunuz da dünya çapında yayın yapıyormuş.

HABERHAYAT: Haberhayat Dergisi okurları özelinde Samsun halkına neler söylemek istersiniz?

MÜFİT CAN SAÇINTI: Gerçeği söylemek gerekirse, HaberHayat dergisinin dünya çapında uluslararası bir dergi olduğunu bilmiyordum ve öğrenince çok mutlu oldum. Hem biçimiyle, içeriğiyle hem de konularıyla oldukça kaliteli bir dergi. Bu yönden Samsun halkı çok şanslı bence. Böyle bir derginin okuru olmak ayrıcalık gibi bir şey. İstanbul da yayımlanması çok iyi olurdu.

 

 

Beğene bileceğinizi düşündüklerimiz...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir