SAMSUN’UN YETİŞTİRDİĞİ DEĞERLİ SANATÇILARDAN ÜNAL YETER

Babamın Ceketi, Bizans Oyunları, Aile Arasında gibi sevilen sinema filmlerinde yer alan ve şu sıralar Güldür Güldür Show ekibinde bulunan Samsunlu sanatçı Ünal Yeter, HaberHayat Dergisi’ne konuğu oldu.

Ünal Yeter oyunculuk hayatı, Türk seyircisinin mizah algısını gibi konularda özel açıklamalar yaptı.

Yasir BABA

 

HABERHAYAT: Ünal Bey, öncelikle sizi kendi ağzınızdan tanıyabilir miyiz? Ünal Yeter kimdir?

ÜNAL YETER: ‘77 Samsun doğumludur. Çocukluğu ve gençliği Samsun’da geçmiştir. Samsun’daki hemen hemen tüm amatör ve profesyonel tiyatro gruplarıyla çalışmıştır. Sonrasında Ankara Üniversitesi’nde oyunculuk okumuş, bir kaç yıl Ankara Devlet Tiyatrolarında çalışmış, seslendirme işiyle uğramıştır. En sonunda İstanbul’a göçmüş; hali hazırda oyunculuk, seslendirme, yazarlık gibi işler yapmaktadır. Evlidir ve bir tane kızı vardır. Ünal Yeter budur. Böyle tanıtınca pek de heyecanlı bir hayatım olmamış gibi, ama heyecanlı kısımları da var(gülüyor)

HABERHAYAT: Samsunlusunuz. Memleketinizle aranız nasıl? Samsun deyince aklınızda neler canlanıyor?

ÜNAL YETER: Kıymalı pide. Çiftlik Caddesi. Doğupark. Deniz kıyısında sırtını denize dönerek oturan insanlar. Sevgilileri sopayla ayıran zabıta. Samsun Oda Tiyatrosunun kapatılması. Gazi Sahnesinin kapatılması… Samsunla ilgili aklımda canlanan kötü anılar, güzel anılardan daha fazla. Çocukluğumuzdaki fuarları unutmuyorum ama. Oda Tiyatrosunun gıcırdayan kulisinde heyecanla sahneye çıktığım zamanları da unutmuyorum. Bana sadece iyi oyuncu olmayı değil, iyi insan olmayı öğreten bütün ağabeylerime, ablalarıma selam olsun. Atatürk Parkı civarındaki Kültür Bakanlığı kitaplarını satan küçük dükkanı da unutamam. İlk kitaplarımı satın aldığım yer. Umarım hala oradadır.

Samsun’a çok sık gelemiyorum doğrusu. Ancak her yıl KATİB (Karadeniz’e kıyısı olan Tiyatrolar Birliği) tarafından düzenli olarak yapılan Tiyatro Köyüne katılmaya çalışıyorum. Ayrıca önemli organizasyonlar için fırsat bulabilirsem geliyorum yine. Gelmişken kıymalı pide olsun, döner olsun; yemeden dönmüyorum.

HABERHAYAT: Hangi projelerle uğraşıyorsunuz şu aralar? Gelecek planlarınız nelerdir?

ÜNAL YETER: Şu aralar güldür Güldür Show için provalar devam ediyor. Ayrıca tiyatro İkinci Kat’ta harika bir ekiple Işıltılı Haşereler isimli bir oyun oynuyoruz. Eğer ayarlayabilirsek Samsun’a da turneye gelmek istiyoruz. Gelecek ile ilgili planlara gelince… Yaptığım hiç bir planı tutturamıyorum ben. Plansız biri olmak istemezdim doğrusu, ama sanırım öyleyim.

HABERHAYAT: Yoğun bir tempoda çalışıyorsunuz. Nasıl ayak uyduruyorsunuz bu yoğunluğa?

ÜNAL YETER: Uyduramıyorum. Bazen sadece sürükleniyorum. Aynı anda hem televizyona hem tiyatroya hem seslendirmeye yetişmek; üstelik her birinin takvimini diğerine uydurmak büyük mesele benim için. İşimin yoğunluğu nedeniyle ailemi de ihmal etmek istemiyorum. Hepsine yetişmeye çalışmak çok yorucu… Tabii oyunculuk mesleğinde, her zaman yoğun bir tempoda çalışılmadığını da hatırlatmak isterim. Bazen işler bir durur, siz aylarca hiçbir şey yapmadan oturursunuz. O yüzden bu tempodan şikayet etmek yerine şükrediyorum.

HABERHAYAT:  ‘Hiç bu mesleği yapmasaydım’ dediğiniz oluyor mu? Oyuncu olmasaydınız ne iş yapardınız?

ÜNAL YETER: Oyuncu olmasaydım, başka bir işe yaramazdım. Hayatta kalabilmek için çalışırdım elbette, ancak hiç bir işi böyle severek yapamazdım. Geçinmek için çalışmakla, sevdiğin şeyi yaparak geçinmek aynı şey değil bana göre. Ancak son yıllarda bir şeyler yazmayı da çok heyecan verici buluyorum. Yakın bir zamanda, yazdığım bir çocuk oyunu İzmir Devlet Tiyatrosu tarafından sahnelenmeye başladı mesela. Çok merak ediyorum; nasıl bir gösteri olacağını. Ayrıca zaman zaman dizi de yazıyoruz bir arkadaşımla. Yazdıklarının başkaları tarafından izlenmesi, insanların yazdıklarından etkilenmesi fikri çok acayip geliyor bana. Yine de oyunculuk hala ilk sırada.

HABERHAYAT: İzleyici sizi daha çok komedi türündeki yapımlardan tanıyor… Kariyerinizde komedinin önemli bir yeri var. Bu bilinçli bir yönelim mi yoksa kendiliğinde gelişen bir süreç mi?

ÜNAL YETER: Aslında komedi bilinçli bir seçim değildi. İstanbul’a ilk geldiğim zamanlarda, bulabildiğim tüm işlerde çalıştım. İçlerinde dramalar da vardı, komediler de… Kariyer planlaması yapacak durumda değildim. Tek derdim, kiramı ödeyebilmekti. Yıllar sonra baktığımda derdimin hala kira ödemek olduğunu görüyorum. Bizim piyasamız bir süreklilik, iş garantisi, emeklilik gibi güvenceler sunmadığı için hala bulabildiğim tüm işlerde oynamaya çalışıyorum. Bana gelen işlerin çoğu da komedi türünde oluyor… Zaten, oyunculukta sizin neler yapabileceğinize bakmazlar pek. Televizyonda daha önce ne yapmışsan, yine onu yapmanı isterler. Ben de daha çok komedi yaptığım için şimdi yine komedi yapmamı istiyorlar. Döngü bu kadar basit aslında. Şöyle bir örnek vereyim: Geçenlerde, beni tiyatroda izleyen bir seyircim, sahnede ağlamama çok şaşırdığını söyledi. Çünkü beni sadece komedyen olarak yazmış kafasına, belli. Hâlbuki benim mesleğim oyunculuk. Ben okuldan Shakespeare oynayarak Çehov oynayarak mezun oldum. Benim işim, bana verilen her rolü oynamaya çalışmak. Komedi değil diye reddettiğim bir işim olmadı yani.

HABERHAYAT: Sizce, Türk insanının mizah algısı nasıl? Nelere gülüyor izleyici?

ÜNAL YETER: Bu fazla kapsamlı bir soru benim için. Ancak gözlemlediğim kadarıyla şunu söyleyebilirim; biz eskiden daha zekice şeylere gülerdik sanki. Çünkü sıkı bir mizah geleneğimiz vardı. Ancak gözde bir tüketim toplumuna dönüştüğümüz için mizahımız da hızla tüketilen bir sosyal ürüne dönüştü. Burada niyetim yeni gelen kuşağı kötülemek değil elbette. Çünkü televizyonların asıl hedef kitlesi onlar değil. Onların anne ve babaları. Yeni nesil, televizyona sadık değil zaten. Onlar istedikleri her şeye, istedikleri anda ulaşabiliyorlar. Kimse onları akşam saatlerinde televizyon karşısında tutamaz. Bence mizahı besleyecek olan asıl kuşak arkamızdan geliyor. Yani bu röportaj yayınlandığı zamanda bile bu cevap çoktan eskimiş olacak.

HABERHAYAT: Güzel bir aileniz, dünyalar tatlısı bir de çocuğunuz var. Baba olmak sizce nasıl bir duygu? Baba olduktan sonra neler değişti hayatınızda?

ÜNAL YETER: Baba olmak, hayatımda yaptığım en zor iş. Bir çocukla ilgilenmek, onunla zaman geçirmek, oyun oynamak, etkinlikler yapmak… Bazen diyorum ki içimden; ver eline tableti, sussun. Yapmamaya çalışıyorum tabii. Kızımın hak ettiği zamanı ona sunmak istiyorum. Deniz doğduğunda, eşim de ben de iki yıl iş yapmamayı göze almıştık mesela. Bir çocuğa bakmak için bir köy lazımmış derler ya; bir kasaba bile az geliyormuş, onu gördük. Bir de eşyalarının düzgün durmasına alışık olan benim gibi biri için, evin savaş alanına dönmesini görmek çok üzücü. Tavsiyem; bakamayacağınız, birlikte oynayamayacağınız, masal okuyamayacağınız bir çocuğu dünyaya getirmeyin.

HABERHAYAT: Çocuğunuza nasıl bir dünya bırakmak istersiniz?

ÜNAL YETER: Ekonomik ve sosyal güvencesi olsun, iyi eğitim alsın, bir patlamada, ihmal sonucu gelişen bir kazada yitip gitmesin, kendisini özgürce ifade edebilsin, cinsiyeti yüzünden başına bir bela gelmesin… Yani her çocuğun hak ettiği gibi bir dünya olsun. Fazlasını beklemiyorum. İnsan gibi yaşanacak bir gezegen, benim için yeterli.

HABERHAYAT: Son olarak eklemek istediğiniz bir şeyler var mıdır?

ÜNAL YETER: İlginize çok teşekkürler. Yayın hayatınızda başarılar diliyorum.

 

 

Beğene bileceğinizi düşündüklerimiz...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir