ŞİMDİ SORGULAMA DEĞİL FARKINDALIK ZAMANI

Share

Sevgili anne-babalar gözümüzden sakındığımız ve canımızdan çok sevdiğimiz çocuklarımız yoğun bir eğitim sürecinin sonrasında yarıyıl tatiline girecekler. Çalışmalarının karşılığını alanlar da olacak, alamayanlar da… Bunun için iyi çalışmış olanlar da olabileceği gibi yeterince çalışmamış olanlar da olacak… Durum ne olursa olsun, sonuç ne olursa olsun yüzleşilecek bir gerçeğin varlığı kaçınılmaz. Yüzleşmek ebeveyn için de çocuk için de bazı şeylerin farkına varılması için bir fırsattır ya da fırsata dönüştürülebilir. Karne tatili hesaplaşma ya da hesap sorma zamanı değildir, farklı görme, fark etme ve bir çıkış yolu bulma zamanıdır. Çocuklar ve gençlerin her biri farklı bireylerdir, özellikleri ve yetenekleri farklıdır, dolayısıyla karne notlarının ve başarı düzeylerinin farklı olması kadar doğal ne olabilir ki… Burada fark etme ve farklı görmeye katkı amacıyla siz değerli anne-babalarla bilgi paylaşımı içinde olmayı hedefledik.

Başarı koşullanması öğrenci için örseleyicidir

‘Tüm hayallerim benim başarmama bağlı’ düşüncesinin özellikle ergenlerde olmasında çevresel uygun olmayan yarış ortamının ve ebeveyn koşullanmasının içselleştirilmesinin büyük rolü yadsınamaz bir gerçek. Daha sonra bu düşünceler giderek yoğunlaşmakta ve “mutlaka başarılı olmalıyım” saplantısına dönüşmektedir. Sonrasında ise sınavla ilgili kaygılar üst düzeye çıkmakta ve dahası bu kaygılar eğer çocuk ya da ergen dışa dönük, becerikli, sosyal bir çocuk ise ebeveyn ve öğretmenleri tarafından fark edilememenin yanında mutlu ve huzurlu bir çocuk olduğu şeklinde de algılanabilmektedir.

Bazen anne-babalar çocuklarına ders başarısı ile ilgili baskıda bulunmamalarına, onları koşullandırmamalarına ve aile ortamının huzurlu olmasına rağmen bu konunun ne kadar önemli olduğu ile ilgili önceden aralarında yapmış oldukları bir konuşma bile öğrencinin aklından çıkmayabilir ve ona anne ve babasının ondan çok başarılı olmasını beklediklerini düşündürebilir.

Öte yandan, mükemmeliyetçi, her hangi bir konuda başarısız olmanın kendileri için olanaksız olan, bu nedenle gerek evde gerekse iş yerinde işine aşırı yüklenen, kendisine ve çocuklarına keyifli bir şeyler yapabilmek için hiç zamanı kalmayan ebeveynler sorumluluk alma, çok çalışma ve başarılı olma konusunda çok iyi örnek olmuş olabilirler, buna karşın sıkıntıları paylaşma, çözüm arama ve üretebilme konularında iyi örnek olamayabilirler. Anne-babalar hiçbir zaman “çok çalış, başarılı ol” dememiş olsalar bile kendi yaşam şekilleri ve yaşama bakışlarıyla bunun gerekli olduğu mesajını abartılı bir şekilde fark etmeden çocuklarına verebilirler. Sonuçta bu durum başarısız olursa ailesini hayal kırıklığına uğratacağı düşüncesi ile çocukta belirgin sınav kaygısı oluşturacak kadar bir başarı koşullanması boyutuna ulaşabilir.

 

 

 

 

 

DERS ÇALIŞMA SORUMLULUĞU KAZANDIRMA BAZI YAKLAŞIMLARLA ZORLAŞABİLİR

Çocukların dersleri ve ödevleri ile ilgili sorumlukları daha erken çocukluk dönemindeki yaklaşımlarla yakından ilişkilidir.  Bazı anne babaların daha küçük olduklarını ve kıyamadıklarını söyleyip ‘’şimdiden bıktırmayalım’’ düşünceleri ve yaklaşımları çocuğun okula başladığında ders çalışma ve plan yapma sorumluluğunu üstlenmesinde zorlanmasına neden olabilmektedir. Yani sorumluluk verilme yaşı ertelendikçe çalışma sorumluluğu o kadar zorlaşabilmektedir. Diğer taraftan her çocuğun ders çalışma ve öğrenme stili farklıdır, çocuğu yeterince başarılı olmasına karşın mükemmeliyetçi-titiz bir tutumla ders çalışma biçimini eleştiren ve müdahale eden anne-baba yaklaşımı çocuğun ders çalışma isteğini, motivasyonunu ve sorumluluk duygusunu azaltacaktır.

Ders çalışma isteğini ve sorumluluk duygusu oluşturan farkındalığın başlaması ve sürdürülebilmesinde ebeveynin kararlı tutum sergilemesi belirleyicidir. Örneğin dersin öneminin içselleştirilmesine yönelik ilgi ve sohbetler aynı kararlılıkta ve homojenlikte devam etmeyebilir ya da dersin tek başına yapılmasının önemini defalarca söyler anne-baba, ancak yapılamayan dersler olduğunda ve çocuk dersin başına oturmadığında derslerin çoğunluğu yine kendilerinin desteğiyle yapılır.

NASIL YAKLAŞALIM

Bazı çocuklar yaşıtlarına göre daha yavaştırlar, ders plan –programı yapmada ve bunu uygulamada yeterince beceri göstermeyebilirler ya da dersi bitirmeleri çok uzun sürebilir. Böyle bir çocuk karşısında anne baba ondan kendi başına halletmesini istemekten kaçınır, onun yapmasına fırsat vermeden ödev ya da dersi kendileri üstlenirler. Halbuki çocukların kendilerine güvenebilmeleri, akademik becerilerini geliştirebilmeleri ve ders sorumluluğunu almayı öğrenmeleri için daha fazla kendi başına ders yapma fırsatına gereksinimleri vardır. Yavaş da yapsalar bırakalım çocuklar kendileri yapsınlar.

Çocuğun kendisine ve başkalarına saygılı, sorumluluklarını bilen, sağlıklı iletişim kurabilen, sorunlar karşısında uygun çözümler üretebilen, zorluklarla baş edebilen, çeşitli travmaları başarıyla atlatabilen birer erişkin olmasının temellerini çocukluk ve ergenlik döneminde atmak ailenin ve toplumun asıl sorumluluğudur. Ayrıca çocuklarının akademik gereklerini yerine getirme sorumluluğu konusunda sorun yaşayan anne babaların öncelikle çocukla olan iletişimlerini, evdeki kuralları-sınırları, çocuğa ayrılan zamanı, övgü-eleştiri dengesini gözden geçirmeleri gerekir.

Çocuklar oldukça dikkatli gözlemcidirler ve onlar anne babanın söylediklerini değil onların davranışlarını gözlemleyerek ve içselleştirerek  öğrenirler. Birçok konuda olduğu gibi, anne-baba eğitim alanında da sorumlu bir birey olma konusunda çocuğa örnek olmalıdır. Örneğin çocuğunun yeterince kitap okumasını isteyen bir ailede diğer yetişkin bireylerin de kitap okuması ve hatta belirli günlerde ailece ‘kitap okuma saati’ programının uygulanması uygun ve gerekli rol model davranış olabilir.

Diğer taraftan anne-babanın kendi mesleğini ya da işini severek ve motive bir şekilde yapması, çocuğun işi olan öğrenciliğin gereklerini yerine getirmesinde sürükleyici ve itici bir güç olacaktır. Tam tersi işinden yakınan ve işinin sorumluluklarını yerine getirmeyen ve  ‘çalıştığım yerde şu birime geçsem de rahat etsem, kurtulsam çalışmaktan’ diyen bir anne- babanın çocuğunun ‘kar yağsa da okullar tatil olsa’  demesi de kaçınılmazdır. Bu nedenle ‘biri bizi gözetliyor’ gibi düşünerek davranış sergilememiz ve çocuğumuzdan beklediğimiz akademik başarının bizim iş başarımız ve işimizi sevmemizle paralellik gösterdiğini bilmemiz önemlidir.

Çocuğun yapamadığı ve yeterince iyi olmadığı konulara odaklanmak yerine daha geniş açıdan bakarak onun daha iyi olduğu ve becerdiği akademik alanları görmeye çalışmak ve ön plana çıkarmak önemlidir. Başkalarının yanında ders başarısı eksikliği ve yetersizliği yermektense yaptıklarından övgü ile söz edilmesi gencin çok hoşuna gider ve övülen tarafını sürdürmeye ve geliştirmeye devam eder.

Eğitimi ile ilgili gelecekteki beklentilerini, hedeflerini sizlerle konuşmak isterse, fikirlerinizi kabul ettirmeye değil mantıklı olarak tartışmaya hazır olmanız,  onun fikir ve isteklerine değer verdiğinizi belirtmeniz uygun bir yaklaşım olacaktır. Anne baba olarak çocuğunuzla ilgili beklentiniz gerçekçi olmalıdır. Bunun için çocuğunuz tarafınızca iyi tanınmalı,  neyi başarıp neyi başaramayacağı bilinmeli, özgün özelliği içinde değerlendirilmeli ve ona uygun elbise dikilmelidir. Başarı konusunda çocuklar hiçbir zaman başkalarıyla kıyaslanmamalı, her bir bireyin diğerlerinden farklı performans ve potansiyele sahip olduğu unutulmamalıdır.

Kaygı bulaşıcı bir duygudur, anne ve baba olarak sizler çocuklarınızın en yakınındaki temel modellersiniz. Çocuklar sadece duyduklarıyla değil gördükleriyle de öğrenirler ve uygularlar. Yapıcı düşünerek kaygınızı kontrol altında tutun ve onların kaygılarını da bu şekilde kendi potanızda eritin. Anne babanın karamsar yaklaşımı ve çocuğunun başaramayacağını düşünmesi onun kaygısını artıracak ve potansiyelini kullanmasını engelleyecektir. Anne baba olarak yıkıcı değil yapıcı düşünce içerisinde olmanız çocuğunuza daha fazla yardımcı olmanıza neden olacaktır.

SONUÇ OLARAK;

Başarı durumunda övgüde ve başarısızlıkta eleştiride aşırıya kaçılmamalı,  başarıya değil gayrete odaklanılmalı, gayret ödüllendirilmeli, bir alanda ve izole başarısızlık genellenmemelidir.

Eğer eğitim alanında bir yetersizliği varsa çocuğun güçlüğünü ve çıkmazlarını kabul edelim. Bunun beyindeki yapısal, işlevsel bir sorundan kaynaklandığını unutmayarak başarısızlığından dolayı çocuğu suçlamayalım ve yargılamayalım. Onları hep birileriyle aynı kantarda tartmayalım, her çocuk özeldir ve her çocuk farklıdır. Çocuklarımız iyi ki birbirlerinden farklılar, iyi ki her birinin güçlü yönleri ve zayıf yönleri birbirine benzemez. Çocuklarımızı her şekilde, her haliyle sevelim ve her şekilde onları kabul ettiğimizi gösterelim.

Bir sonraki yazımızda buluşmak üzere, sağlıcakla kalınız

 

You may also like...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir