SİNEMADA TÜRLER 3 BİLİM KURGU

Share

Bilimkurgu sineması, çok nevi şahsına münhasır bir türdür. Müptelası çoktur, ama sevmek çoğu zaman belli şartları gerektirir. Has bilimkurgu için söylüyorum bunu elbette. Yoksa kırma bilimkurguların hayranları için türün fanatiği diyemeyiz. Bunlar, asıl hayranı oldukları türün bir alt versiyonu olarak bu kırma filmleri tutarlar. Örneğin uzaylı istilası filmleri korku unsurlarından dolayı çekici bulunur. Invasion of the Body Snatchers (Don Siegel, 1956) böyle bir filmdir. Eser o derece etkiliydi ve öyle ilgi uyandırdı ki, daha sonra dört uyarlaması daha yapıldı.

 

 

 

 

 

 

 

Invasion of the Body Snatchers

 

  1. yüzyılda bilim ve teknoloji hızla gelişir ve modernlik alıp başını giderken, bu durum insanlar üzerinde hayli etki bırakarak, onları daha geniş düşünmeye itti ve edebiyatta pek çok bilimkurgu örneği bu dönemde ortaya kondu. Sinemanın1895’te hayatımıza girişiyle birlikte bilimkurgu uyarlamalarına ilg duyulmaya başlandı elbette. Hatta sinemanın ilk klasiklerinden biri olan Melies‘nin Le Voyage dans La Lune‘si (Aya Seyahat, 1902) bir Jules Verne uyarlamasıydı. 1920’li yıllarda bu türün örnekleri çoğalmaya başladı. 1. Dünya Savaşı sonrası teknolojinin başına neler getireceğini anlayan insanların bu korkusundan beslenen ürünler yapmaya başladı sinemacılar. Fritz Lang’ın 1927 tarihli Metropolis’i bu anlayışın en ünlü ve önemli örneğidir.

 

 

 

 

 

 

 

Metropolis

Bilimkurgu daha çok dizilerle girdi bizim kuşağın hayatına. Uzay 1999 (Space 1999, 1975-77), Uzay Yolu (Star Trek, 1966-69) gibi insanı ekran karşısına bağlayan diziler gösterilirdi. Sonradan Savaş Yıldızı Galaktika (Battlestar Galactica, 1978-79) dizisi gelip “Saylonlular”ı bizle tanıştırdı. Uzay Yolu o derece popülerleşmişti ki, bizimkiler bir Turist Ömer versiyonu yapmışlar ve böylece serinin en tutulan, kültleşen halkasını üretmişlerdi: Turist Ömer Uzay Yolunda (Hulki Saner, 1973)!

Turist Ömer Uzay Yolunda

Bu dizilerin tutmaması mümkün değildi. Bir kere karakterleriyle çekiciydiler. Leonard Nimoy‘un Uzay Yolu‘ndaki sivri kulaklı Vulkanlı Mr. Spock karakteri bile tek başına o dönemi simgelemeye yeterlidir. Tabi, bu diziler bilimkurgu öğelerinden çok içerdikleri gizemli maceralarla ilgi çekmekteydiler. 70lerin sonu, 80lerin başında Isaac Asimov ve Erich von Daniken gibi yazarların uçuk bilimkurgu romanları bizde popülerleşmeye başlamıştı. O dönemin benzersiz çocuk sergisi Milliyet Çocuk‘ta Flash Gordon çizgi romanı yayınlanırdı. Michael York‘un başrolünde oynadığı Logan’s Run (Michael Anderson, 1976) bir klasikti ve tek kanallı siyah beyaz televizyonda gösterilmişti. Sonra sinemada Superman‘i izledik. Efektleri dönemine göre hayranlık uyandırıcıydı.

Superman

Ancak bu ve benzeri filmler bir bilimkurgu hayranı olmama yol açmadılar. Yıllar sonra izlediğim Solaris (Andrei Tarkovsky, 1972), Stalker (Tarkovsky, 1979), 2001: A Space Odyssey gibi bilimkurgu klasikleri bende hayranlık uyandırdılar elbette, ama The Time Machine (George Pal, 1960) (Aynı adlı bir dizi de vardı TRT’de, hayal meyal hatırlıyorum), Planet of the Apes (Franklin J. Schaffner, 1968) gibi kırmalar beni bir anda ele geçiren klasiklerdi.

Planet of the Apes

Bilimkurgunun o kırma yapımların ötesinde, sinema tarihine damgasını vurmuş örnekleri, daha sinemanın emekleme çağında verilmeye başlandı. Le Voyage dans La Lune‘den bu yana Steampunk, Siberpunk, Kıyamet Sonrası, Kılıç ve Gezegen, Uzay Operası gibi alt türler yaratarak büyümeye, ilerlemeye devam ediyor.

Derken 70lerin sonunda Star Wars (Yıldız Savaşları, George Lucas, 1977) girdi hayatımıza. Girişiyle uzay filmlerindeki anlayışı tümüyle değiştiriverdi. İlk Yıldız Savaşları‘nın popülaritesi üzerine Flash Gordon (Mike Hodges, 1980), Dune (David Lynch, 1984) gibi filmler çekildi. Hatta bizde Cüneyt ArkınAytekin Akkaya ikilisini buluşturan, bugün kült mertebesine ulaşmış, uzay sahneleri için Star Wars‘tan bolca parça montelenmiş, ilginç bir film yapılmıştır: Dünyayı Kurtaran Adam (Çetin İnanç, 1982)!

Dünyayı Kurtaran Adam

Yıllar geçtikçe kültleşmiş iki bilimkurgu filmi de, Forbidden Planet (Fred M. Wilcox, 1956) ve Fantastic Voyage‘dır (Richard Fleischer, 1966). Ama sonradan Alien serisini yaratacak ekipte yer alacak Dan O’Bannon ile John Carpenter‘ın, artık klasikleşen Alien‘in öncülü sayılabilecek hikâyesiyle de vurucu olan, ikilinin Güney Kaliforniya Üniversitesi‘ndeki bitirme ödevleri Dark Star‘ın (Carpenter, 1974) yeri ayrıdır! Filmin müziğini Carpenter yapar ve O’Bannon kurgunun yanı sıra başrolü de üstlenir. Carpenter filmlerinin müziklerini kendi yapmaya profesyonel hayatı boyunca devam edecektir ve bu ona hayli ekonomi sağlayacaktır. 60.000 dolarlık kısıtlı bir bütçeyle bir uzay ve yaratık filmi yapmak gibi uçuk bir maceraya atılan ikili, aksayan yönleri aslında komedi yapma niyetiyle yola çıktıkları görüşüyle savunulsa da, yine de hayli başarılı bir sonuç elde etmiştir. İnsanoğlunun evrenin en ücra noktalarına hükmetmeye başladığı bir gelecekte geçen öyküde akıllı silahlarla donatılmış uzay gemisi Dark Star‘ın mürettebatı yirmi yıldır devam eden bir görevdedir: Stabil olmayan gezegenleri bulup yok etmek! Çeşitli olaylar sonucu gemiye bir yaratık sızar ve olaylar içinden çıkılmaz bir hal alır. Mürettebat gemide oluşan sorunları çözmeye ve yaratıktan kurtulmaya çalışırken, akıllı silahları yöneten, 2001: A Space Odyssey‘deki HAL benzeri bilgisayar, olayı çözmek için gemiyi patlatması gerektiğine karar verir! Ekip, patlamaya hazırlanan bombayı ikna etmeye çalışırken, onu manuel olarak devre dışı bırakmayı deneyenler olur. Sonuçta bomba ikna olmaz ve “Let there be light!” (Işık olsun!) diyerek patlar. Balon benzeri bir jel şeklinde tasarlanan garip yaratık, gerçekten de insanı tebessüm ettirmektedir. Ama geleceğin iki muhteşem sinema adamından pırıltıları filmin her anında bulmak mümkündür.

Dark Star

Bugün ilk etkisini sürüdüren bilimkurgular ne yazık ki bu türün has örneklerinden çok, benim ‘kırma’ tabir ettiğim örnekler. Invasion of the Body Snatchers, Planet of the Apes, Total Recall (Paul Verhoeven, 1990), Starship Troopers (Paul Verhoeven, 1997), Outland (Peter Hyams, 19981)… Liste böyle uzayıp gidiyor. Ama bu listeye sızan mücevher bir saf bilimkurgu, daha doğrusu onun uzaylı filmi alt türü örneği var ki, sanırım ömür boyu ondan vazgeçemeyiz: E.T. (Steven Spielberg,1982)

 

İlker Mutlu

You may also like...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir