SON KALANLAR 2 / Geçmişten geleceğe aktarılan değerlerin koruyucusudur onlar

Herkes İyi Bilmeli Şu Değişmez Gerçeği Geçmişini Korumayan Kuramaz Geleceği…

Harama bakma. Haram yeme. Haram içme. Doğru, sabırlı, dayanıklı ol. Yalan söyleme. Büyüklerden önce söze başlama. Kimseyi kandırma. Kanaatkâr ol. Dünya malına tamah etme. Yanlış ölçme, eksik tartma. Kuvvetli ve üstün durumda iken affetmesini, hiddetli iken yumuşak davranmasını bil. Kendin muhtaç iken bile başkalarına verecek kadar cömert ol.

Toplumsal ihtiyaçlar farklı alanlarda ve sanatlarda ustalaşmayı tetikleyerek ustaların günümüze kadar sanatlarını icra etmelerini sağlamıştır. ÇIRAKLIKLA BAŞLAYAN SANAT ve MESLEK ÖĞRENME SÜRECİNİ, KALFALIKLA PEKİŞTİRİREREK başarıyla tamamlayanlar, yaşamını bir sanatın veya mesleğin USTASI olarak devam ettirme ayrıcalığına sahip olmuştur. İnsanlık, ihtiyaç duyduğu ve ihtiyaçlarını gidermekte çaresiz kaldığı her şeye icatlar vasıtası ile sahip olabilmiştir. Her icat bir mucidin ve bu mucitlerde USTALIK müessesesinin oluşmasını sağlamıştır. Yüzyıllar öncesinin ustalarının günümüze taşıdığı değerler silsilesi hala varlığını devam ettirmeye çalışsa da bazı ustalık gerektiren sanatlar teknolojiye ve çağın yeniliklerine yenilmiş, çırak ve kalfa yetiştiremeyen ustalar ve zanaatları yok olma tehlikesiyle karşı karşıya kalmıştır. Samsun ili önemli bir ticaret merkezi ve durak noktası olması sebebiyle tarih boyunca birçok ustanın yetişmesini sağlamıştır. Bu yazıda Samsun’un SON KALAN USTALARININ geleceğe dair söylenmiş sözlerini ve bugün ki görüntülerinin geleceğe iz düşümlerini izleyeceksiniz…

 

 

 

 

 

 

 

EYERCİLİK /  SEMERCİLİK

Atların asırlardır insanoğlunun hayatında çok önemli yeri vardır. Özellikle göçebe yaşayan topluluklarda at hayatın en önemli parçalarındandır. Buna bağlı olarak da atların üzerinde rahat oturmak ve atı düzgün bir şekilde yönlendirmek için tarihte eyercilik mesleği ortaya çıkmıştır.

Atların daha çok tarımda ve insan ve yük taşımacılığında kullanıldığı dönemlerde daha fazla değer gören eyercilik, günümüzde teknolojinin gelişmesi, atın tarımda değerini yitirmesi, traktörlerin tarlalara girmesi ve araç sayısının artması dolayısıyla değerini yitirmiştir. Birçok eyer ustası, talebin düşük olması nedeniyle iş yerini kapatmış ve mesleğini sürdürmekten vazgeçmiştir. Samsun’un son Eğerci ustası da babasından öğrendiği bu sanatı onun vefatından sonra bırakmış ancak yıllar sonra yeniden baba mesleğini sürdürmeye karar vermiştir.

KAŞIKÇILIK

İnsanoğlunun eski dönemlerinden başlayarak beslenme ihtiyacında kullandığı kaşık; tahtadan, madenden veya kemikten yapılmaktaydı. Anadolu’ya baktığımızda, yemek türlerine göre kaşıkların sınıflandırıldığı görülmektedir. Çorba, pilâv, hoşaf, yemek, tatlı, sütlü tatlı, kahve, kavurma, servis kaşıklarından başka hiç kullanılmayan süs kaşıkları, kaşık kullanımının ne kadar yaygın ve zengin olduğunu ortaya koymaktadır. Türkiye’de kaşıkçılık sanatı, geçmişte çok zengin ve yaygın bir gelenek olarak varlığını sürdürmüştür. Günümüzde de, sanayinin ağır basmasına rağmen bu gelenek ve etrafında oluşan folklor malzemesi hala yaşatılmaktadır. Zamanında çok rağbet gören kaşıkçılık sanatı, gün geçtikçe eski ustalarını kaybetmektedir ve sağlıklı olan ahşap kaşıklar yerini madeni kaşıklara bırakmaktadır. Baltayla başlayan keserle noktalanan kaşığın yolculuğu son noktasına gelse de inatla bu sanatı sürdüren ustalar ellerinde keser hala kaşık yontmaktalar…

 

 

KİSPETÇİLİK

Selçuklular ile başlayan yağlı güreşler, Osmanlı döneminde bir gelenek haline gelmiş ve günümüze kadar ulaşmıştır. Padişah gösterileri için “Hasan Pehlivan bölüğü” kurulmuş, Sultan IV. Murat ve Sultan Abdülaziz’in güreşe duydukları ilgi sayesinde güreş altın çağını yaşamıştır. Yağlı güreşte pehlivanların giydikleri, belden baldıra kadar uzanan, dar paçalı meşin pantolona “kispet” ya da “kispet” denir. Kispetsiz yağlı güreş olmaz. Yetişkin bir güreşçinin manda derisinden dikilen kispetinin ağırlığı yaklaşık 12–13 kg. gelmektedir. Pehlivanın güreşteki başarısı, kispetin onun vücuduna uyumluluğu ile doğru orantılıdır. Kispet vücuda uymaz, bol veya dar olursa pehlivanın güreşteki hareketlerini engeller. Bu nedenle “kispet pehlivanın yarısıdır” denmektedir. Günümüzde el emeğine dayalı olarak üretim yapılan birçok meslek kolunda olduğu gibi kispetçilik sanatı da son demlerini yaşamaktadır. UNESCO’nun Kırkpınar’ı yaşayan kültür hazineleri kapsamına almasıyla Kırkpınar’a artan ilgiyle birlikte ayakta kalmayı sürdüren kispetçiliğin son temsilcisi Samsun’da varlığını sürdürmekte ve dünyanın dört bir tarafına Kispet üretimi yapmaktadır.

SAATÇİLİK

Saltanatlı günlerini arayan meslek… Saatçilik! Günün her anını kesin olarak belirleyen, yaşamımızın her kesitini planlamamızda etkili olan saatler bin yıllar önce ilkel yöntemlerle bulunmuş ve yakın yüzyıllarda modern halini almıştır. Osmanlılarda XVI. Yüzyılda başlayan saat yapımı XIX. yüzyılda geliştirilerek mesafe kazanmış ve Türk saatçiliğinde çağın getirdiği yenilikler uygulanmıştır. Yakın geçmişimizde saat tamiri sıkça yapılan ve gözde bir meslekti. İnsanlar köstekli saatlerinden en kaliteli pahalı saatlerine kadar hep tamir etme yoluna giderlerdi. Ancak elektronik saatlerin seri olarak üretilmeye başlanması ve bu saatlerin ucuz olması onları tamir etmeye değer bulmayan müşterilerin saatlerini bir köşeye atmasıyla da saat tamirciliği yavaş yavaş yok olmaya başladı. Bu gün küçücük dükkânlarda hala saat tamiri yapan ve elektronik saatlere kafa tutan ustalar var… Ali Usta da bunlardan biri… O sadece saat tamircisi değil mesleğinin erbabı ve filozofu…

TERZİLİK

İnsanlığın varoluşundan beri insanların giyinme ihtiyaçlarını karşılamak amacıyla başlayan ilkel terziliğin hikayesi, günümüzde hikaye olmaktan çıkmış dev tekstil fabrikalarının hikayelerinde kaybolmuştur. Avlanmayı öğrenen insanoğlunun hayvan derilerinden kendisine giysi yaparak soğuktan korunmak istemesiyle başlayan terzilik, kemik parçalarını iğne olarak kullanan insanların, deri parçalarını birbirine ekleyerek örtünme amacıyla giysiler yapmasını sağlamıştır. Asırlar sonra gelişen kumaş dokuma sanatı, kumaşların kesilip biçilmesi, dikilip süslenmesi ve insan vücudu formuna uygun hale getirilmesi ile terzilik gelişmiştir. Terzilik mesleği altın bilezikmiş bir zamanlar.  Bugünün terzi ustaları, çıraklık ve kalfalık yolları aşındırmış, bu mesleğe bir ömür adamış insanlardır. İnsanların hazır giyime yönelmesi terzilik sanatını zor duruma sokmuş, günümüz terzilerinin genelde onarma ve tadilat gibi küçük işlerle geçinmeye çalışmasına sebep olmuştur. Her şeye rağmen sanatıyla ayakta kalmayı başaran terzilerimizden birisi de Raif Amca’dır. Bir ömür adadığı atölyesinde Japonya başbakan yardımcısına ÇARŞAMBA DONU yani Çarşamba Usulü pantolon dikmiştir de kimsenin haberi bile olmamıştır. Kendi ustasından ilmek ilmek öğrendiği terziliğin inceliklerini, püf noktalarını, adabını öğretecek, bu bilgi birikimini aktaracak yeni nesillere hasrettir Raif amca.

YORGANCILIK

Çeyizlerin baş tacı bir eşya… Yorgan… Eski zamanlarda genç kızlar evlenme çağına geldiklerinde, yuva kuracakları zaman hemen yorgancıya koşarlardı. Yeni kuracakları yuvalarında, İpekli saten yorganlar her genç kızın rüyasıydı. Yorgancılar yeni evlenecek gençlerin ilk olarak uğradıkları, orada sıcacık hayallerini yeşerttikleri yerdi. Yorgancılığın Pir’inin Hallacı Mansur olduğu söylenir. Osmanlı’da padişahların seferleri, şehzadelerin sünnetleri şenliklerde geçiş törenlerinde de yer almıştır.

Yorgancılık, hallaçlık geleneksel atölyelerin, büyük fabrikalara dönüşmesiyle Osmanlı’dan bu yana sosyal hayatımızın parçası olan bu mesleği de yok olma tehlikesiyle karşı karşıya getirmiştir.

Bu mesleği inatla sürdürmeye çalışan yorgancı Mustafa ustamız dünden bu güne çok şey değiştiğini ve teknolojiye yenik düştüklerini üzülerek anlatıyor.

 

SÜPÜRGECİLİK

Süpürgecilik geçmişe nazaran temizlik aracı olarak önemini yitirirken, geleneksel bir el sanatı ürünü olarak değerini günümüze kadar koruyabilmiştir.  Kullanım eşyası olarak yapımı halen devam eden süpürgelerin nişan ve düğün geleneklerinde süs eşyası, folklorik malzeme, hatta Anadolu’nun bazı yörelerinde süpürgelerin aynalı veya süslü süpürge diye de anılan çeşitleri farklı ebatlarda ve aksesuarlarla, Türkiye’nin dört bir yanında hala rağbet görmektedir.

Tüm olumsuzluklara rağmen gelişen teknoloji ve temizlik gereçleri karşısında süpürge ve süpürgecilik el sanatı var olmaya ve direnmeye devam etmektedir.

ŞEMSİYECİLİK

Ucuzuna ucuzdu bu kırıldı der… Pahası ağır olanlara da rüzgâr kırdı deriz. Ucuz olanları atanlarda olur, atmayıp şemsiye tamircilerine götürenlerde olurdu. Günümüzde şemsiye tamircileri kalmadığı için Çin Malı denilen şemsiyelerde sudan ucuz olduğu için Dursun amca gibi şemsiye tamircilerinin pabucu çoktan dama atıldı bile… Ama yarım asırdır aynı bedestenin içinde aynı dükkanın önünde şemsiye tamir eden Dursun Usta şemsiyelerinde bir ruhunun olduğuna inanıyor. Hepsinden önemlisi para kazanmak, şemsiye tamir etmek değil. Şimdiki gençlere nasihatler vererek, göndermeler yaparak, Her gencin bir sanatı mutlaka öğrenmesi gerektiğinin de altını ısrarla çiziyor.

———

 

Onlar dünün zanaatkarları… Yaşayan tarih birçoğu, dünün bu güne izdüşümü, dün ki yaşantıların vesikası…Onlar SON KALANLAR! Son kalan el sanatı ustaları…

Ne diyelim bizler gittik / gördük, yazdık / çizdik, fotoğrafladık / belgeledik. Ve tüm gördüklerimizi sizlerle paylaştık.

Bir varmış bir yokmuş diyor hikâyelerin başı. Ustalarımız ve temsil ettikleri sanatlarda dün vardı bugün yok olma tehlikesiyle karşı karşıya. Hatta bazıları yok oldu bile.

Teknoloji çağında beton kozaların içerisinde yetiştirdiğimiz çocuklarımız bu sanatlardan bu ustalardan bir haber büyümesin istedik…

“SON KALANLARA SELAM OLSUN….

SAMSUN SAMGİAD YÖNETİMİNE SONSUZ ŞÜKRANLARIMI SUNARIM….

 

Erkan Ayçam

Beğene bileceğinizi düşündüklerimiz...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir