SON KALANLAR…/ Geçmişten geleceğe aktarılan değerlerin koruyucusudur onlar

Share

Herkes İyi Bilmeli Şu Değişmez Gerçeği Geçmişini Korumayan Kuramaz Geleceği…

Harama bakma. Haram yeme. Haram içme. Doğru, sabırlı, dayanıklı ol. Yalan söyleme. Büyüklerden önce söze başlama. Kimseyi kandırma. Kanaatkâr ol. Dünya malına tamah etme. Yanlış ölçme, eksik tartma. Kuvvetli ve üstün durumda iken affetmesini, hiddetli iken yumuşak davranmasını bil. Kendin muhtaç iken bile başkalarına verecek kadar cömert ol.

Toplumsal ihtiyaçlar farklı alanlarda ve sanatlarda ustalaşmayı tetikleyerek ustaların günümüze kadar sanatlarını icra etmelerini sağlamıştır. ÇIRAKLIKLA BAŞLAYAN SANAT ve MESLEK ÖĞRENME SÜRECİNİ, KALFALIKLA PEKİŞTİRİREREK başarıyla tamamlayanlar, yaşamını bir sanatın veya mesleğin USTASI olarak devam ettirme ayrıcalığına sahip olmuştur. İnsanlık, ihtiyaç duyduğu ve ihtiyaçlarını gidermekte çaresiz kaldığı her şeye icatlar vasıtası ile sahip olabilmiştir. Her icat bir mucidin ve bu mucitlerde USTALIK müessesesinin oluşmasını sağlamıştır. Yüzyıllar öncesinin ustalarının günümüze taşıdığı değerler silsilesi hala varlığını devam ettirmeye çalışsa da bazı ustalık gerektiren sanatlar teknolojiye ve çağın yeniliklerine yenilmiş, çırak ve kalfa yetiştiremeyen ustalar ve zanaatları yok olma tehlikesiyle karşı karşıya kalmıştır. Samsun ili önemli bir ticaret merkezi ve durak noktası olması sebebiyle tarih boyunca birçok ustanın yetişmesini sağlamıştır. Bu yazıda Samsun’un SON KALAN USTALARININ geleceğe dair söylenmiş sözlerini ve bugün ki görüntülerinin geleceğe iz düşümlerini izleyeceksiniz…

 

 

 

 

 

 

BEŞİKÇİLİK

Orta Asya’da yapılan kazılarda M.Ö. I. yüzyıla ait bir Hun gömütünde bulunan malzemeler arasında beşik de vardı. Türkçe kökenli bir kelime olan Beşik, “Süt çocuklarını yatırmaya ve sallayarak uyutmaya yarayan, tahta ve demirden yapılmış sallanır bir çeşit küçük karyola. “Bir şeyin doğup geliştiği yer.” manasında kullanılmaktadır. BİR VARMIŞ BİR YOKMUŞ EVVEL ZAMAN İÇİNDE KALBUR SAMAN İÇİNDE, Ben annemin beşiğini tıngır mıngır sallar iken… Geleneksel yöntemlerle yapılan ve kullanım devrini artık yitiren beşikler babalarımızın ve dedelerimizin içinde büyüdüğü bir zamanların en gözde çocuk karyolaları idi. Beşikçilik sanatı diğer pek çok el sanatlarımızda da olduğu gibi artık turizm sektörüne hitap eden bir süs eşyası olarak yaşam alanı bulmak için çabalamaktadır. Artık kaç beşikçi ustası baba mesleğini çocuğuna öğretmeyi düşünecektir. Artık hangi genç bu mesleği sürdürmek için öğrenmeye ihtiyaç duyacak veya zorunlu kalacaktır. Hangi anne ve baba bu yeni yetme karyolalarda eskimiş ninniler, modası geçmiş, sevgi sözleri fısıldayarak uyutacaklardır çocuklarını. Yeni moda karyoladaki bebeklere alaturka ninnileri hangi anne söyleyecektir. Manilerimizin, türkülerimizin bilmecelerimizin hatta masallarımızın içinde bulabileceğimiz beşikler artık evlerimizde dahi yer bulamıyor… BİR VARMIŞ BİR YOKMUŞ… BİR BEŞİKÇİ VARMIŞ…

AYAKKABICILIK

Çarşamba ayakkabısının bilinen tarihi 1950’li yıllara dayanmaktadır. Bu tarihlerde ağırlıklı olarak kara lastiğin kullanılması ve ayakkabının henüz yaygınlaşmaması, Çarşambalı ustalara ilham vermiş ve kara lastikten yola çıkarak tek parça dana derisinden üretilen ayakkabı imalatını başlatmıştır. Bu ayakkabılar en parlak dönemlerini 1965-1980 yılları arasında yaşamıştır.

Türkiye’deki hayat tarzının her geçen gün değişmesi, makine ile üretilen ayakkabıların pazara hâkim olması, Çarşamba ayakkabılarının çağa ayak uyduramaması, ona olan ilginin zamanla azalmasına sebep olmuştur. Kendilerine çırak bulamayan ustalar, artık bir kültürel değer haline gelen Çarşamba ayakkabısını yaşatmaya çalışmaktadır. Eskisi gibi olmasa da günümüz ustaları hala Türkiye’nin farklı illerine Çarşamba Yumurta topuk ayakkabısını imal edip yollamaktadır. Ayrıca Çarşamba’nın dünyaca ünlü ayakkabısı “yumurta topuk ayakkabı” bir turizm ikonu olarak da varlığını sürdürmektir.

 

 

 

 

 

 

 

 

DEMİRCİLİK

Türklerin en kıymetli ve eski el sanatı…

Demircilik, Türklerin en eski el sanatlarından birisidir. Anadolu’nun fethinde, Osmanlının nice şanlı zaferinde demircilik mesleği hep saygın bir yere sahip olmuştur., Ergenekon destanında demir dağının eritilip oradan yol alındığı ve o günün de kutsal sayıldığı anlatılır. Demircilik bir doğu sanatıdır. Bu meslek doğuya yapılan akınlar ve seyahatler neticesinde batıya yayılmıştır.

Bir inanışa göre demirciliği insanlığa Hz. Davut öğretmiştir. Bundan dolayıdır ki Hz. Davut demircilerin koruyucusu olarak bilinir.

KALAYCILIK

İnsanlığın en eski dönemlerinden itibaren işlenen kalay elementi, bakırdan yapılan araç gereçlerin korunması için kullanılmış ve bu uğraş kalaycılık sanatını doğurmuştur.

Ve bakırcılık nerede gelişmişse, kalaycılık da onunla birlikte gelişmiştir. Bakırın zamanla zehirlenmelere yol açması, onun kalaylanması gereğini ortaya çıkarmıştır. 1950 ve 60 ‘lı yıllara kadar en küçük yerleşim bölgesinde dahi bir kalaycı dükkânı bulunması, bu zanaatın ne kadar önemli olduğunun en büyük göstergesidir.

Kalaycılık sanatı, evlerimizde kullandığımız bakır eşyaların varlığını sürdürdüğü müddetçe devam edecektir. Günümüz ustaları, gelişen ve değişen dünyanın toplumsal ihtiyaçları da değiştirmesiyle beraber, çırak bulmakta sıkıntı yaşadıklarını ve kalaycı ustalarının artık yetişmediğinden dem vurmaktadırlar.

 

BAKIRCILIK

İnsanoğlunun bakırı bulup işlemesini öğrenmesi M.Ö. 5000-3000 tarihlerinde Kalkolitik Çağ denilen Bakır Çağı ile başlamıştır. Bir Çağ’a ismini vermiştir bakır.

Bakırcılık sanatı 1960’lı yıllara kadar önemini korumuş, çok sayıda usta tarafından sürdürülmüştür. 1960’lı yıllarda alüminyum, plastik ve daha sonraları çelikten imal edilmiş fabrikasyon türü mutfak gereçlerinin piyasaya hâkim olması ile bu sanat önemini yitirmiştir. Kalaylanmış bakır kaplarda pişen yemeklerin lezzetleri 1980 ve öncesi kuşakların hala damaklarındadır. Hatta bazı Osmanlı Mutfağı lezzetlerini sunan restoranlar özellikle yemek yapımlarında kap olarak hala bakır eşyaları kullanmaktadır. Bugün hala inatla BAKIRCILIK sanatını sürdüren ustalar olmasına rağmen gün geçtikçe çırak ve kalfa yetiştirilemeyen bu meslek de yok olmaya yüz tutmuştur.

 

Erkan Ayçam

Gezgin Kitap

You may also like...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir