STİGMA (ETİKETLEME-DAMGALAMA)

Share

Stigma (farklılık ve eksiklik varmış gibi etiketleyerek dışlama, damgalama) özellikle ruhsal bozukluklara ve ruh sağlığı bozulmuş kişilere dönük olarak işleyen bir baskı mekanizması olarak daha çok kullanılmaktadır ve bunu yapan güç sahipleri bu mekanizmadan kendilerini muaf tutmaktadır. Aslında bu bir toplumsal zorbalıktır. Kendi etiketlenmesinde başkasını öne sürerek öz savunma ve koruma gereksiniminin neden olduğu bir zorbalık…

Stigma ya da etiketleme toplumsal öğrenilmiş davranış ya da klişeleşmiş kültürün kuşak ötesi aktarılan, incitici ve ötekileştiren, ruhsal yönü daha ağır basan zorbalığıdır. Aslında etiketleyen kişi ya da topluluk kendi normal dışı farklılığının getirdiği huzursuzlukla baş etmek için kendi sorunsalını daha nitelikli, dürüst, hedefleri olan ve üretken kişilere projekte etmede (yansıtmada) ve onları güçsüzleştirmede bir enstrüman olarak kullanmaktadır stigmayı.

Mücadele etmede zorlandıkları ve onlar kadar olamadıkları kişileri hak etmedikleri şekilde engellemek ve motivasyonunu kırmaktır stigma… Aslında ince hesaplanmış, legal olmayan, rekabeti ve en iyinin olmasını sevmeyen bir tarafı vardır.  Genellikle sadece kendi çıkar ortamını oluşturmaya yönelik kullanılır stigma.

Hak edilenin elde edilmesini engelleyen, bireye nerdeyse yaşam ya nefes alma hakkı tanımayan, alternatif olarak normal dışı yollara zorlayan, toplumsal barışı, ruhsal sadeliği ve zindeliği ciddi örseleyen ve terörist meyillere kapı açan çok kötü bir şeydir stigma.

Çok kolaydır etiketlemek… Merak etmek, gözlemlemek, paylaşmak, anlamaya çalışmak destek vermek ve bireyi kazanmak yerine damgalamak, şans ve fırsat vermemek. İşin kolayıdır.

Stigma var olan gizli yeteneğin ortaya çıkmasını engeller. Genç kendisini gösterme fırsatı elde edemez. Özellikle sosyal fobisi olan ve toplumsal iletişim bozukluğu yaşayan gençler kaygının potansiyel ve kapasitesini verime yansıtmasını engellemesine kurban gidebilirler, motivasyonları azalabilir ve üst üste geldiğinde düşük benlik saygısı kaçınılmazdır. ‘O zaten hep böyle, yine yaptı yapacağını, bunu yaptığına şaşırmadım, yapsaydın şaşırırdım, sana güvenende kabahat’ şeklinde stigma kokan ifadeler kendisine güveni ve sosyal içe çekilmesini daha çok pekiştirir gencin. Bunun yerine daha iyi yapması için somut olarak gösteren, fark etmesini sağlayan, bunu birebir ve sohbet şeklinde yapan destek sistemlerini oluşturmak, daha çok enerji harcanmasını gerektiren ancak işin sonuca giden ve doğru olan tarafı stigma daha oluşmadan…

Dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu ve özel öğrenme güçlüğü olan çocukların davranış sorunları, öğrenme örüntülerinin istikrarsızlığı ve yetersizliği, sosyal becerilerinin ve öz denetimlerinin yeterince iyi olmaması az görülmeyen yapısal çıkmazları ve zorluklarıdır. Ancak bunun suçlusu onlar değil! Böyle olmalarına neden olan beyin mekanizmasını onlar istemediler. Destek vermek ve sorunsalın nedenselliği üzerine kafa yormak yerine, bunları bilerek yapıyorlarmış gibi sorgulayarak, hesap sorarak, dışlayarak ve suçlayarak ceza vermenin adıdır stigma. Aslında bunun “Senin burnun niye büyük?” ya da “Boyun niye kısa?” gibi sorgulamak ya da sormaktan hiçbir farkı yoktur. Aslında örneğin özel öğrenme güçlüğünün öğrenme istikrarsızlığı ve sosyal baş etme yetersizliği yanında kimsenin başaramadığını başarmak, düşünemediğini kompleks şekilde düşünmek gibi yetenekleri varken. Stigma yerine bu taraflarını görelim, buradan yakalım lütfen…

Okulda Stigma

Yeter ki; biraz hareketli, itiraz eden, sorgulayan, derste konuşan, hafif kontrolsüz ol. Ya da derslerin biraz kötü olsun, eğitim verenlerin kafasındaki şablona biraz uymamış ol. Birazcık da bunu sürekli yap. ‘‘Çocuğunuzun çaresine bakın, bu yaptığı ilk değil, yine o yapmıştır (yapmadığı halde), sen ne biçim çocuksun (herkesin içinde)’’ şeklinde stigma yaklaşımları hemen hazırdır. Bir de çekinikliği var. Hakkını savunamıyor. Ders başarısı da düşükse, yani güçlü tarafları da yeterince yoksa devamlı üzerine git;  stigmayı olabildiğince pekiştir, işi çetrefilli, içinden çıkılmaz hale getir, nefes almasına bile fırsat verme! ‘Düşene bir de sen vur’ misali… Bunu arkadaşları yapabilir. Ancak değerli eğitimcilerimiz buna fırsat vermeyelim. En azından pekişmesini ve sürekliliğini engelleyelim. Kendisinin her haliyle önemli olduğunu hissettirelim. Yetersizliklerini ve sorunlarını sınıfta arkadaşlarının içinde yüzüne vurmak, uyarmak onu hedef göstermektir, bir şekilde etiketlemek, ‘sen busun’ demektir. Bunun yerine birebir konuşarak farkında olmasını sağlayan sohbetler yapalım, yapıcı olalım.

Evde Stigma

Sevgili anne- babalar her çocuk bir değildir; kardeşlerine ya da arkadaşlarına mutlaka benzemek, onlar gibi olmak zorunda değil. Hep aynı olmadığı halde, iyi şeyler de yaptığı halde hep aynıymış gibi algılayarak ve yaptığı güzel şeyleri görmeyerek farkında olmadan çocuğumuzu damgalayabiliyoruz. Çocuğumuzun yeteneklerini ve çıkmazlarını iyi bilelim. Yani onu iyi ölçüp biçelim, ona göre elbise dikelim ki; ona diktiğimiz elbise ona tam olsun. Kendimize göre çocuğu ölçmeden elbise dikersek o elbise çocuğa olmayacaktır. Sonrasında bunun suçlusu çocukmuş gibi davranıp topu ona atmayalım, dışlamayalım ve onunla güç savaşına girmeyelim. Onu sadece kendisi olduğu için sevmek, çocuğa göre yaklaşım göstermek ve özelliklerine göre davranmak ideal ebeveynliktir, unutmayalım.

Psikiyatrik Tedavi Ve Destekle İlişkili Stigma

Ülkemizde psikiyatrik destek almak, özellikle ilaç tedavisi kullanmak sanki bir suç! ‘’Bulaşma ona, zaten ilaç da alıyor, deli o, psikiyatriye gidiyor’’ şeklinde dışlama ya da etiketleme ruhsal durumlarda çok daha fazla ve kolay olmaktadır. Kültürümüz ve kuşak ötesi aktarılan değerlerimiz ne hazindir ki ruhsal desteğe ve tedaviye hep mesafelidir, tedavi alanları hep dışlayıcıdır. Ruhsal hastalıkların fiziksel hastalıklardan hiçbir farkı olmamasına ve çağdaş toplumlarda psikiyatrik danışmanlık almak entelektüel düzey göstergesi olarak algılanıp değe görmesine rağmen ülkemizde durum bu…

Özellikle okulda ya da sınıfta basit bir dikkat ilacı alan çocuk etiketlenip sorunluymuş ya da deliymiş gibi yaklaşım görüyor. Bunun üzerinden abartılı ve doğru olmayan yorumlar, yanlış ve eksik bilgiye dayalı konuşmalar aslında çocuğunun gereksinimi olan aileleri yıldırıyor, aklını karıştırıyor ve destek alma motivasyonlarını ortadan kaldırıyor. Ayrıca bırakın uzmanı olmayı konuya tamamen yabancı olan  (buna bazı gazete köşe yazarları da dahil) kişiler bu konuda etiketleyici, doğru olanı yapan ve uygulayan kişileri sorgulayıcı ve tamamen yanlış yönlendirici konuşmaları ve müdahaleleri rahatlıkla ve fütursuzca yapabilmekteler ne yazık ki… Özellikle otistik özellikler gösteren çocukları ‘otizm hastalık, bozukluk değil, farklılıktır’’ şeklinde farklılaştırmak tam bir stigmadır. Çünkü otizm farklılık değil normalin bir varyantıdır.

Çözümü Var

Kişilerin kendi yeteneklerinin farkına varması ve bunu en üst düzeye çıkarmayı hedeflemesi, mutlu birey ve mutlu toplum düzeyinin yakalanması. Çalışanın ödüllendirildiği ve cezalandırılmadığı bir yaklaşım kültürü ve bunun uygulanması. Zorluklar ve yetersizlikler ile baş etmede telafi aracı olarak stigmanın kullanılma gereksinimini ortadan kaldıracaktır. Kişilerin farklılığını, farklı düşünme ve davranışı normalin varyantı ya da zenginlik olarak gören bakış açısı stigmanın belki en iyi ilacı. Ön yargısız gerçeği öğrenme gayreti içinde olmak, araştırmak, bilginin doğrusuna sahibi olmak için okumak stigmayı çok kolay yok edecektir belki;  belki de tek başına empati yapmak bunun için yeterli olacaktır. Çok zor değil, çok kolay. Sadece bakış açısını değiştirmek, normalize etmek, koşulsuz ve yönlendirilmeden düşünmek.

Kendi olduğu için sevmek, öyle kabul etmek, çocuğu ya da genci artıları ve eksileriyle bir bütün olarak görmek, yeteneklerinin farkına varmak, onun üzerinden gitmek, başardığında ve iyi şeyler yaptığında dillendirmek, yeterince başaramadığında ve olumsuz durumlarda gerekirse bunu yok saymak kim bilir belki stigmanın düşmanıdır.

Sonuç: o bireyi kazanmak, topluma kazandırmak, güçlü kılmak, üretken yapmak. Bu şekilde kendimizi ve herkesi mutlu etmek.

Herkese sağlıklı ve mutlu günler dilerim… Önümüzdeki yazımızda buluşmak dileğiyle…

 

Uzm. Dr. Mahmut Çakır

Çocuk Psikiyatri & Çocuk Hastalıkları Uzmanı

You may also like...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir