Yakın dostu Atatürk’ün Kızı Ülkü Adatepe’yi Anlattı

Share

Cumhuriyetimizin kurucusu ulu Önder Atatürk’ün manevi kızı merhum Ülkü Adatepe’nin yakınlarından biri olan Sudeh Sotudeh, HaberHayat Dergisi’ne konuştu.

Sotudeh, Atatürk’ün yadigarı olarak Türk milleti için özel bir yere sahip olan Adapete’yi anlattı. Uzun yıllardır Türkiye’de yaşayan Sotudeh, yaptığı çalışmalardan bahsetti.

Röportaj: Yasir BABA

 

 

 

 

 

 

 

 

 

HABERHAYAT: Okurlarımız için kendinizi tanıtabilir misiniz?

SUDEH SOTUDEH: Öncelikle beni konuk ettiğiniz için teşekkür ederim. Psikoloji mezunuyum ama modaya ilgim olduğu için moda editörlüğü yapıyorum. İran’da uzun yıllar bu işi yaptıktan sonra şimdi Türkiye’de devam ettiriyorum. Ama her şeyden önce iki çocuk annesiyim.

İran-Irak Savaşını yaşadım. Halepçe katliamına yakından tanık oldum. 2001 yılında çocuklarımla birlikte İstanbul’a yerleştim.

Annem şiir yazan bir kadın… Üç şiir kitabı var. Şu an 75 yaşında olmasına rağmen hattati ustası oldu. Ben her zaman annemi örnek aldım. Bundan dolayı ben de yazmaya başladım ve Yüreğimin Ayak Sesleri isimli bir kitap yazdım. Daha sonra da 2. Kitabıma başladım.

Dedem İran’ın ilk avukatlarından biriydi. 101 yaşında hayatını kaybetti. Aile üyelerimiz hep okur-yazar insanlardı. Bu huy bana da geçti. Burada (Türkiye’de) senelerce kendimi işe verdiğim için yazmayı bırakmıştım ama 1. Kitabımdan sonra bir karar verdim. Her şeyden uzak, huzurlu bir yerde 2. kitabımı bitireceğim. Eşim, bana bu konuda çok büyük destektir. Bana her zaman “O kadar özel şeyler yaşamana rağmen az yazıyorsun, gölgede kalmayı tercih ediyorsun” der.

HABERHAYAT: Atatürk’ün manevi kızı Ülkü Adatepe ile olan yakınlığınız biliniyor. Bize Ülkü Hanım ile olan ilişkinizi anlatır mısınız?

SUDEH SOTUDEH: Hayatımdaki en güzel hatıralar, anlar bu soru içindedir. Sanki dün gibi… Türkiye’ye gelmiştim. Türkçem de iyi değildi. İstanbul’da Arnavutköy’de evimin yakınında bir balıkçıda oturuyordum. Nur yüzlü bir kadın, yardımcısıyla beraber yanımdaki masaya oturdu. O hanımefendi yemek yerken ara ara bana bakıyordu. Sonunda ‘İranlı mısınız?’ diye sordu. Ben de ‘evet’ deyince Süreyya Bahtiyari’den başladı ve Muhammed Rıza Şah’ı ikinci eşine kadar bana bazı sorular sordu. Çok tatlı bir konuşmaydı. Ve ben konuşma esnasında o hanımefendinin İsmet İnönü döneminin Savuma Bakanı Mustafa Dağla’nın eşi Cahide Dağla olduğunu öğrendim. Aynı zamanda Ülkü Adatepe’nin de yakın arkadaşıymış.

Cahide Hanım, ertesi gün beni aradı ve “Seni çok özel birinin yanına götüreceğim” dedi. Yolda bana “Seni Atatürk’ün kızının yanına götürüyorum” deyince çok heyecanlanmıştım.  Böylece Ülkü’mle tanışmış oldum.

Onu ilk gördüğümde elimi tuttu, çok ciddi bir bakış attı bana ve “Otur” dedi. Görüşme esnasında benimle hiç konuşmadı sadece ara sıra derin derin bana bakıyordu ta ki; ayrılma vakti gelene kadar. Bütün misafirler kalktı, ben de kalktım. Ülkü’m bana baktı ve “Çarşamba günü dernek toplantımız var, Sen yanımda ol” dedi. Bu şekilde farkında olmadan Ülkü’m benim hayatıma girdi. O benim manevi annem oldu. Ben onun manevi kızı oldum. Bazı akşamlar onun evinde kalıyordum, beraber uyuyorduk. Uzun uzun konuşmalarımız oluyordu. Onun sayesinde Türkiye’de önemli kişileri tandım. En ünlü insanların gerçek hayatlarını yakından gördüm. Ve yalanla gerçek arasındaki farkı tecrübe edindim.

HABERHAYAT:  Ülkü Hanımın Türk toplumu nezdinde özel bir yeri var. Bir nevi Atatürk’ün emaneti algısı var. Siz Ülkü Hanıma yakın biri olarak onun ağzından Atatürk’ü muhakkak dinlemişsinizdir. Varsa böyle bir anınızı bizimle paylaşır mısınız?

SUDEH SOTUDEH: Her şeyden önce kendimi çok şanslı hissediyorum; böyle özel insanların yanında zaman geçirdiğim için… Ülkü’üm sadece Türk toplumu için değil bütün dünya için çok özel bir kadındır. Atatürk’ün manevi kızı, son yadigârı… Onun ağzında Atamızdan dolu dolu hatıralar var. Hangisini anlatayım…

Beni en çok etkileyen anılardan birisi Florya Köşk’te geçmişti. Ülkü Annem, beni bir odaya götürdü. Orada küçük bir yatak vardı. Bana baktı ve “Sudeh bu oda benim odam” dedi. Gözleri bir çocuk gibi oldu. Sanki 5-6 yaşlarındaydı. Çok duygulanmıştım o an.

Nasıl yüzmeyi öğrendiği gibi birçok hatırasını anlatıyordu bana Atatürk’le ilgili. Bir kere 10 Kasım günü beni Dolmabahçe’ye götürdü. Ata’nın odasına girme zamanı gelince ben “Burada bekliyorum, siz içeri girin lütfen” dedim. Ülkü’m, “Hayır, gel benimle, yanımda kal” dedi. Törenden sonra Ülkü’me “Muhabirler hariç sadece ben yabancıydım” dedim. Çok şefkatli bir şekilde bana baktı ve “Sen benim kızım gibisin. Bunun için kan bağına gerek yok… Ben bunu Atatürk’ten öğrendim” dedi. O günden sonra gerçek kızı gibi hep Ülkü’mün yanında kaldım.

HABERHAYAT: Ülkü Hanım nasıl bir kadındı?

SUDEH SOTUDEH: Ondan ne kadar bahsedersem azdır. En bariz özelliği çok şefkatli olmasıydı. Allah rahmet eylesin ona. Biliyorum ki; yukarından bana bakıyor şimdi. Çok açık görüşlü, çok akıllı bir kadındı. Herkese karşı çok mütevazi ve mülayim davranırdı. Yemek konusunda çok seçici bir kadındı. Bazı zamanlar saklambaç oynuyorduk onunla. İlaçlarını unuturdu, ben hatırlatırdım.

HABERHAYAT: Türk ve İran toplumlarını yakından tanıyan biri olarak kadına bu iki toplumda verilen değeri nasıl değerlendiriyorsunuz?

SUDEH SOTUDEH: Bu çok derin bir konudur. Biliyorsunuz ki; biz buradaki kadınlar, doğu kadınlarıyız. Bu bizim için bir gurur bence. Belki bu düşüncem birçok kişiye farklı gelebilir ama bence doğu düşüncesi batı düşüncesinden daha zengin. Bence doğu düşüncesi tamamlanmayı arıyor, batı düşüncesi ise mutluluğu arıyor. Bir doğu kadını tamamlanmak ister acı çekse bile… Bir batı kadını ise mutluluğu arıyor. Mutluluk bir duygudur ama tamamlanmayı istemek bir harekettir. Mutluluk insana durmaya öğretirken; tamamlanmayı istemek gitmeyi öğretir. Maalesef günümüzde bizim doğu kadınları eski değerlerini arıyorlar. Olması gerektiği gibi olmalarına izin vermiyorlar.

HABERHAYAT: Kadınlar özellikle iş dünyasında maalesef birçok zorlukla karşılaşıyorlar. İş dünyasında ve sosyal hayatta güçlü bir kadın olarak kadınlara bu konuda ne gibi tavsiyelerde bulunmak istersiniz?

SUDEH SOTUDEH: Bir kadının çalışması için illa ki çalışması gerekmiyor bence. Önce çalışmanın manasını bilmek lazım! Çalışma nedir sizce? Bir kadın müstakil olmak için, bir erkeğe bağımlı olmamak için gidiyor her türlü hatalı işler yapıyor ve bir sermaye ortaya çıkarıyor, sonra ‘Ben bağımsız, güçlü bir kadınım” diyor. Kusura bakmayın; ben ona çalışmak demiyorum.

Biz hep kadınlar mağdur olduğu için kadınları müdafaa ediyoruz ama bence çoğu durumlarda erkekler de mağdur oluyor. Önce bunu fark etmemiz lazım. Güç ne demek? Bu mevzu çok derin bir mevzudur. Maalesef bizim kadınlarımız 2. kısım oldu. 1. Kısım gerçekten çalışan kadınlardır. 2. Kısım ise; görüntü olarak çalışan kadınlardan oluşuyor.  Benim düşünceme göre İran kadınları ve Türk kadınları aynıdır.

 

 

 

 

 

 

 

 

HABERHAYAT: Sizden Türk ve İran edebiyatlarını kıyaslamanızı istesek…

SUDEH SOTUDEH: İran, çok derin bir edebiyata sahiptir. Çok değerli şairlerimiz var; Sadi Hafızi, Şirazi… Hem hekim hem de sufi İbni Sina var mesela… Türk edebiyatı da o kadar güzel ve o kadar derinlikli eserlere sahip ki; bir İranlı olarak bazı zamanlar okurken ağlıyorum…

HABERHAYAT: Siz aynı zamanda bir de yazarsınız. Kitaplarınızdan bahsedebilir misiniz bize?

SUDEH SOTUDEH: Kitabımın bazı eksik ve kopuk parçaları olmasına rağmen başarılı bir kitap oldu. Ben farklı bir memleketten buraya geldim. Eğer bir kadın kendi memleketinden iş sahibi veya unvan sahibi olması elbette gurur verici bir şeydir. Ama bir kadın başka bir memlekette, başka bir kültürde yanında kimse olmadan unvan sahibi oluyorsa bu büyük bir mücadelenin eseridir ve daha büyük bir gururdur. Bu nedenle bir kadın olarak şunu söylemek istiyorum; Kadın ne isterse yapabilir. Kendi gücümüzün farkında olmalıyız. Gücümüzü doğru ve sağlam bir yolda harcamamız lazım. Umarım ikinci kitabım okuyan insanlara daha fazla bir şeyler versin. Son olarak bir şey açıklamak istiyorum. 1 seneye yakın evde hattati yapıyorum. Çok yakın zaman içinde arkadaşlarımla paylaşmak istiyorum. Umarım bütün dostlarım bu zengin sanat için bana destek verirler.

HABERHAYAT: Sosyetenin içinde bulunan bir kadın olarak içinde bulunduğunuz camiaya bakışınız nedir?

SUDEH SOTUDEH: Açıkçası artık sosyete kalmadı. Son 10 yıldır her şey çok hızlı değişti. Herkes kafasına göre modacı, estetikçi, mimar veya yazar olabiliyor. Yeter ki; bir şekilde para olsun. Bir röportaj yapıp sosyete olan çok insana şahit oldum. Uzun bir konudur bu aslında… Ben, beni teşekkür ettiğiniz için çok teşekkür ediyorum. Umarım güzel memleketim Türkiye her zaman güçlü, huzurlu ve dolu dolu değerli kadınlara sahip bir memleket olur.

You may also like...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir